Allâh Neden İnsanları Eşit Yaratmadı ve Neden Bâzı İnsanları Bedensel Engelli Olarak Yarattı?

Sorularla İslam

Allâh neden insanları eşit yaratmadı ve neden bâzı insanları bedensel engelli olarak yarattı? Meseleni hikmeti nedir?

“Her işte hikmeti vardır, abes fiil işlemez Allâh.” - Erzurumlu İbrâhîm Hakkı Hazretleri

Mülk, Mevlâ’ya âittir. Bu yüzden istediği gibi tasarruf eder. Hiç kimse O’na karışamaz ve O’nun niçin yarattığını sorgulayamaz. Eğer biz kullar, Mevlâ’mıza bir şeyler vermiş olsaydık Mevlâ’mıza bir göz değil de neden iki göz verdin veyâ bana neden iki ayak değil de bir ayak verdin demeye hakkımız olurdu. Biz kullar, Yüce Mevlâ’mıza bir şeyler vermedik ki bir şeyler istemeye veyâ adâletinden şikâyet etmeye hakkımız olsun.[1]

Bir hadîs-i şerîf de şöyle buyurulmuştur:

“Allâh bir kulu için hayrı murâd ederse, onun cezâsını daha dünyâda iken verir. Allâh bir kulu hakkında şer ve kötülük dilerse günâhının yüzünden çekeceği cezâyı ondan erteler ki kıyâmet günü Allâh’ın huzûruna karşılığını göreceği o günâhlarıyla gelsin.”[2]

Engelli olarak dünyâya gelmeyi haksızlık görmek ve Mevlâ’yı suçlamak, çok büyük bir yanlış ve haksızlıktır. Bâzı insânlar çolak kalır veyâ çolak doğarlar. Lâkin vücûtlarındaki bu eksiklere sabrederlerse âhirette karşılığında birçok  mükâfat verilir. Allâh elini, ayağını almakla güçsüzlüğünü ve ihtiyâcının ne kadar çok olduğunu kuluna hissettirir. Hakîkatte bu, kuluna Allâh’ın lûtfunun ifâdesidir. Kimse ölmek istemez, lâkin bir kul savaşta Allâh yolunda ölüp şehit olursa karşılığında Cennet verilir… Bu şehit, Mevlâ’nın huzûrunda, herkesin imreneceği değerli bir makâma yükselir. Şehîdi gören kimseler “Keşke Allâh, bize de harp meydânında şehâdet nasîp etseydi.” derler. Bu kişinin aldığı mükâfat, dünyâda kaybettiğinin yanında ne kadar fazladır.

Şöyle bir düşünelim: Dünyâda herkes sağlam veyâ zengîn olsaydı, insânlar arasında sosyal düzenin kurulması güç olmaz mıydı? Kimse bir başkasına iş gördürme imkânına sâhip olamazdı. Buna binâen Allâhü Teâlâ insânları farklı özellik ve kâbiliyetlerde yaratmış, onlara çeşitli imkân ve fırsatlar sunmuştur. “Niçin başkası değil de ben böyleyim”, sorusu herkes için geçerli olacağından bu soruyu soran bir engellinin îmânî açıdan hatâya düşmesine sebep olabilir. Kur’ân-ı Kerîm, bu dünyâda her dâim bolluk ve nîmet içerisinde bulunmanın, iyi olmayabileceğini, o kişilerin imtihânı kaybetmeye sevk edebileceğini şöyle belirtmektedir:

 “Şâyet insânların küfürde birleşmiş bir tek ümmet olması (tehlikesi) bulunmasaydı, Rahmân'ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık. Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (hep gümüşten yapardık). Ve onları zînetlere boğardık. Bütün bunlar sâdece dünyâ hayâtının geçimliğidir. Âhiret ise, Rabbinin katında, Allâh’ın azâbından sakınıp rahmetine sığınanlara mahsûstur.”[3]

Allâh Rasûlü, kulların sabır ve şükür bakımından nasıl sınandıklarını verdiği alacalı, kel ve âmâ ile ilgili meşhûr kıssa ile çok güzel bir biçimde ortaya koymaktadır.

“Yüce Allâh İsrail Oğulları’ndan, biri alacalı, biri âmâ ve biri kel üç kişiyi imtihân etmek ister. Her birine melek göndererek onları iyileştirir ve en çok istedikleri malların doğurgan olanlarından verir ve onları zengîn eder. Yıllar sonra melek her birinin önceki sûretine girerek Allâh’ın kendilerine verdiği bu mallardan Allâh için ister. Alacalı ile kel, bu malları mîrâs yoluyla elde ettikleri yalanını savurarak bir şey vermezler ve ikisi de eski hâline döner. Âmâ ise: “Ben bir âmâ idim. Allâh bana görmemi geri verdi. Fakîrdim, beni zengîn etti. İstediğini al! Vallâhi Allâh için aldığın hiç bir şeye karışmayacağım!” dedi. Bunun üzerine melek: “Malını elinde tut! Siz sâdece imtihân edildiniz ve Allâh senden râzı oldu, diğer iki kardeşine ise kızdı,” der.”[4]

Şeytân, insânı yoldan çıkarmak için sürekli fitne-fesât peşindedir. O’nun vesveselerine kanmamak için aklıselimin yolu, dünyâda başına gelenlere sabır ve gönül hoşluğuyla karşılık vermektir. Ferdin hiçbir kusûru olmasa da kimi musîbetler, sâdece imtihân için verilmiş olabilir. Dolayısıyla meydâna gelen sakatlıkların, cezâ mı, imtihân mı yoksa ihmâlkârlıktan dolayı mı olduğunun her zamân kesin çizgileriyle ayırt edilmesi mümkün değildir.

İslâm’a göre insân, engeli olduğu için “kusûrlu” nitelenemeyeceği gibi bedenî engeli bulunmadığı için de “kusûrsuz” sayılmaz. Önemli olan, insânın zihninde insân olmayı imkânsız kılan engeli bulunmaması veyâ zihnindeki engellerini kaldırabilmesidir.[5] Kur’ân-ı Kerîm bu gerçeği şöyle ifâde eder:

“...De ki: “Hiç (hakîkati) görmeyenle gören bir olur mu? Siz hâlâ düşünmeyecek misiniz?”[6]

Herkes, her an engelli olmaya adaydır. Dünyâya gelen her insânın, sıkıntı, kazâ, belâ ve musîbetlere dûçâr olmama noktasında bir garantisi yoktur. Bu dünyâ arenasında kimileri, daha kısa bir ömür, kimileri hastalıklar içerisinde, kimileri de belâlara dûçâr olarak sayılı günlerini geçirmektedir. Şu anda sağlam ve sağlıklı/engelsiz olan bir insânın az sonra engelli konumuna gelmeyeceği konusunda elinde bir güvencesi yoktur. “Ne olduğuna değil, ne olacağına bak.” sözü de bu gerçeği ifâde etmektedir. Her türlü olumsuzluğun her an insânın başına gelme olasılığı söz konusudur ve her insân buna aday konumundadır. İnsan, istese de istemese de böyle bir hayâtı yaşamak durumundadır.[7]

Allâh’ın yarattığı her işte bir hikmet vardır. Dünyâda bâzı kişilerin engelli doğmasında, o kişinin âilesi için bir imtihân, zorluklarla mücâdeleyi ve sabrı öğretme, tıbbî araştırmaların yapılması ve bu alanda ilerleme, diğer âilelerde sağlıklı bir bebek dünyâya geldiğinde daha fazla bir sevinç duyulması ve şükredilmesi gibi farklı hikmetler söz konusu olabilir.

Dipnotlar:

[1] http://www.İslâmalimi.com/Allâh-neden-insânlari-esit-yaratmadi-ve-neden-bazi-insânlari-bedensel-engelli-olarak-yaratti/

[2] Tirmizî, “Zühd” 57.

[3] Zuhrûf: 43/33.

[4] Buhârî, “Enbiyâ” 51, VI. 146-7; Müslim, “Zühd” 10, III. 2275-6.

[5] Eğitime Bakış Dergisi, Sayı 31 “Engelleri Birlikte Aşmak Özel Sayısı”, s.4.

[6] En’âm: 6/50.

[7] Sancaklı, Saffet; Hz. Peygamberimizin Engellilere Bakışı ve Örnekliği, Diyânet Aylık Dergi, Sayı 257, Mayıs 2012

Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022