Namazda Tadil-i Erkân Nedir?

İbadet Hayatımız

Tadil-i erkân nedir? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Tadili erkân bir terkiptir. Tadil, bir işi adaletli yapmak, yerli yerinde yapmak, layık olduğu vecihle yapmaktır. Erkân da rükünler demektir; yani namazı namaz yapan unsurlar demektir.

Biliyorsunuz, çocuklukta sıbyan mekteplerinde, yaz kurslarında camiye gittiğimizde bize şunu öğretirlerdi: Namazın farzları 12’dir; altısı içinden, altısı dışından. Dışından olanlara şart, içinden olanlara rükün denilir.

İşte bu rükünler nedir? İftitah tekbiridir, kıraattır, kıyamdır, rükûdur, secdedir, kaidedir. Bunların hakkıyla yapılması lazım gelir.

Askerlik yapmış olanlar bilir: Askerlikte her şeyin bir zamanlaması söz konusudur. Yani silahı kaç saniyede takacaksın, kaç saniyede şunu yapacaksın, şu hareketin zamanlaması ne kadardır diye bir zamanlama söz konusudur.

Burada da rekâtın hakkını vermek, kıyamın hakkını vermek, rükûnun hakkını vermek, secdenin hakkını, kaidenin hakkını vermek demektir. Özetle namazı namaz gibi kılmaktır.

Nitekim Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz bir gün mescidinde otururken bir zat yanına gelir. Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam onun namazını görmüştür. Ona der ki: “Git, namaz kıl, öyle gel.” Adam gider gelir. Efendimiz ona yine, “Git, namaz kıl, öyle gel.” der.

Üçüncü defa aynı emre muhatap olunca: “Ya Resulallah,” der, “ben bu gördüğün namazdan başka bir şey bilmiyorum. Nasıl kılmam lazım?”

Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam ona, ayakta durduğunda ayakta tam manasıyla dur, rükûya gittiğinde rükûda tam manasıyla dur… diye öğretir. ( Bkz. Tirmizî, Salât 226, (302); Ebû Dâvud, Salât 148, (857-861); Nesâî, İftitah 105, (2, 193), 167, (2, 225).)

Hatta ben hatırlarım, bir büyüğümüz vardı. Biz Bayrampaşa’da Hayırseverler Kur’an-ı Kerim Kursu’nda yazları —okullar tatile girince— kursa giderdik. Orada Arnavut kökenli bir amcamız vardı. Allah gani gani rahmet eylesin, hamiyetperver bir Müslümandı. Böyle hocaya gelir, yardım ederdi.

Rükûya durduğumuzda dizlerimizin arkasına vurur, derdi ki: “Vurulduğunda yere düşmeyeceksiniz. Öyle bir güçlü kenetleneceksiniz ki rükûda artık oradan sizi kimse söküp alamayacak. Parmaklarınız böyle yapışacak dizlerinize ve dizleriniz öyle bir gerilecek ki sırtınız öyle bir düzelecek ki yumurta koysalar sırtınıza, o yumurta sırtınızdan düşmeyecek.”

Bütün bunlar aslında namazı —biraz da tabii eğitim faaliyeti olarak, çocukken alıştırma yöntemi olarak— tadil-i erkâna riayet edilecek şekilde kılmak içindir.

Şimdi bakıyorsunuz, adam bir rekâtlık namazı 36 saniyede kılıyor. Hâlbuki bir rekâtlık bir namazın hakkı 2 dakikadır. İki rekâtlık bir namaz 4–5 dakikada kılınır. Ama maalesef biz hayatın merkezine namazı koymamız gerekirken gün geçtikçe namaz hayatımızın merkezinden uzaklaşıyor.

Yani adeta baştan savma —Allah muhafaza etsin— “Bir an önce kılalım da işimize bakalım.” Hâlbuki bütün işler bir an önce halledilip asıl işimiz namaza koyulmamız gerekiyor.

“Allahu ekber” dediğinde bir kimse artık bütün dünyayı arkasına atmış olacak. Öyle bir kıyamda duracak ki o kıyam, onun yeryüzünde Allah’ın iktidarının dışındaki her türlü iktidara bir meydan okuması mahiyetinde olacak.

Rükûya gittiğinde öyle bir rükûya gidecek ki azaları orada artık bu rükû bitmeyecekmiş gibi dinlenecek. Nitekim Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın kıraatı, yani kıyamdaki okuduğu Kur’an-ı Kerim vakti ile rükû vakti ve secde vakti birbirine eşitti deniliyor.

Şimdi mesela biz, hadi kıraatte diyelim ki bir dakika bir kıraat yaptık; ama rükû 12 saniyede bitiyor, secde 16 saniyede bitiyor. Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın kıyamı, rükûsu ve secdesi aynı eşitlikteydi.

Dolayısıyla bunlara dikkat etmek lazım gelir. Ve her zaman dediğimiz bir şey var: Bir insan, namazı nasıl kıldığını bir bilene, bir uzmana göstererek kendisini bir check-up’a, yani “Ben bu namazı doğru kılıyor muyum, kılmıyor muyum?” yönünde bir değerlendirmeye tabi tutmalıdır.