Filistin İçin Neden Birlik Olamıyoruz?

ÜMMET

Filistin karşısında ümmetin sorumluluğu, tevhid ve kardeşlik bilinci, manevi arınma ve adalet için birlik olmanın önemi belirtiliyor.

Devlet-i Aliyye’nin (Osmanlı Devleti) kuruluş müjdesi bir rüyayla verildi. Osman Bey, Şeyh Edebali’nin göğsünden çıkan ve giderek hilâl şeklini alan Ay’ın, bir ucunun kendi göğsüne girdiğini ve göğsünden çıkan bir fidanın çınar hâline geldiğini gördü.

Günümüzde ise Ümmet-i Muhammed, o çınar ağacını yeşerten ruh ve bilincin gölgesinden, meyvelerinden mahrum kaldı. Her yanı zulmün ateşiyle kavrulan, maddeciliğin sömürüsüyle kıvranan dünya, o adalet ve merhamet ağacının gölgesine ve meyvelerine muhtaçtır. Türlü işkenceler altında tutunacak dal arayan tüm mazlumlar böyle bir ağacı aramaktadır. Doymak isteyen ruhlar o ağacın meyvesinin peşindedirler. İşte bu yüzden en büyük mesuliyet; o ağacın mirasçılarındadır.

Ulu çınarın mirasçıları olarak bize düşen görev, mazlumların ihtiyaçlarını karşılamak için, ruhumuzun ait olduğu köklerindeki yegâne Muhammedî beden elbisesini giymektir. Açlık ve susuzluğunu maddî, manevî beslemektir.

Asırlık köklerinden filizlenen Çınar’ın altında insanlığın gölgelendiği geleceğe ulaşmak için çabalamalıyız. Devlet-i Aliyye’nin torunları, bu kutsal emanetlerin mesajını içselleştirmeli ve bu koca çınarın etrafında toplanıp yeniden dirilişini gerçekleştirmelidir. Son yüzyılda gölgesinden, meyvelerinden mahrum kaldığı bu ulu çınarı, yeniden filizlendirmeli ve o ulu çınar ağacını yeşerten ruha ve bilince tekrar kavuşmak için tüm gücüyle gayret göstermelidir.

GAZZE VE FİLİSTİN İÇİN MANEVİ SORUMLULUK

7 Ekim'den bu yana Gazze’de, üç senedir durmaksızın devam eden, daha önce dünyanın hiç görmediği en vahşi katliamları seyretmekteyiz. Biz, mirasçılar olarak Filistin halkının ihtiyaçlarını karşılamak için yeterince ilgilenemedik. Aç olan ruhlara yeterli gıda veremedik, doğru bir şekilde duramadık, sahip çıkamadık.

Filistin'in yanında olmak; garipler, habiller, yetimler, şehitlerle birlikte olmak demektir. Bugün Filistin halkı, en yüce mertebe olan şehitliğe erişmeden de şehadet hayatı yaşıyorlar, yani yaşayan şehitler oluyorlar adetâ. Yaşayan bir şehit kendi nefsini kurban ediyor. Hazreti Mevlânâ’nın söylediği gibi; “Derviş bedenini de ruhunu da feda eder. Bu, her cömertçe işin temelidir.”

Muzaffer Ozak Efendi buyurdular ki; "İki türlü şehit var. Bir şehit var, düşmanla gazâ etmiş, katlolunmuştur. Bir şehit daha var, o da nefsi ile mücadele etmiş, şehit olmuş, yani aşk şehidi olmuştur. Bir de aşk şehidi var, Hakk şehidi var. Aşk şehidi Allah'a âşık olmuş, nefsiyle cihâd eylemiş, nefsini taht-ı mahkûmiyyetine almış, kalbini aşkullah, muhabbetullah, muhabbet-i Resûlullah, muhabbet-i Ehl-i Beyt-i Mustafâ, muhabbet-i evliyâullah ile tezyîn etmiş, insanları insan diye sevmiş, âdemoğlu diye sevmiş, Allah'ın Rasûlü'nün sözüne ittibâ eylemiş.”

Biz ise Filistin halkıyla hemhal olmak istiyorsak, kendi hayatımızda nefsimizle cihad edeceğiz.  Benlikten geçme yoluyla, dünyaya bağlılığı terk ederek, kendi nefsimizi kurban etmiş oluruz ve yaşayan bir şehit, aşk şehidi oluruz. Böylece Gazze topraklarındaki Filistinli kardeşlerimizle muazzam bir birlik yaşamış oluruz!

Kendi nefsini fetheden, diğer gönülleri ve toprakları da kazanabilir, Hazreti Yusuf aleyhisselam gibi. Kuyunun dibinden kurtuldu, Allah ipine sımsıkı sarıldı ve Mısır topraklarına sultan oldu!

Senelerden beri Filistin halkı bomba yağmuru altında. Kudüs 1948’den beri işgal altında. İnsanoğlunun bu dünyada yaşayıp yaşayabileceği bütün acıları, ızdırapları, her bir Filistinli yaşamaktadır. Ancak 7 Ekim'den sonra ilgimiz artmaya başladı. Demek ki; yardım etmeyi erteledik! Bundan dolayı pek çok meselelere karşı etkisiz kaldık.

En ağır zulmeti müşahede ederken, kendi zulmümüzü kaldırmanın da zamanının geldiğini görmeliyiz.  Kur'an-ı Kerim'de buyurulmuştur ki; “Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi kendilerine zulmettiler.” (Hûd,101) Hz Âdem'in bize vahiyle bildirilen duası da; “Ey Rabbimiz! Biz nefsimize zulmettik." (Araf,23) diye başlar.

FİLİSTİN’E DESTEK VE İSRAİL'E KARŞI BOYKOT YETERLİ Mİ?

Yardım olarak; kendi tüketim virüsümüzü boykot etmeden, açgözlülükle Batı medeniyetine bakmaktan vazgeçmeden, sadece İsrail’i boykot etmek bize yetti. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretleri’nin buyurduğu gibi: “Açgözlülükten doğar bütün sıkıntılar. Şehvete ve midesine düşkün olan her belâya uğrar.”

Yardım olarak; yaralar içinde inleyen mümin kardeşlerimizin bedenlerinin acısına duyarsız kalarak, onların derdi ile dertlenmeden, kâr, menfaat işleri yerine ruhun özlemini takip etmeden, kendi dertlerimizden kurtulup aşk derdine düşmeden, sahip olmak yerine sahip çıkmadan, Allah’ın Ümmet-i Muhammed’e lutfettiği sınırsız ihsanları fark etmeden, ilahî nurdan haberdar olmadan, kahvaltı ve kermes düzenlemeler bize yetti.

Senelerden beri süren bu vahşet neticesinde, Allah Teâlâ'nın bizi uyardığı ayetiyle karşı karşıya geldik; “Bir toplum kendilerinde bulunanı (iyi davranışlar) değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez.” (Enfal,53)

İslam âlemi, İsrail’in yetmiş küsur senedir bitmek bilmeyen zulmünü durduramadı! Bunun sebebi Müslüman ülkeler arasında tevhid nûrunun yokluğudur. Bir sıfat, bir güç, bir insânî bağ olan tevhîd sönmüştür. “Hep birlikte Allah’ın ipini sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın!” (Âl-i İmrân, 103)uyarısına rağmen hep birlikte gayrette bulunamadık.

FİLİSTİN İÇİN MANEVİ DİRİLİŞ VE KARDEŞLİK

Ferdi kurtuluş yoktur. Ancak birlikten doğan tevhid nurunun gücüyle kurtulmak mümkündür. Yeryüzündeki tüm inananların birbirinin ahiret kardeşi olduğu bilincine ermeliyiz. Tüm dünyayı tek bir kardeşlik olarak, bir aile, bir yürek, bir ümmet gibi hissetmeliyiz. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Birlikte rahmet, ayrılıkta ise azap vardır” (Münâvî, III, 470) ikazında bulunmuştur.

Nurettin Topçu eşsiz hikmetlerini şöyle sunuyor; “Biliyorsunuz ki hep birdik; ezel bezminde beraberdik: ibadette de beraber oluyoruz. Şehadette de yine bir sofranın etrafına toplanacağız. Aşk içinde birleştiğimizi inkâr eden insan var mı? Kâinatta yalnız bir aklın, yalnız bir ruhun hâkim ve var olduğunu, söylemesek bile, idrak etmiyor muyuz? Bizdeki bu küllî ruh, kâinatın ruhudur. Yaklaştığımız zaman hep birleşiyoruz. Vücutlarımız ve ihtiraslarımızla ne kadar birbirimizden uzakta isek ruh dünyasında o kadar beraberiz!”

Kâinatta bir tek ruh vardır; O küllî ruh kavranmadan ve yaşanmadan Ümmet-i Muhammed için kurtuluş yoktur! Allah’tan bir şey istemeye hazır ve lâyık olmak için insanın kalbini riyadan, süflî arzulardan, şirkten temizlemesi gerekir. Duada saflığıyla el açan bir mümin lazım!  Biz önce benliğimizi temizleyip oradaki tevhid nuruyla hayatlarımızı aydınlatmadan, dünyada Müslümanların yaşadığı zulümler bitmeyecektir!

Kaynak: Rabia Brodbeck, Altınoluk Dergisi, Sayı: 488