Salihlerle Beraber Olmanın Kalbe ve Manevi Hayata Tesiri
Sâlihlerle beraber olmanın kalbe ve mânevî hayata tesirini, güzel sohbetin önemini ve ashâbın Peygamber Efendimiz’in sohbetinden aldığı terbiyeyi okuyun.
Enes -radıyallâhu anh-’ın rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfe göre Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
ZİKİR EHLİNE MELEKLERİN ŞEHÂDETİ VE ALLAH’IN MAĞFİRETİ
“Allah Teâlâ’nın bir sınıf meleği vardır ki, onlar yollarda dolaşır, zikir ehlini ararlar. Allah Teâlâ’yı zikreden bir cemaat bulunca birbirlerine:
«‒Gelin, aradığınız şey burada!» diye nidâ ederler. Bunun üzerine melekler hemen gelip zikir ehlini kanatlarıyla sarar, tâ semâya kadar onları kuşatırlar. Rab’leri onları pek iyi bildiği hâlde, meleklere:
«‒Kullarım ne söylüyorlar?» diye sorar. Onlar da:
«‒“Sübhânallah” diyerek Sen’i tesbîh ediyorlar, “Allâhu ekber” diyerek Sen’i tekbîr ediyorlar, “el-hamdü lillâh” diyerek Sana hamd ü senâda bulunuyorlar.» şeklinde cevap verirler.
Sonra Allah Teâlâ:
«‒Bu kullarım Ben’i görürler mi ki?» diye sorar. Melekler:
«‒Hayır, vallâhi onlar Sen’i görmezler!» derler. Allah Teâlâ:
«‒O kullarım ya Ben’i görseler nasıl olurlar?» buyurur. Melekler:
«‒Onlar Sen’i görseler, Sana ibadet ve kullukları daha şiddetli; Sen’i yüceltip hamd etmeleri daha fazla; tesbîh edişleri de daha çok olur!» derler.
Yüce Allah:
«‒Ben’den ne diliyorlar?» diye sorar. Melekler:
«‒Cennet istiyorlar!» diye cevap verirler.
Yüce Allah:
«‒Onlar Cennet’i görmüşler mi?»
«‒Hayır, vallâhi onlar Cennet’i görmemişlerdir!»
«‒Ya onlar Cennet’i görselerdi?»
«‒Eğer görselerdi Cennet’e karşı hevesleri daha çok, talepleri daha şiddetli, rağbetleri daha büyük olurdu.”
Allah Teâlâ:
«‒O kullarım neden istiâze ederler?» Melekler:
«‒Cehennem ateşinden!»
«‒Cehennem’i gördüler mi?»
«‒Hayır, vallâhi onu görmediler.»
«‒Ya görselerdi nasıl olurlardı?»
«‒Ondan daha çok kaçınırlardı, korkuları daha çok olurdu.»
Bunun üzerine Yüce Allah, meleklere:
«‒Ey melekler, Ben sizleri şâhit yapıyorum ki, Ben bu zikreden kullarımı mağfiret ettim!» buyurur.
Meleklerden biri:
«‒O zikredenlerin arasında filân kişi var ki, o zikredenlerden değildir, bir ihtiyacı için gelmiş oturmuştu!» der.
Yüce Allah:
«‒O mecliste oturanlar öyle kemâl sahibi kimselerdir ki, onlarla birlikte oturanlar şakî olamaz!» cevabını verir.” (Buhârî, Deavât, 66)
Buradaki müjde, sâlih ve sâdıklarla beraber olmak hususunda derûnî bir teşviktir. Zira kalbin mâsivâdan muhafaza edilmesi ve dâimâ hayır telkinlerine muhâtap kılınması için, rûhâniyetlerinden feyz alınabilecek, gönül ehli, sâlih ve sâdıklarla ünsiyet zarurîdir.
Çünkü her uzuvda bir irâde bulunmasına rağmen, yalnız kalpte irâde yoktur ve kalp, çevresinden gelen telkinlerin kendisini yönelttiği istikâmete tâbî olmak temâyülündedir.
SÂLİHLERLE BERABERLİĞİN TESİRİ
Kalp, içinde bulunduğu vasatın rengine, şekline ve âhengine bürünür. Ancak, bu hâl, kalpte belli tesirlerin kök salıp yerleşmesindeki başlangıç hâlidir. Sonradan oluşan müsbet veya menfî tesirler, evvelkilere benzerlik veya zıtlık sebebiyle, müsbet de olabilirler, menfî de. Lâkin kalp, başlangıçta iyi tesirlerle yoğrulup belli bir kıvâma getirilmedikçe, büyük bir tehlikeye mâruzdur. Zira bütün tesirler karşısında kalpte mevcut olan muhabbet, onun tesiri altında kalıcı; nefret ise bu tesirleri reddedici bir rol oynar.
İşte bu sebepledir ki insanın mânen yükselip alçalmasında, muhabbet ve husûmetin yerinde kullanılması, pek mühim bir müessirdir.
Gerçekten muhabbeti lâyıkına, husûmeti de müstahakkına yöneltebilmek, sahibini âbâd eder. Bunun aksine, muhabbeti lâyık olmayana, husûmeti de müstahak olmayana yöneltmek, bunu yapanı, bu yönelişlerdeki şiddet nisbetinde bedbaht kılar.
Bu hakîkat göz önünde tutulduğunda, mânevî terakkî için Allâh’ın sâlih kullarıyla beraber olup onların tesir dairesi içinde yaşamanın lüzum ve ehemmiyeti net bir şekilde ortaya çıkar. Ancak bu takdirde de istifâde, muhâtaba duyulan muhabbet nisbetinde gerçekleşir. Yoksa kuru kuruya bir beraberlik -az çok bir fayda sağlasa da- istenen neticeyi hâsıl etmez.
ASHÂB-I KİRÂMIN SOHBET EDEBİ
Ayrıca “sahâbî” ve “sohbet” kelimelerinin aynı kökten geliyor olması da câlib-i dikkattir. Ashâb-ı kirâm, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e duydukları muhabbet, hürmet ve edep hissiyâtı içinde, mânevî sohbet ve terbiyeden murâd edilen istifâdenin en müşahhas ve mükemmel bir numûnesi oldular. Ancak nâil oldukları bu istifâdenin âdeta şartını ifâde eder mâhiyette de, Rasûlullâh’ın sohbetinde büründükleri edep hâlini:
“–Sanki başımızın üzerinde bir kuş vardı da, kıpırdasak uçuverecek zannederdik.” şeklinde ifâde ederlerdi. (Bkz. Ebû Dâvûd, Sünnet, 23-24/4753; İbn-i Mâce, Cenâiz, 37; İbn-i Sa‘d, I, 424)
Ashâb-ı kirâmın, mâzileri itibâriyle çorak topraklara benzeyen gönül âlemleri, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sohbet meclisindeki mânevî iklimin rahmet ve bereket sağanaklarıyla yoğruldu. Bu sâyede, vaktiyle üstü toprakla örtülmüş bulunan eşsiz fazîlet ve mânâ tohumları neşv ü nemâ buldu. Sadırdan sadıra in’ikâs eden muhabbet ve rûhâniyet alışverişiyle yıldız şahsiyetler inkişâf etti. Câhiliye devrinin merhametsiz, vicdansız, kız çocuklarını diri diri gömecek kadar katı, hak ve hukuk tanımaz insanı eridi, kayboldu. Aynı silüet içinde, fakat bu defa gözü gönlü yaş dolu, diğergâm, ince, rakik, hassas bir insan hüviyeti teşekkül etti.
O insanlar, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in şahsiyetini ve yüce ahlâkını gittikleri her yere taşıdılar. Kıyâmete kadar menkıbeleri devam edecek fazîletler sergilediler. Onlar hakkında âyet-i kerîmede Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“(İslâm dînine girme hususunda) öne geçen ilk Muhâcirler ve Ensâr ile onlara güzellikle tâbî olanlar var ya, işte Allah onlardan râzı olmuştur, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan Cennetler hazırlamıştır. İşte bu, büyük kurtuluştur.” (et-Tevbe, 100)
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Muhabbetteki Sır, Erkam Yayınları