Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri’nin Eserleri

Abidevi Şahsiyetler

Büyük mutasavvıf Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin Türkçe ve Arapça eserlerini yazımızda sizler için derledik.

Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, medrese tahsîlinden sonra bir müddet Mısır ve Şam gibi Arap ülkelerinde bulunmuş ve Arapçasını, eserlerinin çoğunu bu lisânla yazabilecek bir seviyeye ulaştırmıştı. O’nun eserlerini te’lif ederken bu lisânı tercih etmesinde şüphesiz devrin anlayışının da büyük te’sîri olmuştur. Hz. Hüdâyî’nin Türkçe eserleri yedi kadarken Arapça eserleri ise yirmi civarındadır. Hz. Hüdâyî’nin eserleri hakkında bilgi veren kaynaklardan Osmanlı Müellifleri onun eserlerinin sayısını yirmi üç olarak gösterirken, M. Gülşen Efendi’nin hazırladığı Külliyât-ı Hazret-i Hüdâyî bu sayıyı otuz bir olarak kaydetmektedir. Türk Mutasavvıfı Hüdâyî namında mezûniyet tezi hazırlayan Dâru’l-fünûn İlâhiyât Fakültesi mezunlarından (1927) Sa’dî ise onun eserlerinin otuz üç olduğunu ve bunların üç tanesinin zâyi olduğunu bildirmektedir. Fevziye A. Tansel Hanımefendi de bu sayıyı yirmi iki olarak kaydeder. M. Gülşen Efendi’nin zikrettiği Belgrâdî Münîr Efendi’ye Mektup, Belgrâdî Ali Efendi’ye Mektup gibi risâleleri birkaç varaktan ibaret olduğundan müstakil birer eser olarak kabûl ve zikretmek mümkün değildir. Ayrıca Tezâkir ile Mektûbat da aynı eserdir. Hz. Hüdâyî’nin tesbit edebildiğimiz eserlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

AZİZ MAHMUD HÜDAYİ HZ. ESERLERİ

I. Arapça Eserleri

1 – Ahvâlu’n-Nebiyyi’l-Muhtâr aleyhi Salevâtullahi’l-Meliki’l-Cebbâr: Altı-yedi varaktan ibâret bir risâledir. Dört bâbdan müteşekkildir. Bunlardan Birinci Bâb, Neş’et-i Rûhâniyye, İkinci Bâb, Neş’et-i Unsuriyye’ye, Üçüncü Bâb Mi’râc’a, Dördüncü Bâb Peygamberimiz (s.a.)’in mu’cizelerine dâirdir.

2 – Câmiu’l-fazâil ve kâmiu’r-rezâil: Hüdâyî’nin tasavvufî-ahlâka dâir olan bu risâlesi en meşhûr eseridir. Eser üç bâbdan meydana gelmiştir: Birinci Bâb, umûmun ahvâline ve müslümanların tamamına âid mühim fazîletlere dâir olup bu bölümde mutlak ma’nâda ilmin, öğrenme ve öğretmenin; amellerin, namaz, oruç, zekât ve haccın fazîletleri anlatılmıştır. Müteâkiben hukûk-ı ‘ibâd’a yer verilmiş ve bu bölümde nikâhın fazîletlerine, karı-kocanın birbirlerine karşı hak ve vazîfelerine; ebeveynin evlâdına; evlâdın ebeveynine karşı olan hak ve vazîfelerine temas edilmiş ve akrabaların, komşuların, diğer insanlar ve hayvanların hukukundan bahsedilmiştir. Âmme’nin hukukundan bahsedilirken dilin âfetleri, yalan, gıybet, nemîme ve benzerlerinin çirkinliği anlatılmıştır. İkinci Bâb’da nefsin kötü huyları ve ıslah yolları gösterilmiştir. Üçüncü Bâb’da ise ma’rifet-i ilâhiyye ve tevhîde sülûkün yolları gösterilmiş ve tevhîdin sülûkte kalbe te’sîri anlatılmıştır.

3 – el-Es’ile ve’l-ecvibe fî ahvâli’l-mevtâ: Osmanlı müellifleri adını Hâlu’l-ervâh ve ahvâlu’l-mevtâ olarak kaydeder.

4 – Fethu’l-bâb ve refu’l-hicâb: Eser üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci Bölüm halk-ı insân, İkinci Bölüm tevbe, Üçüncü Bölüm câmi’iyyetü’l-insan ve sırr-ı ilâhî ile ihticâca dâirdir.

5 – el-Fethu’l-ilâhî: Hüdâyî’nin bu dört varaktan ibâret küçük risâlesinde “Cenâb-ı Hakk’ın insanı ahsen-i takvîm sûrette yarattığı” ile ilgili âyet-i kerîme zikredilerek bunun mâhiyeti İbn Arabî gibi büyük mutasavvıfların görüşleriyle açıklanmaktadır.

6 – Habbetu’l-mahabbe: Mahabbetullah, mahabbet-i Rasûlullah, mahabbet-i karâbetü’n-Nebî (mahabbet-i ehl-i beyt) bölümlerini ihtivâ eden sekiz-on varaklık küçük bir risâledir.

7 – Hâşiye Kuhistânî fî şerh-i fıkh-ı Keydânî: Hüdâyî bu eserini Mehmed Kuhistânî’nin Fıkh-ı Keydânî üzerine yazdığı şerhe, bilhassa namaz bahsinde mühim sika rivâyetlerle şâhidler getirerek genişletmek sûretiyle yazmıştır. Eser iki yüz varak civarındadır.

8 – Hayâtü’l-ervâh ve necâtü’l-eshbâh: Eser iki kısımdan meydana gelmiştir: Birinci Kısım’da mevt-i ıztırârî ve ona kâbiliyyet ve isti’dâd, ölümü temennîden nehy, ölüm ânındaki fitneler, saîdlerin ve şekîlerin ahvâli, kıyâmet, haşr, hesâb, şefâat ve rü’yetullah’ın keyfiyeti bâb ve fasıllar hâlinde anlatılmaktadır. İkinci Kısım’da ise mevt-i ihtiyârî ile haşr-ı ma’nevî ve tezekkür, verâ’, murâkabe, sıdk, zikir, ihsân, mahabbet, temekkün, ittisâl, tevhîd gibi tasavvufî hâl ve makâmlar îzah edilmektedir.

9 – Hulâsatü’l-ahbâr fî ahvâli’n-Nebiyyi’l-Muhtâr: Hüdâyî’nin bu eseri de beş bölümden müteşekkildir. Birinci Bölüm halk-ı âlem’e, İkinci Bölüm Âdem ve Havvâ’nın yaratılışına, Üçüncü Bölüm Peygamberimizin doğumu ve sâir ahvâline, Dördüncü Bölüm ilim ve ma’rifete, Beşinci Bölüm de tesbîh, zikir, duâ ve tevhîde dâirdir.

10 – Keşfu’l-kınâ an-vechi’s-semâ: Hüdâyî, sûfîlerin semâını müdâfaa için yazdığı bu eserinde:

“Semâ, esrâr-ı ilâhiyyeden bir sırdır ki, âşıkların sâdık olanlarında zâhir olur. Hakîkat-i ma’rifetle onu bilen ehl-i zevktir. Yine ondan lezzet alan ehl-i zevktir. Semâ taklîdî ve tahkîkî olmak üzere iki nevidir. Taklîdî olan semâ, gerçek semâ işleyenlere özenip onlara benzemeye çalışanların semâsıdır. Bu benzemeden muradları da vecd ve hâl ehli kimselere benzemektir. Nitekim ‘Kim bir kavme benzerse onlardandır.’ buyrulmuştur. Semâ-i tahkîkî iki kısımdır. Bir kısmı tabîî, bir kısmı da rûhânî–ilâhîdir. Tabîî olan, güzel sesler ve nağmelerle hâsıl olandır. Rûhânî–ilâhî semâ ise ma’nevî olup nağme ve lâhn ile olmaz. Ki bu semâ-i rûhânî, kibârın ve mütehakkıkînin semâsıdır. Ve onlar mutlak ma’nâda semâ erbâbıdırlar; nağme ile mukayyed değildirler. Ve nağme onlara te’sîr etmez. Nağme ile hâsıl olan tabîî semâ ile ma’neviyattan hâsıl olan ma’nevî semâ arasındaki fark, birincisinin lâhn ve nağmelerin te’sîriyle vücûda gelmesidir. Bu tabîî semâ sâhibinin erbâbının hareketi feleğin hareketi gibidir. Yine semâ-i ilâhî ile semâ-i tabîî arasındaki fark, tabîî semâ sâhibinin hareketinin heyeman ve mecnûnlar gibi evzâ-yı nâ-hemvâr üzere olmasıdır.” diyerek sûfiyyenin semâını müdâfaa etmektedir.

Hüdâyî’nin bu eseri dört-beş varaklık küçük bir risâledir.

11 – el-Mecâlisu’l-va’ziyye: Hüdâyî’nin vaaz ve nasîhat tarzında yazdığı ve âyet-i kerîmeleri hadîs, ashâb ve evliyâ menâkıbı ve sözleriyle îzâh ettiği eseridir.

12 – Mecmûa-i Hutab: Muhtevâsından Hüdâyî’nin dergâhı câmiinde cum’a ve bayram günlerinde okuduğu anlaşılan hutbelerinin bir araya getirildiği, tamamı üç-dört varaklık küçük bir eserdir. Bu hutbeler kendisinden sonra uzun yıllar âsitânesinde okuna gelmiştir. Hattâ bunların belli makamlarda okunduğu rivâyet edilir.

13 – Merâtibu’s-sülûk: Hüdâyî, sülûkün mertebelerini gösterdiği bu eserinde sâlikleri avâm, havâs ve ahass olmak üzere üç gruba ayırmaktadır.

14 – Miftâhu’s-salâh ve mirkâtü’n-necâh: Hüdâyî’nin namaza dâir yazdığı bu risâlesi üç bölümdür: Birinci Bölüm namazın nasıl kılınacağına, namazın esrârı ve riâyet edilmesi gereken âdâbına dâirdir. İkinci Bölüm namazın fazîletlerine, Üçüncü Bölüm cum’a ve cemâatın fazîletlerine dâirdir. Hüdâyî eserini “Yâ eyyühe’l-veledu’s-sâlih” başlığı altında nasîhatlarla tamamlamaktadır. Eser on varaktan ibârettir.

15 – Nefâisü’l-mecâlis: Kur’ân-ı Kerîm’den intihâb edilen âyetlerin tasavvufî bir tefsîridir.

16 – Şemâilu’n-nübüvveti’l-Ahmediyyeti’l-Muhammediyye: Eser iki bölümden meydana gelmiştir: Birinci Bölüm’de Peygamberimiz (s.a.)’in hilye ve şemâil-i şerîfeleri sahâbîlerden gelen muhtelif rivâyetlerle anlatılmaktadır.

17 – et-Tarîkatü’l-Muhammediyye vesîle ilâ’s-seâdeti’s-sermediyye: Hüdâyî, irâdesini Hakk’a teslim eden sâdıklar için hazırladığı bu birkaç varaklık risâlesinde Cenâb-ı Hakk’ın mahlûkâtı kendisine ibâdet ve itâat için yarattığını; ibâdetlerin efdalinin ise insanı Hakk’a götüren olduğunu ve onun da tevhîd yoluna sülûkle gerçekleşebileceğini söylemekte ve sülûkün şekli, mürşide olan ihtiyâç, inâbe ve tarîkat âdâbından bahsetmektedir.

18 – Tecelliyât: Hüdâyî’nin hâl-i hayâtında mazhar olduğu tecellîleri anlatan ve onları târihleriyle tesbit eden bir risâledir.

19 – Vâkıât: Hüdâyî’nin Üftâde’ye intisâbı (984/1576)’ndan hilâfeti (987/1579)’ne kadar geçen üç yıllık zaman zarfında meydana gelen vâkıalardan, rü’yâlardan bahseden ve maârif-i ilâhiyye’ye ve tarîkat esrârına dâir olan konuşmaları ihtivâ eden bir eserdir. Eserin asıl adı olan Kelimât-ı âliye ani’t-tibri’l-meskûk câriye beyne Hadreti’ş-şeyh ve beyne hâzâ’l-fakîr fî esnâi’s-sülûk de eserin muhtevâsını açıkça göstermektedir.

II – Türkçe Eserleri

1 – Dîvân (İlâhiyyât): Nasîhat ve tasavvufî hikmetlerle dolu Türkçe bir dîvândır. Şuarâ tezkirecileri her ne kadar Hüdâyî’yi tezkirelerinde şâirler arasında kaydetmemişlerse de Hüdâyî’nin bu dîvânı Ahmed Yesevî tarzında yazılmış tasavvufî hikmetlerle doludur. Söyleyiş tarzı itibârıyla Yûnus dîvânını andırır. O’nun kadar güçlü ve coşkun olmamakla beraber tekke edebiyâtımızın kıymetli mahsûllerinden biridir (bk. Hüdâyî’nin Edebî Şahsiyyeti). Dîvânda 255 kadar “ilâhî” tarzında şiir yer almaktadır. Bunlardan başka rubâî ve kıt’alar da vardır.

2 – Ecvibe-i Mutasavvıfâne: Hüdâyî’nin mürîdlerinden Banyalukkalı veya Yanyalukkalı Sâfî veya Musâfî Efendi’nin kendisine intisâbı ânında sorduğu suâllere Hüdâyî’nin verdiği cevapları ihtivâ eden birkaç varaktan ibâret küçük bir risâledir.

3 – Mirâciye: Mi’râc hâdisesini âyet ve hadîslerin ışığında anlatan mensûr küçük bir risâledir.

4 – Nasâyih ve Mevâiz: Eserin H. Selimağa – Hüdâyî 266’daki (1093/1682) târihli tek nüshasının başındaki “Kutbu’l-aktâb Üsküdârî Mahmûd Efendi hazretlerinin kürsüde nasîhat buyurduklarıdır” kaydından Hüdâyî’nin vaaz ve nasîhatlarının toplandığı bir eseri olduğu anlaşılmaktadır.

5 – Necâtü’l-ğarîk fi’l-cem’i ve’t-tefrîk: Hüdâyî’nin tasavvufî makâmlardan olan cem ve farkı anlatmak için yazdığı manzûm bir risâledir.

6 – Tarîkatnâme: Celvetiyye Tarîkati âdâbını, mürîdin vazîfe ve edeplerini açıklayan dört-beş varaklık bir risâledir.

7 – Tezâkir (veya Mektûbât): Hüdâyî’nin muhibb ve müntesiplerine gönderdiği mektuplarıdır.

Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları