Nur ile Nar Arasında: İnsanlığın Büyük İmtihanı
İnsanoğlu, nur ile nar arasında nasıl bir imtihan veriyor; zulüm ve adalet, zulmet ve rahmet arasındaki dengeyi nasıl kurabilir?
İnsanı yaratırken Cenâb-ı Hak rahmanî nefesiyle ruh üfledi.
İnsanın İki Zıt Kutbu: Nur ve Nar Arasında
Bedenimiz maddeden yaratılmışken ruhumuz Cenâb-ı Hakk’a aittir. Bu nedenle insanın saflığı, benlikle buluşur. Bu zıt özelliklerden dolayı insan kendisini bir ikilem içinde; iki zıt kutbun savaş alanında bulur; insan hakiki kimliği olan saf nur ile sahte kimliği olan çamur arasında bocalayıp durur. Hazreti Mevlânâ’nın kelâm-ı mübarekleri şöyledir;
“Hiç şüphesiz ki insan süfli ve aşağı bir bedenden, asil ve yüksek bir ruhtan müteşekkildir. Bu iki zıddı Yüce Allah sonsuz kudretiyle bir araya getirdi. Bu asil ruhtan yüz binlerce hikmet tecelli eder, kesif bedenden de yüz binlerce zulmet hasıl olur. Beden kara çamurla, ruh ise O’nun Rahmani nefesiyle bağlantılıdır.”
“Melek ilimden, şeytan ise cehaletten yaratılmıştır. İnsanoğulları ise bu iki zıt kutup arasında mücadele verir de durur. Bazı insanlar akl-ı meadlarını öylesine takip ettiler ki melekleri de geçip serapa nur haline geldiler; onlar peygamberler ve velîlerdir. Bazı insanlarda da süfli duygular akla hâkim olup onları hayvani özelliklerle donattı.”
Böylece insanın içindeki iyilik ve kötülüğün, şeytaniyet ve velâyetin çatışması sürer durur. Velî temizler, netleştirir ve ilâhî idraki artırır. Netice, nurlanmadır. Şeytan ise eğip-büker, karartır ve ilâhî idraki çalar. Netice, mânevî körlüktür. Nihâi ayrım ise elbette hak ve batılı birbirlerinden tefrik edebilmektir.
İnsanlığın babası olan Âdem, şeytani tabiatın tam zıddıdır. O, sevgi, hayâ ve tevazu vasıflarını temsil ederken, şeytan da haset, kibir ve inkâr vasıflarını temsil ediyor. Âdem kendi düşüklüğü, kusurları ve hatalarına karşı tam bir tanıma ve ikrar halinde bir şuura sahip olarak Yaratıcısı’nın Azamet, Kudret ve Celâl’i karşısındaki mutlak yetersizliğini hissediyordu. İşte şeytanı, melekî varlığın en yükseklerinden lanetlenmiş şeytanlığa indirip ebedi hüsrana uğratan mühim nokta burasıdır.
İrfan ve Tefekkürle Hakikati Kavramak
İnsanda Allah’ın en büyük bir ihsanı olarak sezgi melekeleri vardır. Bu melekeler, Allah’a varabilmesi için insana verilmiştir. Mümin irfan sahibi olup, dünya ve âhiret, fesat ve saflık, cömertlik ve cimrilik, letafet ve kaba-sabalığın ayrımına varabilme sanatında yol kat etmelidir. Şahit oluyoruz ki dünya; günlük politik, ekolojik, ekonomik, sosyal senaryolardan çok daha dehşetli senaryolar yaşıyor. Dünya sahnesindeki olaylar mânâlara gebe. İnsanoğlu bugün dünya sahnesinde izlediği olaylarla, başına gelen sınavlarla, Allah’ın gönderdiği “İkra!” ayetiyle karşı karşıya kalıyor.
Bu senaryolar, bize ne tür mesajlar veriyor? Nur ve nar yan yana! Şahit oluyoruz ki, her alanda üst seviyede zıtlıklar tecelli etmektedir. Günümüz politikasının senaryolarında, rahmet denizi ateş denizine karşı. Zirveye ulaşan bir zulüm ve şeytaniyetle karşı karşıyayız. İnsanoğlu yıkım ve kurtuluş arasında debeleniyor, hak ve batıl arasında gidip geliyor, yozlaşma ve saflık arasında bir o yana bir bu yana savruluyor. Şeytaniyet ve zulmet, münafıklık ve yozlaşma ne kadar güçlü bir şekilde artıyorsa, onun karşısında rahmaniyet ve nur o derece parlamaya başlıyor.
Filistin’den Gelen İlham: Cesaret ve Sabır Öyküleri
Şimdiye kadar hiç görmediğimiz şekilde, Filistin halkı her gün dehşetli cehennem ateşi içinde yanarken, üstlerine bombalar yağdırılırken, insanlar enkazlar altında sıkışırken; nübüvvet nuru ihtişamla parlamaktadır. “La havfun aleyhim ve la hum yahzenun - Biliniz ki Allah dostları için ne korku, ne hüzün vardır” ayeti tecelli etmektedir. Şahit oluyoruz ki Gazze'deki çocuklar; bütün bu vahşetin altında kaldıkça, imanlarının nuru daha da çok açığa çıkıyor. Bir kadın bütün bunlara şahitlik yaparken; “Cesaret ülkesi, bir çocuğun bir milyon adamdan daha cesur olduğu bir ülke!” diye haykırmıştı.
Daha önce benzerini hiç görmediğimiz, dünyanın en büyük “açık hava hapishanesi”, Filistin halkını tamamen bir özgürlüğe eriştirmektedir. Filistinli halkın gönüllerinde olağanüstü bir ilham kaynağı var; şehitlik makamına erişmek, hapsolmuş topraklar üzerinde özgürlüğe erişmek, yozlaşmaya karşı saflık sergilemek, zulümden nura hicret etmek, “Allah bize yeter!” “O’ndan geldik, yine O’na döneceğiz” diye tüm dünyaya haykırmak, hak sözü söylemek!
Yaşadığımız zamanda, daha önce hiç olmadığı kadar, hak sesin, en koyu münafıklık sesiyle kaşı karşı geldiğine Gazze'de şahit olmaktayız! Filistin halkı durmaksızın kıyameti yaşarken Kur'an bütün hakikati ile açığa çıkıyor. Gazzeli her bir mümin, yaşayan bir Kur'an oluyor ve böylece her zaman güçlü hak sesini işitiyoruz. Gazze'de genç bir kız çocuğu cesaretle haykırıyor; “Buradan Netanyahu'ya ve diğer tüm düşmanlarımıza mesajım var. Allah bize yeter ve O işleri en iyi düzenleyendir. Sen nasıl şimdi evlerimizi yıkıp bizi soğukta bırakıyorsan, biz de sana nasıl edepli olunur öğreteceğiz. Size göstereceğiz! Teslim olmayacağız. Ya zafere ulaşacağız ya da öleceğiz!”
Öte yandan bu halkın karşısındaki şeytani güçler, görülmemiş bir şekilde gerçekleri çarpıtıyorlar. Netanyahu, tüm dünyanın gözü önünde; “Gazze’de yeterince yiyecek alamayan Filistinli varsa, bunun nedeni İsrail’in engellemesi değil, Hamas’ın bunları çalmasıdır!” diyebiliyor. 2023'te Cumhurbaşkanı Herzog, 2018'de Savunma Bakanı Lieberman ve 2014'te Ayelet Shaked, hepsi de aynı şeyi söylemişti: “Gazze'de masum yok.”
Hak ve Batılın Günümüz Sahnesinde Çatışması
Bu en uç noktalardaki karşıtlıkların arasından, görünenin ardındaki gerçeğe tanık oluyoruz. Hak batıldan ayrılmaktadır. İsra sûresi 81. ayettr buyurulduğu gibi; “Yine de ki: Hak geldi, batıl zâil oldu. Şüphesiz ki bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” Ülkeler tarafından politik senaryolar bir bir işletilirken sahtelik, yozlaşma, münafıklık, yalan, zalimlik tezahür etmektedir. Kim dosdoğru yol üzere yürür – kim gaflet yolu üzere yürür? Kim nur üstüne nur saçar – kim karanlık üstüne karanlık yağdırır? Kim Kabil – kim Habil olmaktadır.
Şahit oluyoruz ki, Kur’an ayetleri her gün, teker teker tecelli etmektedir, gerçekler açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Gazze'de on binlerce çocuk öldürülüyor. Tekvir suresi 8 ve 9. ayetlerde; “O diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğu zaman, hangi suçtan dolayı öldürüldüğü?” buyurulmuştur. Gazze'de öldürülen, adeta diri diri toprağa gömülen o masum çocuklara da sorulacaktır elbet, hangi günahından dolayı öldürüldün diye... Günümüzdeki insanlık trajedileri, zalim Firavun’un erkek çocuklarını diri diri gömdürdüğü Hz. Musa dönemindeki trajediler misalidir.
Kaynak: Rabia Brodbeck , Altınoluk Dergisi, Sayı: 477