Yahudilikte Siyonizm İdeali

İHTİSAS

Siyonizm ile arz-ı mev’ûd kavramlarının ortak özellikleri ve en temel farkları nelerdir? Siyonizm nedir ve bu terim ilk kez ne zaman ortaya atılmıştır? Nekbe Olayı nedir? Siyonist ideolojiye göre kutsal toprakların sınırları nerelerdir?

Hazırlayan: Prof. Dr. Salih İNCİ

Yahudilik denildiğinde akla ilk gelen konuların başında şüphesiz “Siyonizm” gelmektedir. Bununla ilişkili bir diğer kavram da arz-ı mev’ûd, yani vadedilmiş topraklar meselesidir. Bu iki kavramın ortak özelliği geçmişten bugüne Yahudilerin hayalini kurdukları topraklarla ilişkili olmasıdır. Ancak aralarında en önemli fark bu topraklara kim ya da kimler eliyle ne zaman ulaşılacağı konusudur. Geleneksel dindar Yahudilere göre Arz-ı Mev’ûd’a herhangi bir zaman diliminde Yahudilerin topluca gidip yerleşmeleri büyük günahtır. Zira Tanrı onlara bu toprakları Meshin eliyle verecektir. Ancak Siyonistler bu konuda geleneksel görüşten ayrılarak Mesihi beklemeden kutsal topraklara toplu olarak göç etme ve burada bir devlet kurma projesine odaklanmışlar, zamanla dindar Yahudileri de buna ikna etmişlerdir.

Siyonizm

Adını Süleyman Mabedi’nin üzerinde kurulduğuna inanılan dağdan alan Sion kelimesi, daha geniş anlamda Kudüs dahil Yahudilere vadedilmiş toprakları ifade eder. “Siyonizm” ise on dokuzuncu yüzyılın sonlarında Yahudi düşünürlerin fikirlerini hayata geçirmeye çalışan   Theodor Herzl (Ö. 1904) öncülüğünde başlatılan ve Filistin toprakları üzerinde bir Yahudi devleti kurmayı hedefleyen siyasi, kültürel ve dini yönü olan milliyetçi bir ideolojidir.(Karaman, 2009, 37/329; Sevilla-Sharon, 1981, 247 vd.) Bu hareketin seküler liderleri, geleneksel Yahudilikte kutsal topraklara dönüş için Mesihi beklemek yerine artık kendilerinin harekete geçip Filistin toprakları üzerinde bir devlet kurmayı hedeflemişlerdir.

Yahudileri buna sevk eden temel nedenler; Avrupa’da yaşayan Yahudilerin (Aşkenazlar) asırlardır Hıristiyanlar tarafından Hz. İsa’nın ölümüne sebep olmaları nedeniyle tanrı katili olarak görülmeleri, Hıristiyan çocukların kanıyla ayin yapmakla (kan iftirası) itham edilmeleri, salgınların ve tefecilik yaparak ekonomik zorlukların müsebbibi olarak görülmeleri ve sonunda asimile edilme endişeleri olmuştur. Kendilerini Tanrının seçilmiş milleti olarak gören Yahudiler, Rus Yahudisi Pinsker’in deyimiyle “evrensel bir nefret için seçilmiş insanlara” dönüşmüşlerdir.  Şüphesiz Pinsker’in o dönemin şartlarında söylediği bu ifadeler, İsrail’in bölgede yaptığı katliam ve yıkımla bugün doğrulanmış görünmektedir. Zira bugün Yahudiler dünyanın pek çok yerinde istenmeyen insanlara dönüşmüş durumdadırlar. Tarihte Batıda ikinci sınıf insan muamelesi görmüş olan Yahudiler İslam dünyasında (Sefarat Yahudileri) ise son derece rahat ve refah içinde yaşamışlardır.(Sevilla-Sharon, 1981, 145-155) Yahudiler, Siyonist planı gerçekleştirmek için ilki 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde olmak üzere (1948’de İsrail devletinin kuruluşuna kadar) düzenli olarak belli aralıklarla Siyonist Kongreler toplamışlardır. Siyonistler din adamlarını da ikna ederek Filistin’e toplu göçü ifade eden “aliya” (yükseliş) hareketlerini başlatarak on binlerce Yahudi’nin buraya göç etmesini sağlamışlardır. Bu işte tarım merkezli yerleşmeyi (Kibuts) esas alan Rus Yahudileri öncü rol oynamıştır. Bu arada Theodor Herzl, II. Abdülhamit’ten Osmanlının borçlarını ödemek karşılığında Filistin de bir toprak talep etmiş ancak bu kabul edilmemiştir. (Karaman, 2009, 37/330)

Birinci Dünya Savaşı sırasında Yahudiler İngilizler safında yer almışlar, hatta Çanakkale savaşında İngilizlere destek için Yahudilerden oluşturulan Sion Katır Birliği kurulmuştur. Bu desteğe karşılık İngilizler, 1917 tarihli meşhur Balfour Deklarasyonu ile Yahudilere savaş sonrası bölgede toprak vaadinde bulunmuşlardır. Osmanlı’nın bölgeden çekilmesi ile dünyanın birçok yerinden Yahudiler Filistin topraklarına göç etmeye başlamıştır. Buralarda silahlı örgütler (Hagana, İrgun gibi) kurarak Müslüman köyleri ateşe verip terör estirmişlerdir. Nihayetinde 1948’de Avrupa ve ABD’nin desteği ile İsrail devleti kurulmuştur.(Karaman, 2009, 37/332 vd) Böylece batılılar bir yandan içlerindeki Yahudilerden kurtulmuşlar, öte yandan tarih boyu Yahudilere yaptıkları zulmün diyetini asırlık Müslüman topraklarını Yahudilere vererek ödemişlerdir. Böylelikle Müslüman topraklarının ortasına işgalci bir devlet kurdurarak bölgeye pimi çekilmiş bir bomba bırakmışlardır. Sonuçta özellikle Protestan Hristiyanlar, Yahudîleri “tanrı katili” yerine “Mesih’in tekrar gelişinin şahidi” olarak tanımlamayıp onları desteklemeye başlamışlardır. Hatta o kadar ki Hıristiyanlar suçluluk duygusu içinde günümüzde Filistin topraklarında Yahudilerin yaptıkları mezalimi ve soykırımını eleştirenleri bile Yahudi düşmanı (anti-semitizm) olmakla itham etmektedirler. Bununla birlikte batılı evanjelik Hıristiyanların desteği kendi inanışları gereği bir bakımı geçici ve konjektürel bir destektir. Zira bölgedeki Yahudilerin neden olduğu kan ve zulüm Hz. İsa’nın gelişini hızlandıracaktır. Onlara göre Hz.  İsa’nın gelişiyle Yahudiler de ya ona inanacak ya da ölüme mahkum olacaklardır.  (Geniş bilgi için Bkz. Araz, 2026)    

1948 tarihini Filistinliler “Nekbe”, yani büyük felaket olarak isimlendirdiler ve o günden bugüne tarihin en büyük soykırımına maruz kalmışlar bu tarihten sonra, bölgede kan ve gözyaşı hiç eksik olmamıştır. Bugün küresel güçlerin desteğini arkalarına alan işgalciler bölgede sistematik bir şekilde halkı göçe zorlayarak ve katlederek, arz-ı mev’ud ideali doğrultusunda sınırlarını büyütmeye devam etmektedirler. Ancak buna rağmen bugün İsrail’de sayıları ve etkileri az da olsa halen Neturei Karta, Satmar Hasidileri ve True Torah Jews gibi bazı Yahudi gruplar Siyonizm’i reddetmektedirler.

Bugün gelinen noktada dini referanslı olan  arz-ı mev’ud ideali ile, seküler bir hareket olan siyonizm birbirlerine yaklaşarak birlikte işgal devletinin politikalarına yön vermekte, bu yönde politikalar geliştirmek için ciddi bir kamuoyu oluşturmakta, hem İsrail’de hem de AB ve ABD’ de etkin olmaktadırlar.                 

Siyonist İdeolojiye Göre Kutsal Toprakların Sınırları

Bugün dünya üzerinde sınırları net olmayan devlet İsrail devletidir. Bu onların yayılmacı bir dış politika izlemlerinden kaynaklanmaktadır. Nihai hedef kutsal toprakların tümüne ulaşmaktır.  Bu sınırlar ana hatlarıyla Tevrat’ta vadedilen topraklardır. Buraların Tanrı Yehova tarafından kendilerine verildiğini iddia ederler. Bu yerler Tevrat’ta “Mısır (Nil) Irmağı'ndan büyük Fırat Irmağı'na kadar uzanan, nehirlerinden adeta, süt ve bal akan bu bereketli topraklar olarak tasvir edilir. (Tekvin 12 / 6-7; 15/18-21; 17/8; Çıkış 3/7) Bu toprakların sınırları Siyonistlerce de tartışma konusu olmuştur. Theodor Herzl 1897 yılında Baselʼde gerçekleştirilen Siyonist Kongreʼde bu sınırları; “Kuzey sınırlarımız Kapadokyaʼdaki dağlara kadar dayanır, güneyde de Süveyş kanalına uzanır. Sloganımız; Davud ve Solomonʼun Filistinʼi olacaktır.” şeklinde açıklamıştır. Bugüne kadar yapılan yorumlarda en geniş sınırlar; Güneyde, bütün Sina Yarımadası ile bütün Kuzey Mısır; doğuda Ürdün’ün tamamı ile Suudî Arabistanʼın büyük bir bölümü, Kuveyt’in tümü, Fırat’ın Güney Havzası ile Irakʼın bir bölümü; kuzeyde  Lübnan’ın tamamı, Suriye’den Van Gölüʼne kadar Türkiye’nin güney bölümü; batıda ise Kıbrısı da içine alan geniş bir bölgedir. (Shahak, 2002, 31). Ancak bu sınırlar muğlak olup  Yahudilerin güçlü ve zayıf oldukları dönemlere göre esnetilerek yorumlanmıştır. (Sınırlarla ilgili detaylı bilgi için bkz. Küçük, 1991, 3/442)

KAYNAKLAR

  • Araz, Ömer Faruk. Hristiyan Siyonizmi ve Amerikan Evanjelizmi. Araştırma. ed. Abdullah Altuncu. İstanbul: Türkiye Araştırmaları Vakfı, Mart 2026. Türkiye Araştırmaları Vakfı.
  • Karaman, M. Lutfullah. “Siyonizm”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 37/329-335. İstanbul: TDV Yayınları, 2009.
  • Küçük, Abdurrahman. “Arz-ı Mev‘ûd”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 3/442-444. İstanbul: TDV Yayınları, 1991.
  • Sevilla-Sharon, Moshe. İsrail Ulusunun Tarihi. Kudüs: Graph Press Ltd., 1981.
  • Shahak, Israel. Yahudi Tarihi Yahudi Dini. çev. Ahmet Emin Dağ. İstanbul: Anka Yayınları, 2002.