Son İki Asrın Problemlerinden Biri
Rızık gerçekten yalnızca maddî kazanç ve dünyevî imkânlardan mı ibarettir? Çocukların eğitiminde meslek, makam ve ekonomik gelecek kadar iman, takvâ ve mânevî çevreye dikkat etmek neden önemlidir? Rızık endişesiyle dinî ve mânevî değerlerden taviz vermek, rızkın Allah’tan olduğunu unutmak anlamına mı gelir? Anne-babalar evlatlarının okul, arkadaş ve sosyal çevresini seçerken nelere dikkat etmelidir? Dünya hayatı ile ebedî âhiret hayatı arasında eğitim ve gelecek tercihlerimizi nasıl değerlendirmeliyiz?
Rızkın Allah’tan olduğunu unutmak; gafil anne-babalara, dünyevî istikbâli ve kazancı parlak görünen bazı menfî tahsilleri câzibeli gösteriyor.
Bazı anne-babalar;
“–Oğlum menfî yerlerde nasıl olsa kendini korur. Yeter ki o makamı elde etsin!”
“–Kızım kocasına muhtaç olmasın, meslek sahibi olsun, ekonomik hürriyeti olsun!” gibi lâkırdılarla maalesef tavizler veriyor. Rızkı verenin Allah olduğunu unutmak ne büyük gaflettir.
Bu son iki asrın bir problemidir:
1839 yani Tanzîmat’tan itibaren Osmanlı’nın önde gelen aileleri, evlâtlarını; Paris’e, Viyana’ya gönderdiler. Maksatları, batının -sözde- terakkîlerini almaları, ilerlemeleri idi. Yani batıya ve dünyevî kazançlarına hayran olarak evlâtlarını oraya gönderdiler.
O evlâtlar orada helâl lokmadan mahrum kaldılar. Ezandan mahrum yetiştiler. Döndüklerinde, üzerlerinde Osmanlı kıyafeti olsa da, gönül dünyası olarak Fransız gibi olmuşlardı.
Sonra Paris’in yerini Almanya, İngiltere şehirleri aldı. Sonra Amerika şehirlerine gitme hevesi devam etti.
Şimdi duyuyoruz, din ve mâneviyat bakımından daha da beter bir coğrafyaya; Japonya’ya, Kore’ye, Çin’e gidenler var. Hâlbuki bu bölgeler; Hinduizm, Budizm, Şintoizm gibi bâtıl dinlerin ve ateizm-deizm gibi inkârcılığın yaygın olduğu yerler. En büyük felâket de, giden talebenin oradan aldığı menfî tesirlerdir, in‘ikâslardır.
Hepsi dünyevî birtakım boş hevesler için...
Şu anda iktisâdî olarak istikbal va‘dediyor diye, gafil kişiler; oraya giderek, aşağılık duygusunu bastırmaya çalışıyor.
Hâlbuki;
Rızkı veren Allah’tır. Elbette kul, dünyası için de âhireti için de çalışır. Fakat bu çalışmasında ilâhî tâlimatlara riâyet eder. Haramlardan ve günahlardan uzak durur.
Rızık endişesiyle; dinden, takvâdan taviz vermeye kalkmak, rızkın Allah’tan olduğunu da bir yerde unutmak demektir.
Biz rızkı, fânîlerden değil, Rezzâk olan Rabbimiz’den isteriz.
Evet, evlâtlarımız çeşitli mesleklere sahip olacaklar. Nasiplerinde varsa birtakım makamlara gelecekler. Fakat bu yolda; uhrevî, dînî bir tahsil alabilirlerse, kalplerini vahiyle buluşturabilirlerse, ancak bu şartla o meslekler, o makamlar onlar için rahmet ve huzur vesilesi olur.
Aksi takdirde;
Dînî, uhrevî tahsilden mahrum, kalplerini vahiyle buluşturmadan, sırf dünyevî bir tahsille o meslekleri elde ederlerse, o makamlara gelirlerse; -Allah korusun- zâlim olurlar, bencil olurlar, egoist olurlar. Müslümanların feryatlarına bîgâne kalırlar.
İnsanın önünde iki hayat, iki istikbal var:
- Metrajı bilinmeyen bir mezura gibi olan en fazla 80-90 yıllık bir dünya hayatı...
- Ebedî âhiret hayatı...
Dünyadaki bütün tahsiller, bütün makamlar, mevkiler, uzmanlıklar, apoletler, servetler ve şöhretler, dünya hayatının sona ermesiyle bitip gidecek.
Îman, takvâ ve kulluk ise, ebedî âlemde bizim yegâne rızkımız olacak. Karanlıkları aydınlatan ve yol almamızı sağlayan nûrumuz olacak.
Öyleyse;
Fânîye ne kadar? Sonsuz olana ne kadar?
Rızık da böyle bir sırra sahip...
Rızık sadece maddî, dünyevî ve cismânî rızıktan ibaret değildir. Îman, ilim, huşû, takvâ, hüsn-i hâtime gibi mânevî ikramlar da bir rızıktır. Bizler; kendimizin ve evlâtlarımızın mânevî rızkına daha fazla teksif olmalıyız.
Bir de;
Onların kimlerle arkadaşlık ettiklerine, tahsil, iş ve benzeri içtimâî hayatlarında kimlerle beraber olduklarına dikkat etmeliyiz. Evimizi; müttakî bir çevreden, camilere yakın muhitlerden seçmeliyiz. Evlâtlarımızı, sâlih / sâliha arkadaşlar temin edebilecekleri mekteplere göndermeliyiz.
Çünkü;
İnsana en çok tesir eden iki husus:
- Gıdâ ve
- Beraber olduğu kişidir, arkadaş ve çevresidir.
Cenâb-ı Hak, bizlere maddî ve mânevî en temiz rızıkları nasîb eylesin. Bizleri haram ve kirli gıdâlardan ve şüpheli kazançlardan muhafaza buyursun. Bizleri bilhassa tükenmez kanaat hazinesiyle rızıklandırsın. Âmîn!..