Özgürlük Sınırsızlık mıdır?

İHTİSAS

Yapabilmek ile hak sahibi olmak aynı şeyler midir? Özgürlük şerhinde mükellefiyet ve hesap kavramlarının yeri nedir? Hevâya uymak özgürlük müdür? Sınırlar niçin gereklidir?

Hazırlayan: Dr. Halil İbrahim DELEN

Günümüzde özgürlük çoğu zaman “İstediğimi yaparım.”, “Benim hayatım, benim tercihim.” veya “Kimse bana karışamaz.” gibi sloganlarla ifade edilmektedir. Bu söylemin anlaşılabilir ve kulağa hoş gelen bir yönü  vardır. İnsan, başkalarının keyfî baskısı altında yaşamamalı, düşüncesi, inancı ve meşru tercihleri sebebiyle zulme uğramamalıdır. Ancak buradan hareketle insanın istediği her şeyi yapma hakkına sahip olduğu sonucu çıkarılamaz. Çünkü özgürlük ile sınırsızlık aynı şey değildir.

Özgürlük, insanın herhangi bir sınır tanımadan hareket etmesi olmayıp mümkün ve meşru seçenekler arasında bilinçli bir tercihte bulunabilmesi ve yaptığı bu tercihin sorumluluğunu üstlenebilmesidir. Sorumluluğun bulunmadığı yerde özgürlükten değil, ancak keyfîlikten söz edilebilir. Bu sebeple özgürlük, sınırların bütünüyle ortadan kaldırılmasıyla değil, sınırların akıl, ahlâk, din ve hukuk tarafından adil biçimde belirlenmesiyle anlam kazanır.

Yapabilmek İle Hak Sahibi Olmak Aynı Şey Değildir

Özgürlük tartışmalarındaki temel yanılgılardan biri, bir şeyi yapabilmekle  onu yapmaya hakkı olmak arasındaki farkın gözden kaçırılmasıdır. Zira insanın  bir davranışı yapabiliyor oluşu, o davranışın ahlâken doğru veya hukuken meşru olduğu anlamına gelmez.

Bir kişi kendi evinde müzik dinleme hakkına sahiptir ancak gece yarısı bütün apartmanı rahatsız edecek şekilde ses açamaz. Bir insan konuşma özgürlüğüne sahiptir fakat bu özgürlük ona başkasına iftira atma, tehdit etme veya insanların özel hayatını teşhir etme hakkı vermez. Mülkiyet hakkına sahip olan bir kimse de “Bu benim binamdır.” diyerek taşıyıcı kolonları yıkamaz. Çünkü bu davranış yalnızca kendisini değil, aynı binada yaşayan herkesi tehlikeye atar. Dolayısıyla özgürlük, “Yapabiliyorsam yapmaya hakkım vardır.” biçiminde tanımlanamaz. Daha doğru olan, özgürlüğü “meşru sınırlar içinde kullanılması gereken bir imkân ve tercih alanı” şeklinde anlamaktır (Berlin, 1969).

İnsan: Sorumlu Fail

İslam düşüncesinde özgürlük meselesi irade, ihtiyar, kudret, istitâat, kesb, cebir, ikrah ve teklif gibi kavramlarla tartışılmıştır. Kelâmcıların üzerinde durduğu temel soru şudur: İnsan gerçekten tercih etmekte midir ve tercihleri sebebiyle nasıl sorumlu tutulmaktadır?

İnsanın iradesini ifade etmek için kullanılan “irade-i cüz’iyye” tabiri, konunun özünü ortaya koyar. İnsan iradesi vardır; ancak bu irade cüz’î, yani sınırlıdır. Küllî ve mutlak irade ancak Allah’a aittir. İnsan kendi varlığını, bedenini, zamanını, yeteneklerini ve önüne çıkan bütün imkânları kendisi yaratmamıştır. Bununla birlikte insan, kendisine verilen imkânlar arasında tercihte bulunabildiği için sorumludur. (Âmidî, 2004; Nesefi, 2012).

Ancak irade, insanın her arzusunun peşinden gitmesi şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu noktada verilen şu örnek oldukça açıklayıcıdır: Hasta bir insan, lezzetli bir yiyeceği arzuladığı hâlde sağlığı için onu yemekten geri durur.. Demek ki arzu ile irade aynı şey değildir. İrade bazen arzunun tersine davranabilme gücüdür (Fahreddin er-Râzî).

Kelâm ekolleri insanın fiillerindeki etkinliğin derecesi konusunda farklı görüşler ileri sürmüş olsa da hiçbiri insana mutlak ve sınırsız bir özgürlük atfetmemiştir. İslam düşüncesinde insan, fiillerinin mutlak yaratıcısı değil, kendisine verilen imkânlar içinde tercih yapan ve bu tercihlerinden sorumlu tutulan bir varlıktır. Bu nedenle kelâm açısından özgürlük, insanın sınırlı şartlar içinde yönünü belirlemesi ve seçiminin sorumluluğunu üstlenmesi şeklinde anlaşılmıştır.(Bk. Eş‘arî, 1955; Mâtürîdî, 1970)

Mükellefiyet, Özgürlük ve Hesap Verilebilirlik

İslam düşüncesinde özgürlük, mükellefiyet ve hesap kavramlarıyla birlikte ele alınmaktadır. Emir, yasak, sevap, günah, övgü ve yergi ancak insanın belirli ölçüde irade ve tercih sahibi olması hâlinde anlamlıdır. İnsan hiç özgür olmasaydı sorumluluk adaletsiz olurdu, öte taraftan sınırsız özgür olsaydı da hiçbir davranışın ahlâkî ölçüsü kalmazdı.

Kelâm alimlerinin aradığı denge, tam da bu iki uç arasındadır. İnsan ne tamamen iradesizdir ne de kendisini ve fiillerini mutlak biçimde meydana getirebilen  bağımsız bir varlıktır. Kişi akıl, şuur, kudret ve ihtiyara sahip olduğu ölçüde sorumludur. Uyuyan, aklî melekelerini kaybeden veya ağır baskı altında iradesi ortadan kaldırılan kişinin sorumluluğunun farklı değerlendirilmesi de bundan kaynaklanır (Âmidî, 2004).

Hevâya Uymak Özgürlük müdür?

Kur’an, insanın arzu ve tutkularının peşinden gitmesini  “hevâyı ilâh edinmek” şeklinde niteler (el-Furkān 25/43; el-Câsiye 45/23). Kurtubî’nin de belirttiği üzere bu, kişinin kendi arzusunu, itaat edilen en yüksek otorite hâline getirmesi anlamına gelir.  (Kurtubî, 1964). Bu açıdan her arzunun peşinden gitmek özgürlükten ziyade insanın nefsinin ve tutkularının yönetimi altına girmesidir. İbnü’l-Kayyim’in ifadesiyle gerçek esir, dışarıdan hür görünse de şehvetinin ve hevâsının esiri olan kişidir (İbnü’l-Kayyim, 2019).

Bu sebeple geleneğimizde insanın Allah dışındaki bütün bağımlılıklardan kurtulması, özgürlük olarak ele alınmıştır. Kuşeyrî’nin aktardığı “Kim hürriyet isterse kulluğu kemale erdirsin.” sözü bu yaklaşımı ifade etmektedir. Çünkü insan, Allah’a kulluk sayesinde nefsin, tutkuların, çevre baskısının ve dünyevî güçlerin esaretinden kurtulur. Bu bakımdan İslam açısından gerçek özgürlük, Allah’a kulluk sayesinde Allah’tan başka her şeyin esaretinden kurtulmaktır. (Kuşeyrî, t.s.)

Sınırlar Niçin Gereklidir?

Kur’an, ilâhî hükümleri “hudûdullah”, yani Allah’ın sınırları olarak isimlendirir: “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır; onları aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerin ta kendileridir” (el-Bakara 2/229).

Hz. Peygamber’in gemi örneği bu durumu açık biçimde anlatır. Bir gemide üst ve alt katlarda yolculuk yapan insanlar bulunmaktadır. Alt kattakiler su almak için yukarı çıkmak yerine “Kendi bölümümüzde bir delik açalım.” derler. Üst kattakiler, “Onlar kendi alanlarında istediklerini yapabilir.” diyerek müdahale etmezlerse bütün gemi batar. Onları engellerlerse hem kendileri hem de diğer yolcular kurtulur (Buhârî, “Şirket”, 6).

Bu temsil, “Kendi hayatımda istediğimi yaparım, kimseyi ilgilendirmez.” iddiasının her zaman doğru olmadığını gösterir. İnsan toplumsal bir varlıktır. Bireysel davranışlar aileyi, çocukları, eğitim sistemini, kültürü ve sonraki nesilleri etkileyebilir. Kişinin kendi alanında yaptığını düşündüğü bir davranış bazen ortak gemide açılan deliğe dönüşebilir.

Sonuç olarak; özgürlük, bütün sınırların ortadan kalkması olarak düşünülmemelidir. Bilakis insanın akıl, ahlâk ve sorumluluk içinde kendi yönünü belirleyebilmesidir. Sınır, özgürlüğün düşmanı olmayıp onu mümkün kılan şarttır. Çünkü sınırı olmayan bir nehir akmaz, taşar ve önüne geleni sürükler. İnsan iradesi de kendisini yönlendiren ölçülerden bütünüyle koparıldığında özgürleşmez, bilakis arzuların ve güç ilişkilerinin hâkimiyetine girer.

Özgür insan “Doğru ile yanlış arasında tercih eder, nefsime gerektiğinde sınır koyar ve seçimimin sorumluluğunu da üstlenirim.” diyebilen insandır.

KAYNAKÇA

  • Âmidî, Ebü’l-Hasen (Ebü’l-Kāsım) Seyfüddîn Alî b. Muhammed b. Sâlim es-Sa‘lebî. Ebkârü’l-efkâr fî usûli’d-dîn. thk. Ahmed Muhammed Mehdî. 5 Cilt. Kahire: Dârü’l-Kütüb ve’l-Vesâiki’l-Kavmiyye, 2. Basım, 2004.
  • Berlin, Isaiah. “Two Concepts of Liberty”. Four Essays on Liberty. 118-172. Oxford: Oxford University Press, 1969.
  • Eş‘arî, Ebü’l-Hasen Alî b. İsmâîl b. Ebî Bişr İshâk b. Sâlim el-Eş‘arî el-Basrî. el-Lümaʿ fi’r-red ʿalâ ehli’z-zeyġ ve’l-bidaʿ. thk. Hammûde Ğurâbe. Beyrut: Matbaatü Muîne, 1955.
  • Fahreddin er-Râzî, Ebû Abdillâh (Ebü’l-Fazl) Fahrüddîn Muhammed b. Ömer b. Hüseyn er-Râzî et-Taberistânî. el-Meâlibü’l-ʿâliye mine’l-ʿilmi’l-ilâhî. thk. Ahmed Hicâzî es-Sekkâ. 9 Cilt. Beyrut: Dârü’l-Kitâbi’l-Arabî, ts.
  • İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, Ebû Abdillâh Muhammed b. Ebî Bekr b. Eyyûb. Ravzatü’l-muhibbîn ve nüzhetü’l-müştâkīn. 2 Cilt. Beyrut: Dâru Atââti’l-İlm - Dâru İbn Hazm, 2019.
  • Kurtubî, Ebû Abdillâh Muhammed b. Ahmed el-Ensârî. el-Câmiʿ li-akâmi’l-urʾân. thk. Ahmed el-Berdûnî – İbrâhîm Atfîş. 20 Cilt. Kahire: Dârü’l-Kütübi’l-Mısriyye, 2. Basım, 1964.
  • Kuşeyrî, Abdülkerîm b. Hevâzin b. Abdülmelik. er-Risâletü’l-Kuşeyriyye. thk. Abdülhalîm Mahmûd – Mahmûd b. eş-Şerîf. 2 Cilt. Kahire: Dârü’l-Maârif, ts.
  • Mâtürîdî, Ebû Mansûr Muhammed b. Muhammed b. Mahmûd el-Mâtürîdî es-Semerkandî. Kitâbü’t-Tevhîd. thk. Fethullah Huleyf. İskenderiye: Dârü’l-Câmiati’l-Mısriyye, 1970.
  • Nesefî, Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd. Şerhü’l-Umde fî akîdeti Ehli’s-sünne ve’l-cemâa: el-İ‘timâd fi’l-i‘tikâd. thk. Abdullah Muhammed Abdullah İsmâil. Kahire: Mektebetü’l-Ezheriyye li’t-Türâs, 2012.