Senden De Dâvâcı Olabilirler!
"Benim annem de, babam da birer emekli insandılar. Neden biriniz onlara yaklaşıp, bana anlattıklarınızı onlara da anlatmadınız? Eğer bunu yapsaydınız, onların benden daha da istekli bir sûrette İslâm’ı kabul edeceklerine hiç şüphem yoktu." Ya senden de biri bu şekilde davacıysa? Amerika’da geçen ibretlik kıssa...
Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-; kıyâmet günü, bir müslümanın görüp de bîgâne kaldığı gafillerin, o kişilerin yakasına yapışıp;
“–Beni niye irşâd etmedin!” diye feryâd edeceğini ve dâvâcı olacağını bildirir. (Rudânî, Cem‘u’l-Fevâid, V, 384)
AMERİKA'DA GEÇEN İBRETLİK KISSA
Şu yaşanmış hâdise de tebliğ mes’ûliyetinin bir ifadesidir:
Amerika’da bir doktor hidâyete ermiş ve bunun için bir mescidde merasim tertiplenmişti. Uzak ve yakından pek çok müslümanın katıldığı bu merasimde, hidâyete ermiş olan o doktor bir konuşma yapacak ve İslâm’ı seçmekteki gerekçesini nakledecekti. Sözlerine başlamadan önce;
“–Siz müslümanlara bir suâlim var. Konuşmama başlamadan önce onun cevabını almak istiyorum.” dedi ve şu suâli sordu.
“–Benim annem de babam da birer hıristiyan olarak vefât ettiler. Size bunların öldükten sonraki durumlarının ne olduğunu soruyorum!..”
Cemaat endişelendi. Bu yeni müslümanın kararına tesir edecek bir keyfiyet olup da, acaba merasimde bir tatsızlık çıkar mı diye korktular ve;
“–İslâmî tebliğ onlara ulaşmamış ise mâzurdurlar. Âlem-i berzahta bekleşmektedirler. Bu husus, mahşerde mîzandan sonra belli olacaktır.” diye cevap verdiler.
Bunun üzerine doktor sözlerine şöyle devam etti:
“–Ey müslümanlar! Benim annem de, babam da benden daha bilgili, ahlâklı ve insaflı, yani hakşinas kimselerdi. Lâkin içinde yaşadıkları cemiyetin şartlandırmasıyla, hıristiyan olarak yaşadılar ve o hâl üzere de vefât ettiler. Mâsum bir nebî olan Hazret-i İsa’yı, ulûhiyette Cenâb-ı Hakk’a ortak sanıyorlardı.
İslâm’dan ise hiç haberleri yoktu. Böyle bir dînin belki ancak ismini duymuşlardı.
Allah hepinizden râzı olsun ki, buraya gelip bu mescidi açtınız. Beni bulup İslâm’ı anlattınız ve hidâyetime vesile oldunuz. Size teşekkür ederim.
Lâkin benim annem de, babam da birer emekli insandılar. Neden biriniz onlara yaklaşıp, bana anlattıklarınızı onlara da anlatmadınız? Eğer bunu yapsaydınız, onların benden daha da istekli bir sûrette İslâm’ı kabul edeceklerine hiç şüphem yoktu.
Evet biliyorum, îman bir nasip işi ve kader îcâbıdır. Lâkin bu âlem de, bir sebepler âlemidir. Siz, neden sebeplere tevessül ederek bu vazifeyi îfâ etmediniz?
Ben inanıyorum ki; onların İslâm nimetinden mahrum olarak âhirete göçmelerine, sizin ihmal ve gafletiniz sebep olmuştur. Onlar, mahşer gününde sizden davâcı olacaklar… Ben de… Ben de…” demiş ve kürsüde bir müddet hıçkırıklarla ağladıktan sonra, müslüman olma gerekçesini anlatmaya başlamıştır.
Kaynak: Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Ocak, Sayı: 251