Gafletten Koruyan Dünya Çilelerini Küçülten Sabrı Pekiştiren Amel
Ölümü tefekkür etmenin önemi Efendimiz (s.a.v) nasıl hatırlatıyor? dünyada insanı gaflete düşmekten koruduğu gibi, dünya çilelerini de mü’minin gözünde küçülten ve sabrı pekiştiren amel nedir?
Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- anlatır:
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, (insanların) gülüşmekte olduğu bir topluluğun yanından geçti ve şöyle buyurdu:
“Lezzetleri kökünden kesip yok eden (ölümü) çokça anın!”
(Râvî der ki:) Zannedersem ardından şöyle buyurdu:
“Zira onu (ölümü) darlık içindeyken anan hiçbir kimse yoktur ki, o (hatırlayış) bu darlığı kendisine genişletmiş (ona ferahlık vermiş) olmasın.
Varlık ve bolluk içindeyken ölümü anan hiçbir kimse de yoktur ki, o (hatırlayış) bu bolluğu kendisine daraltmış (dünyaya kapılmasını engellemiş) olmasın.” (Bezzâr, Müsned, Hadis No: 6987)
Gafletten Koruyan Dünya Çilelerini Küçülten Sabrı Pekiştiren Amel
Demek ki;
Allah korkusu, dünyada insanı gaflete düşmekten koruduğu gibi, dünya çilelerini de mü’minin gözünde küçültür ve sabrı pekiştirir.
Hakikaten ölümü anmak, tefekkür-i mevt; gönülde ulvî bir Allah ve âhiret korkusunu canlandırır.
Dolayısıyla gafletten kurtulmak için cenâze teşyîine katılmak ve zaman zaman kabristanları ziyaret etmek îcâb eder. Zira «Hayat nedir?» suâlinin en derin cevabı, kabristanların rutubetli taşlarında gizlidir. Ölüm sessizliğine bürünmüş her mezar taşı, hâl lisânı ile konuşan ateşli bir nasihatçidir. Mezar taşlarının sessiz fakat ibret dolu mesajlarından bugün hisse alabilmek, ebedî yarınlar için büyük bir bahtiyarlık vesilesidir...
Bunun için ecdâdımız da kabristanları, günde beş vakit gittikleri camilerin etrafına ve şehir içlerine yapmışlardır ki;
‒Hem mevtâlara rahmet okunsun, hem de hayatta olanlara istikbaldeki adreslerini hatırlatsın.
‒Oradan gelip geçen herkes ibret alsın, âkıbetini düşünsün.
‒Gençliğine, sıhhatine, gücüne-kuvvetine aldanıp; kendini dünyada kalıcı zannetme gafletinden sakınsın.
‒Başkalarının kusurlarıyla uğraşmak yerine, kendi hatâ ve noksanlıklarını bir an evvel telâfî etmenin derdine düşsün.
‒Dünyasına ve âhiretine faydası olmayan boş şeylerden yüz çevirsin.
‒Ebedî hayatın saâdet sermâyesini bir an evvel tedârik etmenin gayretine girsin.
‒Böylece dünya hayatını âdetâ uhrevî bir iklimde yaşasın.
Mü’minin havf ve recâ / korku ve ümit arasında olması gerektiğini şu hadîs-i şerif de çok güzel bir şekilde bildirmektedir:
Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- anlatır:
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbından yüksek sesle gülen bir topluluğun yanından geçerken şöyle buyurmuştur:
“Şayet bildiklerimi bilseydiniz, az güler, çok ağlardınız.”
Peşi sıra Cebrâil, Allah Sana şöyle buyurmaktadır, diye haber getirdi:
“–Kullarımı neden ümitsizliğe sevk ediyorsun?”
Bunun üzerine Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onların yanına döndü ve şöyle dedi:
“Müjdeleyici olun, doğruluktan ayrılmayın, Allâh’a yaklaşmaya gayret edin.” (Buhârî, Edebü’l-Müfred, h. 254; İbn-i Hibbân, Sahîh, IV, 319)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Ekim, Sayı: 260