Bir Yıldır Satamadığım Dairemin Zekatını Nasıl Hesaplarım?
Bir yıldır satamadığım dairemin zekatını nasıl hesaplarım?
Zekât, müminlerin zenginlerinden alınıp fakirlerine verilen ilahî bir malî ibadettir. İbadet olması cihetiyle önemlidir. Dolayısıyla bu ibadetin, ibadet şuuruyla yerine getirilmesi gerekir. Hangi mallara zekât düşeceği ve bu mallardan ne miktarda zekât ödeneceği, Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hazreti Peygamber aleyhissalâtü vesselâm Efendimizin sünnetinde beyan edilmiştir.
Bu meyanda olmak üzere, ticaret mallarının zekâtı, belli bir zenginlik miktarına ulaşıldığında üzerimize düşen bir vecibedir, farzdır, zorunluluktur.
Binaenaleyh, eğer evinizi satmak üzere bir işleme koymuşsanız, o artık ticaret malı hâline gelmiştir. Burada kardeşimiz “Bir dairem var, bu daireyi bir yıldır satmaya çalışıyorum.” diyor. “Satmaya çalışıyorum.” cümlesinden ne anlıyoruz? Üzerine “satılıktır” yazmış, emlakçıya vermiş veya internette birtakım gayrimenkul sitelerine ilan koymuş. Dolayısıyla fiilen satış işlemlerine yönelik elinden gelen gayreti göstermiş.
Ancak 100 lira istemiş de 100 lira veren olmamış; 50, 60, 70 lira teklif etmişler. İstediği fiyatı vermedikleri için satamamış. Yoksa piyasada satılamayan mal yoktur. Nitekim meşhur bir söz vardır: “Her kesadın bir pazarı vardır.” Yani her satılamayan malın bir değer bulduğu pazar vardır.
Binaenaleyh, piyasada 10 liraya giden bir şeyi 10 gün beklersin; ama 7 liraya verdiğinde hemen satılır. Hatta bugünlerde bir akrabam arabasını satmaya çalışıyordu. İki aydır ilana koymuştu. Yardımcı olmak için bazı galericileri aradım. Sonra bir siteye götürdü; 400 liraya razıydı, 430–450 civarında arabasını sattı.
Yani “Satmaya çalışıyorum ama satılmıyor.” diye bir şey yoktur; fiyatını bulamamış demektir. Fiyatını bulduğunda satılır.
Burada kardeşimiz haklı olarak diyor ki: “Bu gayrimenkulü satışa çıkardım, fakat istediğim fiyata alıcı bulamadım. Ama zekâtını da vermem lazım. Artık ticaret malı hâline geldi. Ben bunu hangi değer üzerinden hesaplayıp kırkta birini zekât olarak vereceğim?”
Burada yapılacak şey aslında basittir: “Kelepir fiyat” dediğimiz, yani piyasası 10 liraysa 8 liraya verdiğinde hemen satılabilecek değeri esas alırız. O zaman 8 lira üzerinden hesap yapılır.
Buna rağmen piyasada durgunluk olabilir, likidite sorunu olabilir, yani para olmayabilir. Bu durumda mal satıldığında zekâtı verilir. Mesela üzerinden iki sene geçmişse, iki senelik zekât (2 × 1/40) olarak verilir. Böylece zekât meselesi hallolmuş olur.
Ancak ikinci el ürünlerde durum biraz farklıdır. Fabrikasyon ürünlerin alış-satış değeri bellidir; sirkülasyonu vardır. Eğer mal olarak zekât verilecekse kırkta bir oranında verilir. Kıymet üzerinden verilecekse alış fiyatı esas alınır.
Fakat ikinci el ürünlerde değer, çoğu zaman alıcıya göre değişir. Bazen piyasada değersiz görülen bir şey, birinin gözünde çok kıymetli olabilir. Dolayısıyla bir ürünü bir defa yüksek fiyata satmış olmak, her zaman aynı değeri bulacağı anlamına gelmez.
Bu sebeple, zekât hesaplanırken bu tür malların “hemen satılabilecek” değeri esas alınır. Eğer bu da mümkün değilse, mesela büyük bir arazi varsa, onun bir kısmını fakir fukaraya tahsis ederek veya gelirini onlara vererek zekât ödenebilir.
Böyle meselelerde kardeşlerimizin camilerdeki hocalarımıza veya müftülüklerdeki uzmanlara danışmaları da ihmal edilmemelidir.