Yûnus Emre Hazretleri’nden Hikmetli Sözler ve Nasihatler

Abidevi Şahsiyetler

Yûnus Emre Hazretleri’nden hikmetli sözler ve nasihatler...

Okumaktan mânâ ne,

Kişi Hakk’ı bilmektir,

Çün okudun bilmezsin;

Ha bir kuru emektir!

EŞİKTE TERBİYE

Yûnus Emre Hazretleri, Tapduk Emre dergâhında mâneviyat tahsili gördü.

Bu tahsilde Tapduk Emre, Yûnus’u sır ve hikmet eşiğinde yoğurdu. Onun gurur ve fânîlik tozlarından kurtularak hiçliğe bürünmesini temin etti. Ona; «Ben» kelimesini unutturdu. Hakikî tahsili yaşattı.

Yûnus Emre Hazretleri, acele ederek dergâhı terk etmişti. Pişman olup geri dönünce, dergâha alınmadan evvel, dergâhın eşiğinde imtihandan geçirildi. O; herkesin ayak bastığı eşiğe başını koydu, böylece tevâzu testinde gösterdiği muvaffakiyetten sonra dergâhın şeyhi Tapduk Emre Hazretleri, onu eşikten kaldırdı ve dergâha kabul etti.

Yûnus senelerce dergâha odun taşıdı. Getirdiği odunlar kalem gibi düzgün olurdu.

Üstâdı sordu:

–Bu odunların hiç eğrisi yok mudur?

Şu cevabı verdi:

“–Sultanım!

Bilirim ki, sizin kapınızdan içeri hiçbir eğrilik girmez; odun bile olsa!..”

Hizmet ve rûhâniyetin feyziyle Yûnus Emre Hazretleri bir aşk bülbülü olup en derin mânâları en kolay fakat taklidi imkânsız bir güzellikte

(sehl-i mümtenî) adı verilen bir üslûp ile ifade etmeye başladı.

OKUMANIN MÂNÂSI

Yigirmi dokuz hece,

Okursun uçtan uca,

Sen elif dersin hoca;

Mânâsı ne demektir?

 

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsin;

Ya nice okumaktır?

GÖNÜL KAZANMAK

Düriş, kazan, ye, yedir,

Bir gönül ele getir.

Yüz Kâbe’den yeğrektir,

Bir gönül ziyareti...

Gönül Çalab’ın tahtı,

Çalab gönüle baktı,

İki cihan bedbahtı;

Kim gönül yıkar ise...

Bir kez gönül yıktın ise,

Bu kıldığın namaz değil.

Yetmiş iki millet dahî,

Elin yüzün yumaz değil.

ŞEKLE ALDANMA,
SÛRETTE KALMA!

Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil,

Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil!

Dervişlik olaydı tâc ile hırka,

Biz dahî alırdık otuza kırka...

ŞEFKAT NAZARI

Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım,

Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz!

Ben gelmedim dâvî için, benim işim sevi için,

Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim...

Yaradılmışı severiz Yaradan’dan ötürü...

 

O’NA ÜMMET OL!

Ol Âlem Fahri Muhammed, Nebîler Serveri’dir,

Ver salevat aşk ile, ol günahlar eritir.

Hak onu övdü, yarattı, sevdi; «Habîb’im!» dedi,

Yeryüzünde cümle çiçek, Mustafâ’nın teridir.

 

Sen O’na ümmet olagör; O, seni mahrum komaz!

Her kim O’nun ümmetidir; sekiz cennet, yeridir.

Her kim, O’nun sünnet ile farzını kāim tutar,

Ne diyem ki; âkıbet, soru hesaptan berîdir.

ÂHİRET ENDİŞESİ

Yalancı dünyaya konup göçenler,

Ne söylerler ne bir haber verirler!..

Üzerinde türlü otlar bitenler,

Ne söylerler ne bir haber verirler!..

 

Toprağa gark olmuş nâzik tenleri,

Söylemeden kalmış, tatlı dilleri,

Gelin duâdan unutman bunları;

Ne söylerler ne bir haber verirler!..

 

Yûnus der ki gör takdîrin işleri,

Dökülmüştür kirpikleri, kaşları,

Başları ucunda hece taşları;

Ne söylerler ne bir haber verirler!..

Bu dünyada kalmayalım,

Fânîdir aldanmayalım,

Bir iken ayrılmayalım;

Gel dosta gidelim gönül!

 

Biz bu cihandan göçelim,

Ol dost iline uçalım,

Arzu, hevâdan geçelim;

Gel dosta gidelim gönül!

 

Ölüm haberi gelmeden,

Ecel yakamız almadan,

Azrâil hamle kılmadan;

Gel dosta gidelim gönül!

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Asr-ı Saâdetten Günümüze HİDÂYET REHBERLERİ, Yüzakı Yayıncılık