Üşenme ve Usanma Şerrin Anahtarıdır

TEFEKKÜR

Kainatta her şey aktif ve hareket halindeyken mümine rehavet, tembellik, durağanlık ve yılgınlık yakışır mı? Muhammed bin Ali -rahmetullâhi aleyh- ise şöyle der: “Üşenme ve usanma, şerrin anahtarıdır. Çünkü; Üşendiğinde hakkı yerine getirmemiş, usandığında hakka sabretmemişsin, demektir.” Tefekkür ufkuyla bu meseleye nasıl bakmalıyız?

Zerreye bakalım: Elektronlar çekirdeğin etrafında mütemâdiyen dönüş hâlindeler.

Bir hidrojen atomunun çekirdeği etrafında dönen elektronlar, saniyede 2 bin kilometre hızla dönüyor.

Küreler âlemine bakalım: Galaksiler, yıldızlar, gezegenler, peykler her biri bir felekte yüzercesine akıp gitmekte, dâimî bir heyecan, sa‘y ü gayret hâlindeler.

Cenâb-ı Hak, bizim de umre ve hacda Beytullâh’ın etrafında tavâf ederek bu deverânı yaşamamızı arzu buyurmuş. Bütün varlık; dönüş ve hareket hâlinde...

Vücudumuzda kalbimiz hiç durmuyor; teneffüs, kan dolaşımı, hücrelerin tazelenmesi, biz uyuduğumuzda dahî fâsılasız bir çalışma hâlinde...

Kalbimiz, yıllık izin istemiyor. Güneş haftada bir veya iki gün istirahate çekilmiyor.

Bütün bunların, bizim ibâdet ve hizmet hayatımıza mesajı; devamlı bir sa‘y ü gayretin lüzumlu olduğudur.

Çünkü Cenâb-ı Hak, hem kâinâta hem de insana ilâhî kanunlarla istikamet vermiştir. Âyet-i kerîmede bu gerçek şöyle ifa de edilir:

(Allah) göğü yükseltti ve mîzanı (dengeyi) koydu. (Ey insanlar, siz de) Sakın (varlıktaki bu) dengeyi bozmayın.” (er-Rahmân, 7-8)

Bu demektir ki insan, kâinâttaki ilâhî âhenk ile bütünleşmelidir. Nasıl ki şu engin kâinât âleminde dâimâ hareket ve gayret esas ise; bir mü’minin hayatında da, dâimâ aktif kulluk esas olmalıdır.

Âyet-i kerîmede buyurulur:

“Boş kaldın mı hemen (başka bir) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel.” (el-İnşirâh, 7-8)

Peygamberimiz’in hayatı da bu âyetin tatbikatı hâlindedir. O’nun 24 saati; ferdî ibâdet, ailevî ve içtimâî gayretlerle dopdoludur.

O’nun rahle-i tedrîsinde yetişen İbn-i Mes‘ûd -radıyallâhu anh- şöyle der:

“Ben bir kişiyi, ne dünya ne de âhiret ameliyle uğraşmaz, boş bir vaziyette görünce; ona çok hayret ediyorum.”

Üşenme ve Usanma Şerrin Anahtarıdır

Muhammed bin Ali -rahmetullâhi aleyh- ise şöyle der:

“Üşenme ve usanma, şerrin anahtarıdır. Çünkü;

Üşendiğinde hakkı yerine getirmemiş, usandığında hakka sabretmemişsin, demektir.”

Diğer taraftan ise; muhabbet, heyecan ve canlılık meydana getirir; o canlılık da fedâkârlığı intâc eder. Böylece muhabbetin olduğu yerde yorulma ve üşengeçlik diye bir şey düşünülemez.

Uzun süreli bir tatil ve istirahat da; ancak bereket ve hizmetle dolu bir ömrün sonunda nasip olan huzurlu bir ölümü müteâkip, kabirde yaşanabilir.

Çalışıp gayret etmek kadar mühim bir başka husus da; boş, lüzumsuz ve faydasız şeylerden uzak durmaktır. Âyet-i kerîmede felâha kavuşan mü’minlerin bir vasfı da şöyle beyan buyurulur:

 “Onlar (o felâha kavuşan mü’minler) ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” (el-Mü’minûn, 3)

Hâsılı insan düşünmeli...

Düşünmeli, zira kâinatta her köşe tefekkür malzemesi... Allâh’ın yarattıkları da tefekkür malzemesi... Geçmiş kavimlerin harâbeleri de tefekkür malzemesi... Mikroskopta bakılan mikro âlemler, teleskoplarla ancak bir kısmı görülebilen makro âlemler... Hepsi şöyle dedirmekte:

Sübhâne men tehayyera fî sun‘ihi’l-ukūl
Sübhâne men bi-kudretihî ya‘cizu’l-fuhûl

“Sanatı karşısında akılların hayrete düştüğü, kudretiyle en üstün âlimleri bile âciz bırakan Allah Teâlâ’yı tesbih ederim...”

Cenâb-ı Hakk’ın akıllara durgunluk veren sanatının bir muazzam ciheti de; O’nun hem zerrelerin zerresi kadar küçük âlemde, hem de kâinat çapında büyük âlemde sergilediği ihtişamdır.

Elektro mikroskopta temâşâ edilen bir atomda, bir çekirdek ve onun etrafında çok büyük bir hızla dönen elektronlar vardır.

Bu küçük âlem büyütülse karşımıza, güneş sistemi gibi bir yıldızın etrafında dönem ecrâm-ı semâviyye çıkar.

Mikro kozmosta da ihtişam... Makro kozmosta da ihtişam...

Bir fili teşrih edenler iri bir hortum ve onu idare eden bir beyni tetkik edebilirler. Ancak zar kadar ince, minicik bir sivrisinekte de bir hortum ve muazzam beyin ile karşılaşınca; idrakler, ilâhî kudret ve sanatın hudutsuzluğunu makroda ve mikroda hayranlıkla temâşâ eder. Sinekten de küçük, gözle görülmez bir bakteri yahut virüs, sebep kılındığı bir hastalıkla koca bir pehlivanı yere serer.

Saymakla bitmeyen tefekkür levhalarıyla dolu bu cihana, bu husûsiyetle Kâinat Kitabı da denmiştir.

Kur’ân, Cenâb-ı Hakk’ın, Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in kalbine indirdiği âyetleri olduğu gibi; cihan da birkaç misâlini verdiğimiz tefekkür edilecek âyetlerle, mûcizelerle, işaret ve alâmetlerle doludur.

Kâmil insan; takvâya ermiş perdesiz bir gözle yani gönül gözüyle âlemleri seyreder, kâinâtın hikmet dolu sayfalarını çevirip okumaya başlar; zavallı gafil ise gaflet parmağını gözlerinin önüne koyar da hiçbir şey göremez.

İnsan ve âlem birbirine nâzır birer ayna temsilinde olduğu gibi, âlem de Kur’ân ile tev’em yani ikizdir. Her biri diğerinin tefsirine hizmet ederek, her biri «mârifetullah»ta mesafe katetmeye vesile olur.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mekteb-i Âlem, Kâinat, İnsan ve Kur’ân, Yüzakı Yayınları