Soru Sormanın Bir Sınırı Var mıdır?
Soru sormanın bir sınırı var mıdır? Sizlerden gelen soruları ve dinî meselelere dair merak edilenleri Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
Tabii her şeyin bir sınırı vardır. Soru sormanın da bir sınırı vardır. Yani soru sorma birtakım maksatlara yönelik olarak yapılır. Bunlardan bir tanesi bilgi edinmek için yapılır. Bir diğeri, "Ben biliyorum ama etrafımdakiler bilmiyor olabilirler, onlar da istifade etsinler" diye yapılır. Bir diğeri, belki de "Hadi bakalım biliyor musun? Biliyorsan cevap ver" türünden taciz maksadıyla yapılır. Binaenaleyh soru sormanın birçok sebebi, gayesi olabilir. Bunların içerisinde doğru olan; bilgi edinme veya "Ben bilsem de bu vesileyle etrafımızdakiler de bilgi edinsinler" diye soru sormaktır.
Faydalı Soru Nasıl Sorulur?
Bilgi de tabii mücerret bir bilgi olsun diye soru sormak doğru bir şey değildir. Yani sorduğumuz sorunun bizim hayatımızda pratikte, tatbikatta, uygulamada bir karşılığının olması gerekir. Yani insan bilgiyi mücerret bilgi olsun diye değil de onu amele dönüştürmek için, faydalı bir ilme dönüştürmek için sorar. Yani iş olsun diye sormaktansa, bir problemi olanın o problemini çözmeye yönelik bir soru sorması lazım. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de biz birçok soruların olduğunu ve Cenab-ı Allah'ın bu sorulara cevap verdiğini görüyoruz. Bazen işte "Sana hilalin durumunu sorarlar" (Bakara Suresi, 189. ayet). Yani doğmasını, büyümesini, gelişmesini, küçülmesini, evrelerini sorarlar. Cenab-ı Allah; "De ki: Onlar, insanların vakit bildirimlerine ve haccın vaktini bilmelerine yararlar" mealinde ayetle cevap veriyor (Bakara Suresi, 189. ayet). Yani hilalin büyümesi, küçülmesi, efendim şu hale gelmesi, bu hale gelmesi çok da fazla sizi ilgilendirmesin. Siz asıl "Bundan nasıl istifade ederiz? Bu bizim ne işimize yarar?" bunun peşine düşün diyor. Buradan hareketle de sorunun pratikte bir faydaya müncer olması, bizim bir problemimizi çözüyor olması gerekir. Bu yönüyle sorulan soru yerinde bir soru olmuş olur.
Ama şunu da unutmamak gerekiyor ki; faydalı bir soru sorabilmek için konuyla ilgili bir bilgi sahibi olmak gerekir. Yani soru sorabilmek, bir şeyi en azından bilmenin yarısı anlamına gelir. Ondan dolayı hiçbir şey bilmeyen kimselerin soru sorması da mümkün değildir. Soru sorulmuyorsa bir yerde, orada ya hiçbir şey bilinmiyordur ya her şey tam olarak biliniyor demektir. Bundan dolayı eskiler, "Güzel soru sormak ilmin yarısıdır" demişler. Yani soruyu da güzel sormak lazım. Soruyu hani bağcıyı dövmek değil de üzüm yemeye odaklı olarak sormak lazım. Ama eğer soru sormayı beceremezsek, o zaman cevabı da düzgün almamız mümkün değil.
Soru Nasıl Sorulmalıdır?
Şimdi biraz da bizimle ilişkili olan tarafına bakacak olursak; şimdi kardeşimiz soru soruyor, diyor ki: "Şu nedir? Bununla ilgili bana tafsilatlı bilgi ver." Halbuki bizim Osmanlı usulüne baktığımızda, efendim hoca efendilere, müftü efendilere, şeyhülislamlara soru sorulduğunda, soru iki sayfa üç sayfa tutar ama cevap ne kadardır? Bir kelime, bir satırdır. "Olur" veya "olmaz", "caizdir" veya "değildir" şeklindedir. Dolayısıyla soruyu sorarken derli toplu, başı sonu düzgün bir şekilde sorabilmek önemlidir. Yani cevap alacağımız kişiye bir angarya yüklemeden... Ama maalesef bugün onun tam tersini görüyoruz. Hatta belki sorduğu soru daha önce çektiğimiz programlarda var ki onu kardeşlerimiz internete koyuyorlar, İslam ve İhsan sitesine koyuyorlar. Orada soru-cevap bölümünde de bulmak, arayıp bulmak mümkün. Ama öyle olmuyor, tekrar sorma ihtiyacı hissediyor kardeşimiz. Dolayısıyla biraz soru sormanın çilesini çekmek lazım. Yani soru sormak kolay bir şey değildir.
Öyle insanın her aklına geleni de sorması doğru bir şey değildir. Neden hocam? Çünkü insanın aklına bin bir türlü şeyler gelebilir. Bir de yani sorduğunuz kimsenin bunu bilip bilemeyeceğini de az buçuk tartmanız lazım gelir. Binaenaleyh, ya şimdi bir matematikçiye tıpla ilgili bir şey sormanın veya bir tıpçıya matematikle ilgili bir şey sormanın da bir alemi yok. Dolayısıyla insan sorusunu çok iyi derleyip toparlamalı. Güzel bir soru kalıbı çıkartabilirse, eğer bunda muvaffak olursa zaten olayın yarısını çözmüş demektir. Eğer gerçekten bir soru varsa, aldığı cevabın doyurucu olup olmadığını da hisseder. Yoksa ne cevap verirlerse onu kabul etmek durumunda kalır. Onun için soru sorabilmek için bir altyapıya da az buçuk sahip olmak lazım gelir. Ama biz bu laflarımızla, sözlerimizle kardeşlerimizi kısıtlama cihetine gitmiyoruz. Yani sordukları soruya eğer bir vukufiyetimiz varsa cevap vermeye çalışıyoruz. Bilemiyorsak da "Bilemiyoruz" diyoruz veya bilemediğimiz soruları hiç gündeme almıyoruz. Evet, buraya onlarca yüzlerce soru geliyor. Bildiklerimizi veya bildiğimizi düşündüklerimizi cevaplandırmaya çalışıyoruz. Yoksa her şeyin cevabını vermeye kalkacak olsak ne bizim takatimiz yeter ne de bu programın hacmi ona müsait gelir.