Kolay Olan Mezhep Görüşleriyle Amel Edilebilir mi? Mezhep Değiştirmek Mümkün mü?

İHTİSAS

Mezhep değiştirme ve tetebbu'u'r-ruhas (kolay olan fetvâlarla amel) mes'elesi nedir? Mezhebe bağlılık konusunda yaklaşımlar nelerdir? Müftî merkezli yaklaşım ve mukallidin konumu nedir? Kolay olan mezhep görüşleriyle amel edilebilir mi? Mezhep değiştirmek mümkün mü?

Hazırlayan: Dr. Mehmet Büyükmutu

Kendisi fıkhî bilgi üretemeyen avâmın (müctehid dışındaki kimselerin) üzerine düşen sorumluluk, Allah Teâlâ'nın “Bilmiyorsanız işin ehli olan kimselere sorun.” (Nahl, 16/43) ayetiyle hareket ederek fetvâ sorabilecekleri bir müftî bulmaktır. Bu durum klasik anlamda, taklit dediğimiz hususun delilini teşkil etmektedir. Fetvâ soran kimsenin sorumluluğu fetvâ sorabileceği güvenilir bir müftî bulmak ve ona başvurmaktır. Bu durumda müsteftî (dini bir mesele hakkında hüküm (fetvâ) soran kişi) ister bir müctehidin tüm görüşlerini taklit eder, ister bir mezhebe mensup olur, isterse karşılaştığı her meseleyi müftîye sorarak tek tek cevap alır. Ancak her halükârda onun üzerine düşen, aldığı fetvâ ile amel etmesidir; mezhep veya müctehid tercihi yapması değil. Bu yalın ve anlaşılır çerçeve zaman zaman karmaşık ve zor bir hâle getirilmektedir.

Mezhep Değiştirme ve Tetebbu'u'r-ruhas (Kolay Olan Fetvâlarla Amel) Mes'elesi

Tarihsel süreçte mezhep değiştirme konusu, mezheplerin kolay olan görüşlerini bulma ve bunlarla amel etme temayülüne karşı alınmış bir tedbir olarak ifade edilmektedir. Söz gelimi mezheplerin birbirine göre uygulanması kolay sayılabilecek görüşlerini araştırıp bunlarla amel etme arayışına girmeyi fakihler tetebbu'u'r-ruhas şeklinde kavramlaştırmış ve bunu din ile alay etme ve şer'î konuları hafife alma (tesâhül) olarak değerlendirmişlerdir. Bu saiklerle çeşitli mezheplerin görüşleri arasında tercih yapma ve bunlardan fetvâ verme yetkisi sadece müftîlere verilmiş, birçok fakih ve usulcü tetebbu'u'r-ruhas şeklinde anlaşılabileceğinden dolayı mezheplerin kolay olan görüşlerini araştırma ve bunlarla amel etme şeklindeki tutumu uygun görmemişlerdir. (en-Nâtıfî, 2016, 2/145-146; el-Cürcânî, 2015, 2/145-146; İbn Nüceym, 1997, 6/451)

Mezhebe Bağlılık Konusunda Farklı Yaklaşımlar

Kâdî Cüken el-Gücerâtî her ne kadar bu konu geçmişte farklı boyutlarda ele alınmış olsa da evleviyet, istikrar ve isabetlilik açısından muayyen bir mezhebe bağlı kalarak amel etmenin daha doğru olduğunu söylemekte, bununla birlikte mezhep taassubunun (mezhepçiliğin, mezhebi kutsallaştırmanın) da olmaması gerektiğini belirtmektedir. Buna ek olarak bazı fakihlerin mezhep değiştirmeyi katiyen caiz görmediğini, bazılarının her halükârda caiz olduğunu, bazılarının ise konunun duruma göre değerlendirilmesinin daha uygun olacağı yönünde görüş beyan ettiğini belirtmektedir. (el-Gücerâtî, Murad Molla Koleksiyonu, 1095, vr. 10a-11a.)

Yine Şâh Veliyyullâh ed-Dihlevî ve İmam Cüveynî, mukallidin taklit etmeksizin şer‘î bilgiyi elde edemeyeceğini, bu sebeple dört mezhepten birini (Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî) takip etmesi gerektiğini ifade etmektedirler. (el-Cüveynî, 1997, 3/1352; İbn Salâh, 1986, 161; Takî el-Osmânî, 2014, 79) Tarihsel süreçte en çok tavsiye edilen tutum ve genel kanaati temsil eden ihtiyatlı görüş bu şekilde cereyan etmiştir.

Müftî Merkezli Yaklaşım ve Mukallidin Konumu

Buna karşılık bazı usulcüler, bu konuyu bir mezhebe bağlılık yerine müftîden fetvâ almak esası üzerine bina etmektedir. Bu çerçevede hem kolaylık olması hem de sorumluluktan kurtulabilmesi için “Avâmın mezhebi yoktur, mukallidin mezhebi, fetvâ sorduğu müftînin-müctehidin mezhebidir.” yaklaşımını sergilemişlerdir. (İbnü’l-Hümâm, 1351, 151; el-Âmidî, 2005, 2/459; İbn Âbidîn, 2003, 1/48-49; es-Sehâlevî, 2002, 2/438) Özellikle Hanefî fakihlerinden İbnü'l-Hümâm mezhep tercihi yapabilmenin belirli bir ilmî donanım gerektirdiğini, bu donanıma sahip olmayan bir kimsenin de “Hanefî veya Şâfiî olduğunu söyleyerek” kendisini belirli bir mezhebe nispet etmesinin ilmî bir karşılığının bulunmadığını ifade etmektedir. (İbnü’l-Hümâm, 2003, 7/238-239; ed-Dihlevî, 2014, 73)

Bu yaklaşım, fıkhî konularda mukallidin dilediği gibi esnek hareket edebileceği ve nihayetinde herhangi bir mesuliyetinin olmayacağı şeklinde bir anlayışı ifade etmemektedir. Bilakis müsteftîler için aslolanın, mezhebe mensupluk iddiasında bulunarak tüm görüşleri bilme zorunluluğu taşımak değil, fetvâ soracakları ahlâkî ve ilmî noktada güvenilir müftîler bulmak olduğu anlamına gelmektedir. (İbnü’l-Hümâm, 2003, 7/238-239; İbrâhîm el-Halebî, 1325, 3/447; ed-Dihlevî, 2014, 73) Nitekim mezhep tercihinde bulunmak, o mezhep ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmayı ve kısmî de olsa fıkhî bir melekeye sahip olmayı gerektirmektedir. Bu bağlamda Abdülhayy el-Leknevî, delilini daha kuvvetli bulduğu için bir kimsenin diğer mezhebin görüşüyle amel etmesinin onu mezhep dairesinden çıkarmayacağını; bunun tam olarak taklidin bir parçası olduğunu ifade etmektedir. Buna örnek olarak Leknevî, Şâfiî mezhebinden olan Ebû Cafer et-Tahâvî’nin (v. 321) dayısı Müzenî (v. 264) ile arasında geçen bir diyalogdan dolayı Hanefî mezhebine geçtiğini, bu sebeple Hanefî mezhebine mensup birinin Şâfiî, Şâfiî olan birinin de Hanefî olmasının önünde bir engel olmadığını dile getirmektedir. (el-Leknevî, 1998, 60)

Yine bu konuyu özetler nitelikte Ahmed et-Tahtâvî (v. 1231/1816) “Hanefî birinin İmam Mâlik’in görüşüyle amel etmesinin, telfik (bir konuda farklı mezheplerin görüşünü bir araya getirip hiçbir mezhebin cevaz vermediği bir hüküm elde etmeye çalışmak) yapmadığı müddetçe bizatihi taklidin kendisi olduğunu” söylemekte, (et-Tahtâvî, 2017, 5/15) böylece kendisiyle amel edebileceği bir fetvâya ulaştıktan sonra hangi mezhebe göre fetvâ verildiğinin mukallit açısından bir öneminin olmadığını; mamafih bir mezhepten diğer bir mezhebe geçmenin mukallit açısından kaygı duyulacak bir husus olmadığını vurgulamaktadır.

Kolaylık İlkesi ve Sınırları

Mükellef bir Müslümanın şer'î konulardan kolay olan görüşe göre hareket etmesi tasvip ve tavsiye edilmekle birlikte bunu alışkanlık hâline getirmek dine gerektiği gibi hassasiyet göstermemek şeklinde değerlendirilmekte ve dinin bütünlüğü ve saygınlığı açısından isabetli görülmemektedir.  Elbette Allah Teâlâ Kur'ân-ı kerimde kolaylığı murâd ettiğini, zorluğu ve zorlayıcı olanı tercih etmediğini (Bakara, 2/185) beyan etmekte, Hz. Peygamber (s.a.v.) insanlara kolaylaştırmayı ve zorlaştırmamayı (el-Buhârî, 2002, İlim, 14) tavsiye etmektedir. İnsanlar da kendilerine kolay gelen amel edebileceği kolay görüşler bularak üzerine düşen sorumluluğu yerine getirme konusunda hem hassas hem de bilinçli davranmakla mükelleftirler. Ancak İslâm'ın meşakkatin-zorluğun giderilmesi ve kolaylık ilkesine göre hükümler vermesi ile, insanların kolaycılığa teşebbüs ederek tamamıyla işlerine gelen zahmetsiz hükümlerle amel etmesi birbirinden farklıdır. Bu bağlamda Zâhidî (v. 658/1260), kan aldırdıktan sonra Hanefî bir mukallidin, sırf yeniden abdest almamak için Şâfiî mezhebini taklit edemeyeceğini ancak yeniden abdest aldığında suyun kendisine zarar vermesinden dolayı diğer mezhebi taklit etmesinin caiz olduğunu ifade etmektedir.  (ez-Zâhidî, Mahmut Paşa Koleksiyonu, 260-001, vr. 89a)

Buna ek olarak Şârî’nin kolaylık ilkesi çerçevesindeki prensiplerini çeşitli vesileler arayarak suistimal etmemek ve ciddiyet ile bağdaşmayacak bir Müslüman profili çizmemek gerekmektedir. İbadetin doğasında olan zahmeti “kaçınılması gereken bir zorluk” gibi görerek en uç ve zayıf görüşlere yönelmek yahut şer'î meşruiyet görüntüsü oluşturmak maksadıyla fetvâ aramak da kolaylık ilkesinin kapsamına girmez. Örneğin kolaya kaçmak için muteber olmayan görüşler-fetvâlar bulmaya çalışmak, şer'î bir izlenim oluşturabilmek için mezheplerin/müctehidlerin en kıyıda-köşede kalan görüşüyle amel etmek veya müctehidler tarafından muteber görülmeyen fetvâlara dayanmak, iyi niyetle yapılan bir gayret veya kolaylık ilkesine bağlı kalarak hareket etmek gibi değerlendirilmemektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Sonuç olarak mukallidin üzerine düşen ve kendisi için uygun olan husus, “kolay-zor fark etmeksizin olan fetvâları bulma meşakkatine girmek” değil, “fetvâ soracağı güvenilir, ahlaklı, İslâmî hassasiyetleri kuvvetli ve ilmî yeterliliği fazla olan” bir müftî bulmaktır.

Bir mezhebi bütünüyle taklit etmek ve tüm görüşlerine vakıf olmaya çalışmak yerine ihtiyaç duyulan konularda bir müftînin görüşünden yararlanmak, uygulama açısından olduğu gibi değişkenlik gösterme potansiyeli hızlı olan hadiseler karşısında güncel bilgiye erişme konusunda da oldukça isabetli ve maslahata uygun olduğu görülmektedir. Bu durum ise, günümüzde sıkça dile getirilen “mezhepsizlik” şeklinde bir ideoloji ile paralellik göstermemekte, avâmdan kimselerin mezhep mensubiyetinin mesuliyeti yerine müftî bulmayı ve onun görüşleriyle amel etme temayülüne sevk etmektedir.

Müsteftînin kalbinin mutmain olması elbette önemlidir. Bir kimse içine sinmiyorsa ehil olan farklı bir müftîden fetvâ sorabilir. Bu durum müstehap olmakla birlikte şart veya zorunlu değildir. (İbn Nüceym, 1997, 6/449) Ancak ehil kimsenin verdiği fetvâ, müsteftînin içine sinmese dahi bununla amel ettiğinde herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. Nitekim onun üzerine düşen, verilen fetvânın kritiğini ve tahlilini yapmak değil, müftînin görüşüne göre amel etmektir. (İbnü’l-Hümâm, 2003, 7/238; İbn Nüceym, 1997, 3/389)

Ayrıca aslolan fetvânın şahsi-özel oluşudur ve soru soran kimsenin durumunun göz önünde bulundurularak fetvâ verilmesidir. İhtiyaçlar ve zaruretlerin belirli ölçüde genel kâidelerin değişmesine sebebiyet vermesi gibi, fetvâ soran kimsenin içinde bulunduğu durum ile soru sorulan bölgenin örf ve âdeti gibi değişkenler de fetvâ soran kimsenin özelinde hüküm vermeyi gerektirmektedir. Ayrıca kolaylık ve zorluk gibi unsurlar herkes için aynı manayı ve muhtevayı ifade etmeyen göreceli konulardır. Kitaplarda geçen bazı fetvâlar kimi insan için uygulanması kolay gözükürken kimisi için zor olarak telakki edilebilmektedir. Ancak bu durum, ilgili fetvâyı okuyan herkesin aynı fetvâ ve ictihadla amel etmesini mümkün kılmamaktadır. Nitekim müftînin sadece fetvâ vermesi değil, sorulan soruyu ilgili kaynaklarla, müctehidlerin ictihadlarıyla özdeşleştirmesi ve cevap elde edeceği bir zemine oturtması da ayrı bir ihtisas ve ictihad melekesini zorunlu kılmaktadır.

Nasıl ki aynı semptomu ve şikâyeti gösterse de ağrı ve sancı çeken herkese aynı ilacı vermek yerine, hastalığın şiddeti, patolojik durumu ve seyrine göre farklı tedavi uygulanıyor ve gerekli görüldüğünde hastaya özel takip yapılıyorsa; fetvâ soran kimseler aynı konu hakkında soru sorsalar dahi, her birinin özel durumu ve fetvânın o kişi bakımından uygulanabilirliği göz önünde bulundurularak fetvâ verilmesi gerekmektedir. Nitekim hasta özelinde inisiyatif kullanan ve hangi tedavinin uygulanacağına karar veren kişi hasta değil, doktordur; benzer şekilde hangi fetvânın kime verileceği hususunda belirleyici olan da fetvâ soran kimse değil, fetvâ veren müftîdir.

Dolayısıyla İslam'da kolay olanın tavsiye edilmesi ve öncelenmesi ile insanların kolaycılığı benimseyerek ictihadlardan işlerine gelen görüş ile amel etmesi birbirinden farklıdır. İslam'da kolaylık ilkesi insanların bu ilkeyi kendi rehavetleri için kullanabilecekleri bir kolaycılığı ifade etmemektedir. Nitekim hükümlerin asgarî çerçevede değişmesine sebebiyet veren zaruret gibi etkenler, kalıcı bir değişimi değil, geçici bir istisnayı ifade etmektedir. İstisnâî durumlar ise genelleştirilebilir bir nitelik arz etmez. Fakihler de müftînin kolay olan görüşle fetvâ vermesinin mümkün olduğunu, ancak insanların İslâm'ın ciddiyetine zarar verecek bir profil çizilmemesini belirtmişler, bu çerçevede bir hassasiyet ortaya koymuşlardır.

KAYNAKÇA

  • Âmidî, Seyfeddin Ebü’l-Hasen Ali el-. el-İhkâm fî usûli’l-ahkâm. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 2005.
  • Buhârî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl el-. Sahîhu’l-Buhârî. Beyrut: Dâru İbn Kesîr, 2002.
  • Cürcânî, Ebû Abdillâh Yûsuf b. Ali b. Muhammed el-. Hizânetü’l-ekmel. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 2015.
  • Cüveynî, Ebü’l-Meâlim Abdülmelik b. Abdillâh İmâmü’l-Haremeyn el-. el-Burhân fî Usûli’l-Fıkh. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 1997.
  • Dihlevî, Ahmed b. Abdürrahîm Şah Veliyyullâh ed-. ’İkdü’l-cîd fî ahkâmi’l-ictihâdi ve’t-taklîd. Kuveyt: Dâru’z-Ziyâ, 2014.
  • Gücerâtî, Kādî Cüken el-. Hizânetü’r-rivâyât. Süleymaniye Kütüphanesi, Murad Molla Koleksiyonu, 1095.
  • İbn Âbidîn, Muhammed Emin b. Ömer b. Abdilazîz eş-Şâmî. Reddü’l-muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr. Riyâd: Dâru Âlemi’l-Kütüb, 2003.
  • İbn Nüceym, Zeynüddîn b. İbrahim. el-Bahru’r-râik Şerhu Kenzi’d-dekâik. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 1997.
  • İbn Salâh, Ebû Amr Takiyyüddîn Osmân b. Salâhuddîn Abdurrahmân b. Mûsâ eş-Şehrezûrî. Edebü’l-müftî ve’l-müsteftî. Beyrut: Âlemü’l-Kütüb, 1986.
  • İbnü’l-Hümâm, Kemâleddîn Muhammed b. Abdülvâhid. et-Tahrîr fî Usûli’l-Fıkh. Mısır: Matbaatü Mustafa el-Bâbi, 1351.
  • İbnü’l-Hümâm, Kemâleddîn Muhammed b. Abdülvâhid. Şerhu Fethu’l-kadîr. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 2003.
  • İbrâhîm el-Halebî, İbrâhîm b. Muhammed b. Halebî-i kebîr. Dersâadet: Arif Efendi Matbaası, 1325.
  • Leknevî, Ebü’l-Hasenât Muhammed Abdülhayy b. Muhammed Abdülhalîm el-. et-Ta’lîkâtü’s-seniyye, (el-Fevâidü’l-behiyye ile birlikte). Beyrut: Dâru’l-Erkam, 1998.
  • Nâtıfî, Ahmed b. Muhammed Ömer en-. el-Ecnâs fî furû’i’l-Fıkhi’l-Hanefî. Riyâd: Dâru’l-Me’sûr, 2016.
  • Sehâlevî, Abdülalî Muhammed es-. Fetvâtihu’r-rahamût bi şerhi Müsellemi’s-sebût. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 2002.
  • Tahtâvî, Ahmed b. Muhammed b. İsmail et-. Hâşiyetü’t-Tahtâvî ale’d-Dürri’l-Muhtâr. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiye, 2017.
  • Takî el-Osmânî, Muhammed. Usûlü’l-iftâi ve âdâbühû. Dımaşk: Dâru’l-Kalem, 2014.
  • Zâhidî, Necmeddîn Muhtâr b. Mahmûd el-Gazmînî ez-. Kunyetü’l-münye li tetmîmi’l-Gunye. Süleymaniye Kütüphanesi, Mahmut Paşa Koleksiyonu, 260-001.