O An Gelince Pişmanlık Duymayacak Hiç Kimse Yoktur

İbadet Hayatımız

Ecel senedinin vâdesi dolduğunda, sıhhat ve âfiyetle alınacak bir nefeslik zamana paha biçilemez. Peki ölüm anı gelince salih veya gafil günahkâr kişi neden herkes pişman olur?

Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:

“İskender cihâna hükmediyordu; (zulüm, gözyaşı ve âhlarla doldurduğu) dünyayı bıraktı gitti. Bir an bile fazla kalması mümkün olmadı. Mümkün olsaydı, bir nefes mühlet için dünyayı verirdi.”

Âyet-i kerîmede buyrulduğu üzere;

“Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.” (el-Müʼminûn, 43)

Ecel senedinin vâdesi dolduğunda, sıhhat ve âfiyetle alınacak bir nefeslik zamana paha biçilemez.

Kânûnî Sultan Süleyman ne güzel ifade etmiş:

Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi…

Hakîkaten, ezelde takdir edilmiş olan ömrü bir an bile uzatabilmek için, insan her şeyini feda etse, yine de buna muvaffak olamaz. Dolayısıyla insana son nefeste fayda vermeyecek olan dünyalıklarla övünmek, onlara hadd-i lâyığından fazla güvenmek, vahim bir aldanıştır.

Şu hâdise bu hakîkati ne güzel îzah eder:

Şakîk-i Belhî -rahmetullâhi aleyh- hac maksadıyla yola çıkıp Bağdat’a vardığında, Halîfe Harun Reşid kendisini çağırdı ve;

“–Bana öğüt ver!” dedi.

Şakîk ona şu nasihatte bulundu:

“−Farzet ki çölün ortasındasın ve susuzluktan mahvolmaya ramak kaldı. O zaman, bir içimlik su satan birini buldun. O suyu kaça alırsın?”

Harun:

“–Kaça isterse ona.” dedi.

“−Ama adam; «Mülkünün yarısını isterim…» derse?”

“−Onu da veririm.”

Şakîk:

“−Farzet ki bu suyu içtin ama içtiğin su, bu defa da dışarı çıkmadı, idrarını yapamadın. Öyle ki büyük bir sıkıntıya dûçâr oldun. O zaman biri çıkıp; «Ben seni tedavi ederim ama buna karşılık mülkünün diğer yarısını alırım…» dese ne yaparsın?”

Harun:

“−Onu da veririm.”

Şakîk:

“–Şu hâlde önce içip sonra idrar yoluyla dışarı attığın bir içimlik su değerindeki bir mülk ile, ne diye övünüp duruyorsun?!”[4]

İnsanı Hak katında kıymetli kılacak olan; bu dünyadaki makamı, mevkii, malı, mülkü, serveti, şan ve şöhreti değil, hayatını ne kadar Allah rızâsına uygun ve takvâ üzere yaşayabildiğidir.

Dolayısıyla kıymetli nefeslerimizi ebedî hayatımıza faydası olmayan, hattâ zararı dokunan meşgalelerle tüketmekten daha hazin bir aldanış olamaz.

Ömür nîmetini gaflet içinde ziyan edip, izzet ve şerefi, gelip geçici dünyalıklarda aramak; aynadaki yalanlara aldanmaktır, çöldeki seraplara kanmaktır.

Bunun için son nefes gelip de ömür vâdemiz dolmadan, elimizdeki imkânları âhiret sermayesine dönüştürmenin gayreti içinde olmalıyız. Nitekim âyet-i kerîmede buyruluyor:

“Herhangi birinize ölüm gelip de; «Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip sâlihlerden olsam!» demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan infâk edin.” (el-Münâfikûn, 10)

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de;

“–Ölüp de pişmanlık duymayacak hiç kimse yoktur.” buyurmuştu.

“–O pişmanlık nedir yâ Rasûlâllah?” diye sorulduğunda;

“–(Ölen), şâyet muhsin (ihsan sahibi, sâlih) bir kişiyse, bu hâlini daha fazla artıramamış olduğuna; şâyet kötü bir kişiyse, kötülükten vazgeçerek hâlini ıslah etmediğine pişman olacaktır.” cevâbını verdi. (Tirmizî, Zühd, 59/2403)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2025 – Kasım, Sayı: 477