Sağlıklı Bir İnsanın Yaptığı İbâdetle Engellilerin Yaptığı İbâdet Arasında Allâh Katında Makbûliyet Farkı Olur mu?
Sağlıklı bir insanın yaptığı ibâdetle engellilerin yaptığı ibâdet arasında allâh katında makbûliyet farkı olur mu?
İnsan, varlıklar arasında şerefli bir konuma sâhiptir. Yüce Allâh insânı yeryüzünün halîfesi kılmış ve yarattığı şeyleri insânın istifâdesine sunmuştur.[1] İster sağlıklı, isterse müptelâ olduğu bir rahatsızlık sebebiyle engelli konumunda bulunsun, islâmî anlayışa göre bütün insânlar mükerremdir, saygı ve hürmete lâyıktır. İslâm’a göre insânın zengînlik veyâ fakîrliği, memur ya da âmir olması, şu veyâ bu renkte olması, ya da belli bir dili konuşması Allâh katında üstünlük ölçüsü olarak kabûl edilmediği gibi, engelli olup olmaması da bir üstünlük sebebi değildir. İslâm nazarında, tarağın dişleri gibi birbirine eşit olan insânlar arasındaki yegâne üstünlük ölçüsü, Allâh’ın emir ve yasaklarına yürekten bağlılık yâni takvâdır. Bu bağlamda, engelli kimseler ile diğerleri arasında bir ayrım söz konusu değildir. İslâm hukûkunda hak ehliyetinin esâsı “hayât”ta bulunmaktır.[2] Engelli kimseler, ister akıl hastalığı gibi zihinsel engelli, isterse görememek, işitememek veyâ yürüyememek gibi bedensel engelli olsun, haklara sâhip olma konusunda; sağlıklı insânlarla aynı konuma sâhiptirler.[3]
Bu dünyâ bir imtihân yeridir. İnsan bu dünyâya ebedî saâdeti kazanma hedefiyle gönderilmiştir. İmtihân yeri olması îtibâriyle bu dünyâda her şey, hikmet perdesi altında cereyân etmektedir. Bu âlemde acıyla tatlı, iyiyle kötü, hayırla şer iç içedir. Bu dünyâda insânın sâhip olduğu veyâ olamadığı her şey bir imtihân vesîlesidir. Fizîkî güzellik bir imtihân vesîlesi olduğu gibi, güzel konuşmak, güzel yazmak gibi kâbiliyetler de insâna imtihân için verilmiştir. Zengîn ve güzel olan her husûsta üstün olmadığı gibi, fakîr veyâ bâzı uzuvlarını kaybetmiş olan bir kimse de değersiz değildir. Zâten Kur’ân-ı Kerîm’de,
“Sizin en değerliniz takvâlı olanınızdır.”[4] buyrularak üstünlük takvâya bağlanmıştır. Bizleri aydınlatan İki Cihân Güneşi Allâh Rasûlü (s.a.s) de;
“Allâh sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Fakat kalblerinize ve amellerinize bakar”[5] buyurarak, Allâh’ın insânlara muâmelesinin kalb ibresine göre cereyân ettiğine/edeceğine işâret etmiştir.[6]
İbâdetler, ancak Şâri’nin[7] belirlediği sebeplere bağlı olarak ve O’nun emrettiği tarzda yerine getirilirse îfâ edilmiş sayılır. İbâdetlerin yerine getirilmesinde güç yetirebilir olmak esâs olduğundan Şâri’ tarafından hasta, engelli ve mâzeret sâhibi olanlara ibâdetlerde belirli kolaylıklar gösterilmiş, rûhsatlar tanınmıştır.[8]
Engelliler, bâzı ibâdetlerden muâf tutulmuşlardır. Güç yetiremeyecek durumda bulunan engelliler, cihâda katılma, hacca gitme, oruç tutma gibi bâzı mükellefiyetlerden sorumlu tutulmamışlardır. Sağlıklı insânların başkasından yardım alarak abdest almaları hoş görülmezken engellilere ise bu izin verilmiştir.
Engelliler, İslâm’ın kendilerine yapmış olduğu kolaylıkları ve yaptıkları ibâdetlere terettüb edecek sevâbı düşünerek, Allâh’ın emir ve yasaklarını yerine getirme konusunda hassas davranmalı, aşkla şevkle ibâdetlerini îfâya çalışmalıdırlar. Bilinmelidir ki Allâh (c.c.), zorlanmalarına rağmen ibâdetleri edâ ettikleri, musîbetlere ve zorluklara katlanıp sabrettikleri takdîrde, sağlıklı insânlara verilen mükâfatlardan çok daha fazlasını engellilere verecektir.[9]
Peygamberimiz (s.a.s) Allâh’ın emirlerini yerine getirdiği zamân, mü’mine yaptığı her iyilik karşılığında on katından yedi yüz katına kadar sevâp verileceğini beyân etmiştir. Hiç şüphe yok ki, içinde bulundukları zor şartlara rağmen ibâdeti yapmadaki şevk ve gayreti, engellinin ibâdetten alacağı sevâbın katlanarak amel defterine yazılmasına vesîle olacaktır.
Bedensel engelli birinin abdest almakta ve namaz kılmakta zorlandığı halde bunu Allâh rızâsı için gücü yettiği oranda doğru yapmaya çalışması ne kadar güzel ve anlamlıdır. Şekil şartlarına daha fazla dikkat edebilen sağlıklı bir insânın yaptığı ihlâslı bir ibâdet Allâh katında makbûldür. Lâkin aynı işlemleri, zorlanmasına rağmen ihlâsla yapmaya çalışan bir engellinin Allâh katında alacağı sevâp, büyük ihtimâlle çok daha yüksek olacaktır.
Dipnotlar:
[1] Câsiye: 45/13.
[2] Zeydan, Abdülkerîm, el Medhal li Diraseti'ş-şerîati'l-ıslâmiyye, 9. baskı, Beyrut, 1986. s. 317.
[3] Salman, Yüksel; İslâm Dîninin Engellilere Tanıdığı Bâzı Kolaylıklar, Diyânet Aylık Dergi, Sayı 132, s.44-47, Aralık 2001.
[4] Hucurât: 49/13.
[5] Müslim, “Birr” 34.
[6] Dinimizde engelli kardeşlerimize verilen önem, Diyânet Dergisi, sayı:132, Aralık 2001.
[7] Şâri: Şeriat koyan demektir. Allahu Teâla ve O’nun emirlerini ulaştıran Rasûlü için kullanılan bir kavramdır.
[8] Özay, Hilal; İslâm Hukûkunda Hükümlere Tesiri Bakımından Bedensel Engel, s.63.
[9] Bakınız: Âl-i İmrân 3/185 vb. âyetler.
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022