Modern Eğlence Kültürü, Geleneksel Değerlerimizi Nasıl Şekillendiriyor?
Geleneksel düğün ve eğlence kültürümüz, modernleşme ve dijitalleşme ile nasıl değişiyor; bu değişim değerlerimizi ve inançlarımızı nasıl etkiliyor?
Hayatı hız ve haz odaklı yaşıyoruz. Bunlara “dijitalleşme” de eklenince yaşadıklarımız hem konforlu olsun, hem gösterişli olsun diyoruz. Değer ve inançlarımız “bir çatı vazifesi görsün”, ama “yaptıklarımıza çok da müdahale etmesin” istiyoruz. Bunun en canlı örnekleri düğün ve eğlence kültürümüze yansıyor. Düğünlerin çehresi değişiyor. Pek çok dizi ve programa konu olan “muhafazakâr damat, seküler kız evliliği” düğünlerde verilen aile fotoğraflarında açıkça görülebiliyor. Zamanın değişmesiyle, evvelden erkek tarafının maddî ve kültürel mânâda bir tık önde olması gerektiği düşüncesi, yerini sosyo-kültürel farklılıkların bulunduğu hısımlıklara bırakıyor.
DÜĞÜN VE EĞLENCEDE MODERNLEŞME, DEĞERLERİMİZİ NASIL ETKİLİYOR?
Son Sürüm Âdetler
Kız istemeden ilk görüşmeye, çeyiz bohçası götürmeden kına gecesine kadar düğün ve eğlence kültürümüze yeni sürümler yüklendi. Ailelere bakılırsa bu durumun fâili gençler...
“-Onlar öyle istiyor, n’apalım?” cümlesi, bazı ebeveynler için kurtarıcı oldu sanki...
“-El âlem ne der?” konulu kınanma korkusu, “Desinler”e dönüştü.
Anadolumuzun kadîm düğün ve eğlence gelenekleri ya popüler kültür içinde eridi yahut mizah sayfalarına konu oldu. Evvelden düğünlere kameraman gelir, hacı teyzeler tülbentleriyle yüzlerini kapatıp arkalarını dönerler, kadraja girmek istemezlerdi. Düğünden sonra bütün aile oturup düğün videosu seyrederdi. Şimdi pek çoğumuz profesyonel fotoğrafçı olduk. Fotoğraflarda güzel çıkmak için düğün kombinleri yapıp, doğru açıyı ayarlıyoruz. Üstelik beğenmediğimiz görseli silebiliyor, yeni çekimler yapabiliyoruz.
Modern Yeniçeriler
Kız istemeye giderken damadın arkadaşları yeniçeri yürüyüşü ve hücum marşı eşliğinde ellerinde meşaleler, havaî fişekler, modifiyeli araçlarla egzoz patlatarak, kız evine âdeta çıkarma yapıyorlar. Kız evi sakinleri, kapıyı açmaktan çiçek-çikolata takdimine kadar her ânı kayıt altına alıyorlar. Damada içirilen tuzlu, biberli veya baharatlı kahve “stori”leri[1] sosyal medyada yoğun “like” (beğeni) alıyor. Allâh’ın emri, Peygamberin kavli ile kız istenip duâ yapılırken, anlık tesettüre bürünme çabaları izleyenleri gülümsetiyor.
Bride To Be
Kendini Lordlar Kamarası’nda gören kimi gelin adayları, kiralanan yatlarda, lüks otellerde ipek geceliklerle “bride” düzenliyor. Profesyonel makyözler otel odasında gelin hanımı “Bekârlığa Veda Partisi”ne hazırlıyor. “Müstakbel Gelin” ifadesi yerine daha modern ve çağdaş olanı tercih ediliyor. “Bride to be”. “To be” denilince Shakespeare gelmiyor aklımıza, “Bride to be” geliyor. Her şeyin İngilizcesini söyleme ve yaşatma azmimiz, kına gecelerini de Henna Night’lara dönüştürüveriyor. Evinin salonunda kız kıza kına yapmak mı? Aslâ! Kına organizatörleri arı gibi çalışıyor. Event sektörü, bizim için her şeyi ince ince düşünmüş. Kına kostümleri, hediyeler, çalınacak müzikler, ikramlar ve müslüman mahallesinde satılacak salyangozlar... Hepsi hazır. Sosyetesi, muhafazakarı organizatörlere anahtar teslim boyun eğdiği için içmese de şampanya patlatıyor.
Kınamıza Hoş Geldiniz!
Oyun ve dansların her ânına ritmik çalışmış gelin hanım, Cennetle müjdelenmişçesine piste çıkıyor. Sırtlarında kelebek kostümleriyle sene sonu müsâmeresini andıran nedime kızlar ortamda bin bir gece masalları havası estiriyor. Yeterince egzotik ve Anka Kuşu ayarında bir gösteriden sonra davetliler pistte görülmeye başlıyor. Gelin adayı, kına gecesi için seçtiği bilmem kaçıncı elbisesini giyerken, gençler ellerindeki telefonlarla ânı yaşamak yerine eğlenceyi kamera arkasından izlemeyi seçiyor. Bu, yeterince İndia Style gösterinin ardından kucağında davulla damat ve arkadaşlarının çıkarma yaparcasına ortama girişi, tesettürlü davetlilerin:
“-Ay, hani erkek yoktu!” sitemleri, masa örtüsünü başörtüsü yapma çabaları, hacca-umreye gitmiş davetlilerin arkasını dönerek ortamı protesto edişi şeklinde devam eden bir kına gecesi idrâk ediliyor.
Kimi organizasyonlarda omzunda şalla kapıda beliren damat, gelinin yanında başı önünde kına yakılmayı bekliyor. Tek başına kadınlar arasında kalan damadın acınası hâli karşısında insan sormadan edemiyor?
“-Sâhi, damadı nasıl ikna ettiniz?”
Yüksek yüksek tepeler türküsünde ağlayan gelin de kalmadı zaten… Türkü, tekno müziğin gürültüsü içinde eriyip ağlaklığını yitirdi bile.
Düğünden Wedding’e
İlkokuldan lise son sınıfa kadar İngilizce öğrenemeyip bu dile sevdalı olan kaç millet vardır bilmem, ama biz sevdamızı en çok düğün ve organizasyonlarımızda gösteriyoruz. Sözgelimi “Bengisu&Berkecan Wedding” denilince biz bir düğüne davetli olduğumuzu anlıyoruz.
Düğünler, her bölgenin kültür ve örfüne göre değişiklik arz etse de ortalama yurdum insanı Anadolu tabiriyle “nikâhtan çıkıyor”. Toplasan beş dakika sürmeyen merasimde belediye memurunun sorusuna verilen cevapların renkliliği, damadın arkadaşlarının şakaları, gelinin ses volümünü en yüksek derecesine çıkarıp otuz iki dişini göstererek “Evet!” demesiyle ciddî ve soğuk görünümlü salonlar bir nebze olsun hareketleniyor.
Yakalarında “Acı Kaybımız” etiketiyle damadın siyah-beyaz fotoğraflarını taşıyan gençler, şaka ya da akım oluşturmaktan ziyade lüzumsuz bir icraatın parçası oluyorlar. Düğün konvoylarında da eğlencenin dozunu ayarlayamayan davetlileri görebiliyoruz zaman zaman… Plakalara yazılan yazılar, eskort araçların hız ve kural ihlalleri, silah ya da patlayıcı maddelerle oluşturulan korku ve panik havası da “ne kadar heyecanlı bir millet” olduğumuzu gözler önüne seriyor. Düğünde yemek verme sünneti günümüzde pek çok çift için külfete dönüşmüş durumda. Neyse ki nikâh süsleri işi kurtarıyor. Yemek organizasyonları ehline verilmediğinde yapılan israflar, düğünün kalabalıklığı içinde eriyip kayboluyor.
Game Over
Gün bitip evli evine köylü köyüne döndüğü zaman yuva kuran çiftler için hayatın gerçek yüzü başlıyor. Çalışma hayatı, ev geçindirme, iki ayrı dünyanın bir evde yeni bir hayat kurması gibi gerçeklerle yüzleşen çiftler, “cicim ayları” bitince âdeta külkedisine dönüşüyorlar.
Ölmek İstemediğin Yerde Bulunma!
Son zamanlarda sosyal medyada sıkça rastladığımız bir spot cümle var: “Ölmek istemediğin yerde bulunma!” Davet edildiğimiz yahut tercihen gittiğimiz mekânlara gitmeden evvel, din ve inancımızın çizdiği sınırlara ne kadar uygun olduğunu kontrol etmemiz şart. Arkadaşlarıyla Night Club’lere takılan bir gencin:
“-Ben içmiyorum, sadece arkadaşlarla oturuyorum” cümlesi, kendini savunmak için geçerli sebep değil.
Hemen her gün medyaya yansıyan haberlerde alkollüyken kavgaya karışan, cana kıyan, yahut kumar illetinden kurtulamayan insanları görüyoruz. Muhafazakârlığı baş tacı etmiş bir insanın kadın ya da erkek, evli ya da bekâr olsun alkolün su gibi aktığı beach club’lerde eğlenmesi veya tatil yapması da son derece anlamsız!.. İnsanın gözü, gönlü ve nefsi harama her an kayabilir. Bilhassa evli erkeklerin ailesini bırakıp arkadaşlarıyla plaj tatiline gitmesi, son derece mahzurlu bir davranış. Zira insan, arkadaş ortamında gevşer, çocuklaşır ve kalabalığa uyabilir.
Zenne Matineleri
Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla kadın kılığına giren erkekler iyice görünür oldu. Takipçi sayısı artıp popüler olan bu kimseleri organizasyon şirketleri çantada keklik görüyor. Bilhassa muhafazakâr kadınlar, “kendilerinden biri” gibi gördükleri zenne’lerin eğlencelerinde en ön saflarda yer alıyorlar. Organizasyonların muhtevasına bakıldığında kadınlar arasında olsa bile, haram ya da harama yakın detaylar dikkati çekiyor.
Yeni Alternatif: Kapalı Dj
“Eğlenmek herkesin hakkı, bizim neyimiz eksik?” diyen kompleksli ve ne istediğini bilmeyen müslümanlar için de başı örtülü Dj’ler icad edilmiş.
Tamamen korunaklı ortamlarda alkolsüz eğlence konforu sunan bu konsept de kendine taraftar buluyor.
Nasıl Eğlenelim?
Evvelâ israftan ve kompleksten kaçınalım, arkası gelecektir. Ölçümüz Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’dir, aşmayalım. Hangi eğlenceyi niçin yaptığımızı bilerek, sağduyu ile hareket edelim. Herkes yapıyor diye, takipçi çekmek, paylaşım ya da reklâm için yapılan eğlenceler hem yıpratır, hem feyz ve rûhâniyeti kaçırır.
Kadınların kadınlara olan mahremiyet sınırlarını bilelim. “Nasılsa kız kızayız!” diyerek mahremiyeti ihlâl etmek, bizi de neslimizi de mânen etkileyecektir. Giyim-kuşamda ölçülü ve şık olmak kâfîdir.
Eğlence, düğün gibi organizelerde helâl yeme içmeye uygun ortam ve ikramlar seçelim. “Bir kere oluyor” dediğimiz eğlencelerle haramın tadını almayalım.
Gerek yuva kurarken gerek diğer eğlencelerde ebeveynlerin rızâsını ve duâsını alalım.
Nazara gelecek davranışlardan, gösteriş ve lüksten kaçınalım.
Başka din ve inançlara benzeyen eğlence ve ritüeller, gönül dünyamızı bulanıklaştırır ve kalpler kaymaya başlar. Bilhassa yurt dışında yaşayan müslümanların, çevrelerindeki din ve kültürlerin âdetleri karşısında son derece âgâh olmaları şarttır.
“Stand Up” gösterisi gibi salon eğlencelerinde küfür, argo ve mâlâyânîye meyledildiğinden müslüman vakarı gereği bu tarz ortamlardan müstağnî kalalım.
Oyun ve eğlence hakkında İmam Gazâlî’nin hatırlatmalarına yer vermemek olmaz:
Gazâlî, oyunun kalbi rahatlatacağını, ağırlık ve sıkıntıyı gidereceğini söyler. Ona göre gönül ağırlaştığı zaman körleşir ve tembelleşir. Gönlün yatıştırılarak huzura kavuşturulması ise, yeniden harekete geçmesini sağlar. Meselâ haftanın her günü devamlı ders okumak insanı yorar ve bıktırır. Fakat arada yapılacak bir tatil, ona yeniden şevk verir. Devamlı ibadet de kişiyi tembelleştirir; bu durumda dinlenme insanın neşe ve azmini artırır. Bu sebeple oyun ve eğlence, ciddî çalışmaya da yardımcı olur.
Gazâlî, eğlenceyi yorgunluk ve tembellik hastalığına karşı kalbin devası olarak görmektedir. Ne var ki bu eğlence, ölçülü ve mübah olmalıdır. Hastalıkları tedavi eden ilaçların fazlası gibi, oyun ve eğlencelerin fazlası da zararlıdır. Ona göre ölçüye uyularak yapılan eğlenceler, asıl ibadetlerin îfâsı için bedene dinçlik, rûha şevk kazandıracağından, nâfile ibadet hükmündedir.”[2]
Dipnotlar:
[1] Kısa süreli videolar.
[2] Bkz. Gazâlî, İhyâu Ulûmiddin, II, 366; Nebî Bozkurt, “Eğlence”, TDV İslam Ansiklopedisi, 1994 İstanbul, 10/483-488.
Kaynak: Fatma Çatak, Altınoluk Dergisi, Sayı: 474