Zihinsel Engellilerin Psikolojik ve Fizyolojik Tepkileri Günâh mıdır?

Sorularla İslam

Zihinsel engellilerin psikolojik ve fizyolojik tepkileri günâh mıdır?

İslâm’da kişinin yaptığından sorumlu tutulması, akıllı olmasına bağlanmıştır. Emir ve yasakların muhâtabı akıl sâhibi kişilerdir. İnsanı kâinattaki diğer canlı-cansız varlıklardan ayıran ve ona üstünlük kazandıran akıldır. Dîn, akla hitâp eder. Aklı olmayanı bir takım emir ve yasaklarla sorumlu tutmak mümkün değildir. “Aklı olmayanın dîni de olmaz”[1], hadîsinin mânâsı da budur.

İçtimâî-hukûkî ilişkilerde akıllı kimse; ‘iyi ile kötüyü, kâr ile zarârı ayırt etmeye yarayan zihnî melekeler açısından yeterli insân’ demektir. Akıl ve temyîz kâbiliyeti ârızalanınca, kişinin dînî yükümlülükleri kalkar.

İslâm’ın emir ve tâlimâtları, mümkün ve mâkul olanla sınırlıdır. Allâh, kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemez. Allâhü Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de:

“…Allâh, bir kimseyi ancak kendine verdiği ile yükümlü kılar.”[2] buyurmaktadır.

Peygamberimiz (s.a.s), zihinsel özürlülerin yaptıkları kusûrları anlayışla karşılamıştır. Nitekim akıl hastalarının dînî yükümlülüklerden ve bâzı cezâ-î müeyyidelerden muâf tutulduklarını şu sözleri ile dile getirmişlerdir:

“Üç kişiden sorumluluk kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyan kimseden, ergenlik çağına ulaşıncaya kadar çocuktan ve akledinceye kadar bunaktan / aklını kaybedenden.”[3]

Bu hadîs, zihinsel engellilerin sorumluluklarının çerçevesinin belirlenmesinde temel teşkil eden başlıca delillerdendir.[4]

Ağır düzey zihinsel engelli olanların akıl ve temyîz gücünü ortadan kaldıran rahatsızlıkları devâm ettiği sürece, yaptıkları tasarrufları geçerli değildir. İşledikleri suçlardan dolayı kendilerine herhangi bir cezâ uygulanmaz. Her türlü bedenî cezâdan muâftırlar. Ancak başkalarına verdikleri maddî zarârlar, kendi mallarından veyâ velîlerinden tazmin edilir.

Akıl ve temyîz kâbiliyeti ârızalanınca, kişinin dînî yükümlülükleri kalkar. Burada dikkat edilecek husûs, tasarruf sırasında, iyi ile kötüyü ayırdetme kâbiliyetinin mevcût olup olmadığıdır. Çünkü bâzı akıl hastalıkları temyîz kudretini devâmlı sûrette kaldırırken, bâzı hastalıkların temyîz gücünü kısmen kaldırır. Aklı başında iken yaptığı iş ve tasarruflardan sorumludur. Meselâ, sarâlıların (epilepsi hastalarının) iki sarâ nöbeti arasındaki zamânda aklı başındadır. Yâhut uykuda gezenler, diğer zamânlarda temyîz kudretine sâhiptirler.

Akıl hastaları, mal telefinden şahsen değilse de madden sorumludurlar. Meydâna getirdikleri zarâr, mallarından tazmin edilip karşı tarafa ödenir. Suç işlemeleri hâlinde bedenî cezâ, kolay kolay uygulanmaz. Kur’ân ve hadîslerde yer alan had cezâları engelli olanlarda ya hiç uygulanmaz ya da engellinin durumuna göre normal insânlara göre daha hafif olarak uygulanır.[5]

Hafif düzey zihinsel engelliler, söylemiş oldukları kötü sözlerden, yaptıkları kırıcı davranışlardan dînen sorumludurlar. Engellilerin küfür vb. kötü sözler söylememesi için âilelerin ve toplumun onlara örnek olması, bu sözler ağızlarından çıktığında onları tasvip etmediklerini göstermeleri önemlidir.

Müslümanlar, târih boyunca bütün canlılara karşı şefkâtle yaklaşmış özellikle de zihinsel engellilere karşı daha özenli muâmelede bulunmuştur. Engellilerin taşkınlık ve saldırganlıkları karşısında sabırlı ve hoşgörülü olmak, onların bu davranışlarını anlayışla karşılamak gerekir. Sert bir tutum sergileyip karşılık göstermek dînen câiz değildir. Böyle bir muâmelenin, engelli bireylerin saldırgan davranışlarını engellemediği, aksine arttırdığını gözlenmiştir. Engellilerin taşkınlıklarının sebeplerini tespît etmek ve buna yönelik eğitim odaklı alternatifler sunmak en pratik çözümdür. Spor etkinlikleri düzenlemek, engellilerin taşkınlık, öfke ve kıskançlık gibi duygularını kontrol etmelerini ve onların sosyalleşmesini sağlamaktadır.

Hafif düzey zihinsel engelli olanlara eğer öğretilebiliyorsa Allâh’a îmân ile ilgili konular öğretilmelidir. Bu onlar için büyük bir kazanç kaynağıdır. Allâh’ı zikretmesi mümkün olanlara, belli duâ ve zikirler öğretilmeye çalışılmalı, bu kişiler de o duâ ve zikirleri yapmaya gayret etmelidirler.

İnsanları ilgilendiren bütün emir veyâ yasaklar, ancak akıllı insânlar için geçerlidir. Aklî dengesini kaybetmiş olanlara böyle bir sorumluluk yüklenmemiştir. Emir ve yasaklara uyma veyâ uymamanın dünyâ ve âhirete âit cezâ ve mükâfâtı da akıllı insânlar için geçerlidir. Malûm olduğu üzere temyîz gücü ve aklî melekesi bulunmayan deliler, âhirette toprak olacaktır. Akıl hastaları ise, en büyük nîmet ve îmân emrine muhâtap olabilmeye ehliyet için gerekli olan akla tam sâhip olmadıklarından, ne cezâya ne de mükâfata ehildirler. Dînî mükellefiyetlerin bir kısmından muâf tutulan zekâ özürlülerin, Âraf ehli olduğu bildirilmektedir. Hafif düzey zihinsel engellilerin, zihinsel engelleri dikkate alınarak hesâba çekilecekleri ve durumlarına göre Cennet’e girebilecekleri de söylenmiştir.

Dipnotlar:

[1] Süyûti, Câmiu’s-Sağîr, 3, 535 (4242)

[2] Talâk: 65/7.

[3] Ebû Dâvûd, “Hudûd” 16; Tirmizî, “Hudûd” 2.

[4] Yiğit, Yaşar; Diyânet Dergisi, Sayı: 132, Sayfa 40-43.

[5] Mehmed Zihni, Elgâz-ı Fıkhiyye, s. 120.

Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022