Bilmeden Eksik Kılınan Namazların Kazası Gerekir mi?

Sorularla İslam

Kıldığım namazlarda eksiklikler olduğunu yeni öğrendim. Namazlarımı kaza yapmalı mıyım? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Namaz tabii hayatımızın en önemli ibadeti. Cenabı Allah da bizi dünyaya ibadet etmek için göndermiş. Dolayısıyla her Müslümanın öncelikli olarak namazı dosdoğru kılmayı öğrenmesi gerekir. "Ben bilmiyordum" bir mazeret teşkil etmez. Onun için zaman zaman belki hatırlarsınız, Basri hocam, ısrarla şunu tavsiye ediyoruz: Yani bir hoca efendinin önünde "Ben bir namaz kılayım da namazımda yanlışım, eksiğim, gediğim var mı?" diye bir bakın diye ricacı olup namazımızı kontrol etmemiz lazım geldiğini ısrarla hatırlatıyoruz.

Bilgilerimizi Kontrol Ediyor muyuz?

Nasıl insanlar belli yaşlara gelince artık bir sağlık kontrolünden geçme ihtiyacı hissediyorlar, onunla ilgili tahliller vesaireler filan yapıyorlar... Düşünün işte ilkokula giderken 10'lu, 11'li, 12'li yaşlarda Kur'an kursuna yazları gitmişiz. Orada Kur'an surelerini ezberlemişiz, Kur'an okumayı işte eksiğiyle gediğiyle öğrenmişiz. Birçoğu için ondan sonra Kur'an ile ilgili eğitim-öğretim faaliyetleri bitmiş ve biz o yarım yamalak yaz kurslarında aldığımız bilgilerle bir ömür boyu ibadet etmeye çalışıyoruz, namaz kılmaya çalışıyoruz. Halbuki zaten o zaman aldığımız bilgiler yetersizdi. Belki de birçok şeyi eksik olarak yapmaya devam ediyoruz. Bunu da bir ihtiyaç olarak görmüyoruz. Niye görmüyoruz? İşte insan mesela merdiven çıkarken nefes almakta zorlandığında "Acaba kalbimde bir problem var mı?" diye doktora gidiyor, merdiven inerken dizleri zorlandığında "Acaba dizlerde bir problem var mı?" diye gidiyor. Ama ibadetle ilgili bir eksiklik hissetmediğimiz için öyle bir kendimizi gözden geçirme, kontrol etme, eksiğimizi, gediğimizi tamamlama gibi bir durum söz konusu olmuyor. Oysa en önemli ihtiyacımız ibadet meselemiz.

Dosdoğru Namaz Kılın Emri

Çünkü bazen şöyle düşünüyor insan: "Ya, diyor işte 8 milyar insan var, bunun diyor işte 7 milyarı, 7,5 milyarı namaz kılmıyor bilmem ne. Ben kılıyorum ya." E kılıyorsun ama kıldığın namaza huzurunda durduğun Alemlerin Rabbi Allah "namaz" diyor mu? Hani namazdan sonra bir dua yapıyoruz, o duada şöyle bir cümle geçiyor: "Mevlana, ya Rabbi, kıldığımız namazı bir paçavra gibi yüzümüze vurma ya Rabbi." Niye? Çünkü namaz kılmak Allah'a karşı yapacağımız "İşte bak ben namaz kılıyorum, senin huzurunda eğiliyorum" türünden bir minnet doğuracak davranış değil, haşa. Biz kendi ihtiyacımız olduğu için, kendimiz namaza muhtaç olduğumuz için namazı kılıyoruz. Ayrıca namazı kılabilme imkânı Cenabı Allah bize verdiği için şükretmemiz gerekiyor. Ve Cenabı Allah bize "namaz kılın" demiyor, "namazı dosdoğru kılın" (Bakara, 43; En'am, 72) diyor. Yani yalap şalap namaz kılın demiyor. Namazı ikame edin diyor. Yani namaz dikilsin, önünüzde sizi ardından sürükleyecek bir rehber olarak bulunsun. İkamet-ü salah, namazı ayağa dikmek demek, namazı dostdoğru kılmak demek. Bunun için ne olursak olalım, allame-i cihan da olsak namazla ilgili eksiklerimiz hep bizi endişelendirmeli.

Yani biz fıkıh kitaplarında anlatıldığı gibi dört dörtlük namazı kılacak olsak, bu sefer "Namazdayken kalbimiz neredeydi? Neyi düşünüyorduk? Neyi hissediyorduk?" bunun hesabını kitabını yapmamız lazım. Yani dört dörtlük maddi manevi, hem bâtınıyla hem zâhiriyle namazlarımızı kılsak bile Cenabı Allah kıldığımız bu namazı kabul etti mi etmedi mi, onun endişesini taşımamız lazım gelir. Bundan dolayı bu meseleler öyle basite alınacak meseleler değil. Bu yönüyle kardeşimizin hakikaten yapmış olduğu bu çaba takdire şayan bir durumdur. Yani ilmihâl ile bilgilerini tazelemek ve kıldığı namazı öğrendiği bilgilerle gözden geçirmek, eksiğini, gediğini tespit etmek... Bunlar önemli şeyler.

Bilmeden Eksik Kılınan Namazların Kazası Gerekir mi?

Bu noktada şunları söyleyebiliriz: Yani geçmişe dönük, geçmişte kalan ibadetlerimiz için, namazlarımız için eğer dört mezhebin birinden bir onay alıyorsa yaptığımız eylem, o zaman elhamdülillah deriz, devam ederiz. Ama yaptığımız eylem dört mezhebin hiçbirinde kabul görmeyecek bir eksiklik barındırıyorsa, o zaman onu tekrar kılmamız, tekrar telafi etmemiz gerekir. Bu yönüyle mesela ben bazen böyle hadsizlik ederek namaz kılan cemaatimize bakıyorum. Şimdi namazda kıraat farz. Kıraat dediğimiz şey ağzın, dilin oynamasıyla gerçekleşiyor. Kişinin en az kendisinin duyacağı kadar bir sesinin çıkması gerekiyor. Ama bakıyorum bazıları hiç dudaklarını oynatmıyorlar ve dudaklarını oynatmadıkları bir kıyamda, bir namazda kıraat yaptıklarını düşünüyorlar. Oysa kıraat olabilmesi için dudakların, dilin hareket etmesi gerekiyor, hafif de olsa kendimiz duyacağımız kadar en azından bir sesin çıkması gerekiyor ki bu kıraat olsun. Yoksa içimizden okumaya, zihnimizden okumaya kıraat denmiyor. Fakat Maliki mezhebi zihinden okumayı da bir kıraat olarak kabul ediyor. Bu yönüyle Maliki mezhebi burada kurtarıcı bir rol oynamış oluyor.

Bu ve buna benzer, yani dört mezhebin birinde eğer yaptığımız kendi mezhebimize göre eksik olan bir şey kabul görüyorsa, o zaman ibadetimizin makbul olduğunu, en azından zâhiri şekiller açısından makbul olduğunu düşünür ve buna göre devam ederiz. Şimdi namazdan çıkmak selâmla oluyor ama Ebu Hanife Hazretleri, "İnsan kendi eylemiyle de, fiiliyle de namazdan çıkabilir" diyor. Evet, bu yapılan mekruh bir davranış olur, kerahatli bir davranış olur ama nihayetinde böyle bir ruhsat da söz konusu. Binaenaleyh bu kimse, kardeşimiz, namazları eksik de olsa kılınmış sayılır. Ama biz selef-i sâlihîni, yani ilk dönemde yaşamış olan, ilk üç asırda yaşamış olan Müslümanları okuduğumuzda şunu görüyoruz: En ufak bir eksikten dolayı bile namazlarını iade etmişler. Niye? Şöyle sonradan düşündüm ben Basri hocam: Şimdi ben mesela sabah namazını kıldım. Bir sabah namazı vaktinde ancak bir sabah namazı kılabilirim. Dolayısıyla benim bir günde farz olarak kılabileceğim bir sabah namazı var. Ama normal vakte geldiğimizde istediğim kadar nâfile kılabilirim. Nâfile kıldığım namaz söz gelişi bana 10 sevap veriyorsa, farz olarak kıldığım namaz 100.000 sevap veriyor. Dolayısıyla farzla nâfile kıyas edilebilecek şeyler değil. Şimdi ilk dönem Müslümanlar, âlimlerimiz, onlar örnek şahsiyetlerimiz, tüccar adamlar, yani ahiret ticareti, Allah'la ticaret yapıyorlar. Diyor ki: "Ben nâfile olarak bu namazı kılsam 10 sevap alırım." Yani mesela diyorum, yoksa öyle bir şey olduğundan değil de, ne kadar sevabı vereceğini Cenabı Allah bilir. Ama diyor: "Ben bunu, vacibini terk ettiğim bir namazı, eksik kıldığım vacipten dolayı, işte az önce kardeşimizin anlattığı gibi eksik kıldığım bir namazı tamamlama, yani onu kaza etme niyetiyle kılarsam, o zaman farz/vacip olarak kılmış olurum" diyor. Dolayısıyla nâfileden daha büyük bir sevap bana kazandırır. Binaenaleyh bu tür eksikliklerini tespit ettiklerinde bunu bir ganimet olarak görmüşler ve o namazlarını iade etmişler, kaza etmişler. Burada da kardeşimize ben acizane bunu tavsiye ederim.

Çünkü namazın rükünleri dediğimiz değil mi, nedir bu? Kıyam, kıraat, rükû, secde, kâide ve selâm. Yani selâm rüknü müdür, değil midir? Tartışmalı bir mevzu, ayrı bir mesele ama ağırlıklı olarak selâm vererek namazdan çıkılması gerekiyor. Kardeşimiz de diyor ki: "Ben imam selâm verdiğinde kafamı çevirdim ama ağzımdan 'Esselâmü aleyküm ve rahmetullah, esselâmü aleyküm ve rahmetullah' çıkmadı" diyor. Dolayısıyla namazdan çıkış kafayı sağa sola döndürmekte değil, selâm vermektedir. Yani "Esselâmü aleyküm ve rahmetullah, esselâmü aleyküm ve rahmetullah" diyerektir. Burada bir eksiği var kardeşimizin. Bu eksiğini tespit ettiğine göre geriye dönük telafi etmesi daha doğru olur kanaatindeyim. Allahu âlem.