Ümitvâr Olmanın Önemi

İbadet Hayatımız

Bir Müslüman olarak her an ve durumda ümitvâr olmanın önemi ve faizleti nedir? Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu hususu nasıl vurguluyor?

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurur:

“Kıyâmet kopuyorken bile, elinde bulunan fidanı dik!” (Ahmed, III, 183, 191)

Âhirzaman nebîsi Rasûlullah Efendimiz’in gönderilmesi dahî bir kıyâmet alâmetidir. Kendi beyânı üzere; O -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ikindi vakti peygamberidir. Yani O’nun ümmetinin hayatı; güneşin batışına, yani kıyâmetin kopuşuna doğru bir akış içinde geçecektir.

O müddet içinde, sıklıkla moral bozucu büyük fitne ve kargaşalar yaşanacaktır. Günahların yayılması, hayâsızlığın artması gibi ümit kırıcı, ye’se düşürücü nice hâdiseler meydana gelecektir. Mü’min; bu hâdiselerden ibret alacak, fakat asla yılgınlığa, bezginliğe ve ümitsizliğe düşmeyecektir. Yapması gereken gayret ve fedâkârlıkları îfâ edecektir.

Necip Fazıl, yine nebat âleminden teşbihle aynı hakikati dile getiriyor:

Tohum saç! Bitmezse toprak utansın!

Hadîs-i şerifteki tâlimat, bilhassa irşâd ehli için çok mühimdir. Mesleğe heyecan ve azim içinde başlayan bazı muallim ve hocalar; yaşadıkları birkaç menfî hâdise, belki birkaç vefâsız talebenin hüsranı ile yavaş yavaş iştiyaklarını kaybetmeye başlarlar;

“–Ne yapsam nâfile!”

“–Yeni nesli terbiye etmek çok güç!” ve benzeri menfî duygularla, vazifelerini kerhen, abus bir suratla, isteksizce yapmaya başlarlar. Bu donuk hâl, şikâyet ettikleri talebeyi kendilerinden daha da uzaklaştırır. Sonra da;

“–Talebe yok ki!” diyerek âtıl ve tembel bir şekilde bir kenara çekilirler.

Hâlbuki;

İrşad vazifesinin emekliliği yoktur. İslâm’da emeklilik teneşirdedir. Eğitim verebilecek şekilde yetişmiş sağlıklı bir insanın, bir kenara çekilip âtıl vaziyette kalması büyük bir vebaldir.

Haccı ömrünüzde bir kere îfâ etmeniz, üzerinizden farz borcunu düşürür. Namaz, oruç ve zekât ibâdetlerinin de nisap miktarı, asgarî ölçüsü ve îfâ zamanları vardır. Fakat tebliğ ve irşad vazifesinde;

“–Sen kotayı doldurmuşsun. Sen muafsın!” denilecek bir muâfiyet çizgisi, bir alt sınır yoktur. Bunu Tebük’e katılmadıkları için, haklarında affedici âyet nâzil oluncaya kadar, 55 gün toplumdan tecrid cezasına muhatap olan üç sahâbînin yaşadıklarında görüyoruz. Onlardan biri Bedir dışındaki bütün harplere, diğer ikisi bütün gazvelere katılmıştı. Demek ki, onlara;

“–Sen Uhud’da bulundun yeter!” denilmedi.

“–Sen Hendek’e katıldın, kâfî!” denilmedi.

İrşad vazifesi, son nefese kadar… Tâkatin yettiği son noktaya kadar…

Ebû Hâtim Hazretleri buyurur:

“Kardeşim! Dört şeyi dört yere ertelersen cennete girersin:

  • Uykuyu kabre,
  • Sevinmeyi Mîzân’a,
  • Rahatlığı Sırât’a,
  • Nefsin arzularını da cennete.”

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Ocak, Sayı: 251