Sema Ve Semavat Ne Demek?

NE NEDİR?

Sema ve semavat nedir? Sema ve semavat kelimeleri ne anlama gelmektedir? Sema ve semavat kelimelerine örnek cümleler...

Se­ma:­ Gök, gökyüzü, felek anlamlarına gelmektedir. Semavat: Semâlar, gökler anlamlarına gelmektedir.

SEMA VE SEMAVAT KELİMELERİNE ÖRNEK CÜMLELER

Üstlerindeki semâya bakmazlar mı ki onu nasıl binâ etmiş, süslemişizdir; onda hiçbir çatlak da yoktur. Yeryüzüne de bakmazlar mı ki onu nasıl döşedik, ona sağlam dağlar attık ve onda gönül açan her çiftten bitkiler yetiştirdik ki temâşâsına doyum olmaz.

*****

Suların semâya çıkarak temizlenmesi gibi sen de Cenâb-ı Hakk’a yaklaşarak kalbini bütün kirlerden arındır! Böylece sen de yağmur gibi ol; bereket ve rahmet saç!

*****

Semâda, modern teleskoplarla görülebilen birkaç yüz milyar galaksi vardır. Galaksi, on milyon ile bir milyar arasındaki yıldız ve bu yıldızların ham maddeleriyle arta kalanlarını barındıran dev yıldız topluluğudur. Güneş sisteminin yer aldığı Samanyolu Galaksisi bunlardan sadece biridir.

*****

Âyet-i kerîmede buyrulur:

Semâda burçlar yaratan ve onların içine bir çerağ (Güneş) ve nurlu bir Ay yerleştiren Allah, yüceler yücesidir. (el-Furkân, 61)

Gökler Sürekli Genişliyor

Cenâb-ı Hak, sağlam bir şekilde binâ ettiği semâyı dâimî sûrette genişlettiğini ifâde etmektedir. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

Semâyı kendi ellerimizle (kuvvetle ve çok sağlam bir şekilde) Biz binâ ettik ve Biz onu elbette genişletmekteyiz.” (ez-Zâriyât, 47)

*****

İsrâ hâdisesiyle Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya götürülen Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm-’a, buradan Semâvâta urûc etme, yâni Mîrâc şerefi bahşolundu. Gerçekten, Mescid-i Aksâ’ya varan Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buradan Hazret-i Cebrâîl’in rehberliğinde “Sidretü’l-Müntehâ”ya kadar çıktı.

*****

İki Cihan Serveri’nin Mîrâc’a çıkışı ile semâvâtın yaşadığı şevk ve heyecânı şâir Kemâl Edib Kürkçüoğlu ne güzel ifâde eder:

Şeb-i Mîrâc’da sîmâsını seyretti diye,
Kapanır yerlere gök, secde-i şükrân olarak!

*****

Hârikalar diyârı olan bu âlemde tefekkürden uzak bir kalbin vay hâline! Güllerin, ağaçların, kurdun-kuşun hâl lisânından gâfil kalmak; denizlerde, dağlarda, semâvâtta sergilenen nice kudret nakışlarının beyânından anlamamak, kalp gözünün körlüğündendir.