“Yüce Allah Mahlûkatını Karanlık İçerisinde Yarattı ve Nurunu Onlar Üzerine Yaydı” Hadisi

HADİSLER

“Yüce Allah mahlûkatını karanlık içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı..."

Abdullah b. ed-Deylemî aracılığıyla, Abdullah b. Amr’ın, Resûlullah’tan (sav) şöyle işittiği nakledilmektedir: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” Abdullah b. Amr, “İşte bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir. (Tirmizî, Îmân, 18; İbn Hanbel, II, 176)

Hadisin Açıklaması

Gerek Kur’an’daki âyetlerde gerekse de Hz. Peygamber’in hadislerinde hidayet verenin Allah olduğuna sık sık işaret edilir. Hidayetin kaynağı Kur’an olduğuna göre onu lütfeden de elbette Allah’tır. Ancak insan, onu alıp almamakta özgür bırakılmıştır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “(Ey Peygamber) de ki: Ey insanlar, şimdi size Rabbinizden hakikat (bilgisi) gelmiş bulunuyor artık. Bundan böyle her kim ki doğru yolu izlemeyi (hidayeti) seçerse, bunu kendi lehine seçmiş olacaktır ve her kim ki sapıklığı (dalâleti) seçerse, yine bunu kendi aleyhine seçmiş olacaktır. Ve ben sizin davranışınızdan sorumlu değilim.” (Yûnus, 10/108.) Yine bir başka âyette, “Gerçek şu ki, biz ona yolu gösterdik; şükreden ya da nankör (olması artık kendisine kalmıştır).” (İnsan, 76/3.) buyrulmaktadır. Dolayısıyla Yüce Allah’ın, davetine icabet eden kimselere hidayet vermemesi söz konusu olamaz. Kur’an’da sıkça yer alan, “Allah kâfirlere, (Tevbe, 9/37.) zalimlere, (Tevbe, 9/109.) fâsıklara (Tevbe, 9/80.) hidayet etmez.” Veya “Allah yalancı nankör olan kimseye hidayet etmez/onu doğru yola çıkarmaz.” (Zümer, 39/3.) gibi âyetler, ilâhî daveti reddeden muhataplar içindir. Allah Resûlü de (sav) bir hadisinde, hidayeti verenin Allah olduğunu belirtirken hidayeti alıp almama noktasında insana herhangi bir zorlama yapılmadığı anlaşılmaktadır: Tâbiîn büyüklerinden Kudüslü Abdullah b. Fîrûz ed-Deylemî bir gün meşhûr sahâbî Abdullah b. Amr b. el-Âs’a gelerek, “Senin, ‘Şakî (isyankâr) kişi anasının karnında şakî olandır.’ dediğini duydum.” der. Bunun üzerine âbid sahâbî Abdullah b. Amr, “Bir kimsenin bana yalan bir şey isnad etmesini doğru bulmam.” dedikten sonra Hz. Peygamber’den şu hadisi işittiğini söyler: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” (Tayâlisî, Müsned, II, 637; İbn Hıbbân, Sahîh, XIV, 43.) Başka rivayetlerde Abdullah b. Amr’ın bu hadisi naklettikten sonra şöyle dediği yer alır: “İşte bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir. (Tirmizî, Îmân, 18; İbn Hanbel, II,176.)

Bu hadis öncelikle insanın yaratılıştan kendisini hidayete veya dalâlete sürükleyecek bilgi ve yeteneklerden yoksun olduğuna işaret etmektedir. “Cehalet” olarak anlaşılabilecek olan bu zulmet/karanlık, Allah’ın dağıttığı nur sayesinde yok olacaktır. Bu nur, kişiyi Allah’ın varlığı bilgisine götürecek olan tabiattaki kevnî âyetlerdir, işaretlerdir. Şu var ki bu işaretler, ancak insan için kuvvetli birer delil mesabesindedir, hidayetin yegâne sebebi değildir. Öyle olsaydı bu delilleri gören herkes hidayete ererdi. (Münâvî, Feyzu’lkadîr, II, 291.) Elbette Allah, isteseydi sadece kendisine inananlardan oluşan tek tip bir insan yaratırdı. Bu durumda elçi göndermesine de gerek kalmazdı. Ancak ilâhî irade böyle tecelli etmemiştir. Mamafih Yüce Yaratıcı şöyle buyurmaktadır: “Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.” (Nahl, 16/93.) Allah’ın dilediğini dalâlete sürüklemesi, dilediğini de hidayete erdirmesi, insanın, eğilimleri ve davranışlarının akıbetini belirlemede etkisinin olmayacağı anlamına gelmez. Nitekim âyetin devamında “Yaptıklarınızdan sorguya çekileceksiniz.” buyrulmaktadır. Bu ve benzeri âyetler Allah’ın meşietine, dilemesine bir sınır konamayacağını, O’nun iradesinin bağımsız olduğunu ifade etmektedir. Bu, kulun hidayette bir rolünün olmadığı anlamına gelmez.

Kaynak: Diyanet Hadislerle İslam