Mavi Marmara’dan Sumud’a: Gazze İnsanlığı Nasıl Birleştirdi?
Mavi Marmara’dan Sumud’a: Bir gemiyle başlayan direniş, nasıl oldu da tüm dünyada vicdanları birleştiren bir iman ve merhamet hareketine dönüştü?
2010 yılında Mavi Marmara aziz bir kalbî sessizlikle Gazze şeridine doğru yol aldı. Yolculuk boyu Allah’ın rahmet denizinden destek aldı. Gemi sessiz bir senfoniyi Maşuk’un sırrına sürdü. Tevhid sancağını taşıyan mavi gemi bir mânâ gemisi oldu. Ve tevhid sancağını taşıyan bu mânâ gemisi, bir cihat gemisi oldu. Bu gemi Allah rızası için yapılan kutsal mücadele keyfiyetinden ilham almıştı. Sancağında tevhidi taşıyan mânâ gemisi, bütün dünyaya iman heyecanını yeniden tattırdı ve şuurumuzu yeniden aydınlattı. Yeni bir enerji, yeni bir diriliş meydana getirdi. İmanımız tazelendi, vicdanımız dirildi.
MAVİ MARMARA'DAN SUMUD'A: GAZZE'YE GİDEN YOL
Dünyanın dört bir yanından insanlar inancın gücüyle, birleşmenin kuvvetiyle, sevgiyle, muhabbet kuvvetiyle, tevhid gücüyle bir araya geldiler. Sevgi dolu evrensel bir harekete tanık olduk hepimiz. Mavi Marmara gemisi evrensel şuurumuzu canlandırdı. Mânâ gemisi durdurulamaz! Mânâ gemisine ne kadar mâni olsalar da engeller birer birer yok olur ve mânâ ebediyyen devam eder. Bu olay insanların zihninden hiç silinmeyecektir. Zaman geri alınamaz, yaşanan tarih silinemez. Gemi hedefine ulaştı!
Mavi Marmara'dan Sumud'a
2010 yılında Mavi Marmara, tek gemi olarak, insanlığa en yüce ilhamı verdi. 2025 yılında ise bütün dünyadan sayısız gemiler, çoğala çoğala Gazze şeridine doğru yol alıyorlar. Ne mutlu o kişilere ki Rebiulevvel'de, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in doğduğu ayda, Gazze’ye doğru yola çıktılar! Onlar Sumud orduları! Habibi Edibi Zişan Efendimiz’in nuru ile Rahmet denizi üzerinde mazlumlara doğru yol alıyorlar.
Bir gemiden, bütün dünyadan, birçok farklı ülkelerden katılımlarla yüce bir aile doğdu. Dünyada hiç görülmemiş muazzam bir birlik ruhu tecelli ediyor. Evrensel bir tevhid hareketi gerçekleşiyor. Dünyada Rahmeten-lil- Aleminin bereketi ve nuru tezahür ediyor. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın…” (Al-i İmran,103) ayetinin yeryüzündeki yüce tecelliyatına şahit oluyoruz.
Tevhid sancağını taşıyan cihat gemileriyle birlik ruhunun harekete geçtiğini görmekteyiz. Sahabe ahlakının ihtişamla parlayan nurunu müşahede ediyoruz. Yeryüzünde aşk ümidinin yeşerdiğini müşahede ediyoruz. Yeryüzünde, yaşadığımız bu zamanda zulümden nura doğru bir hicret gerçekleşiyor. Filistin halkı nübüvvetin nuruna erişiyor. Gazze'ye doğru yol alanlar imanın nuruna erişiyor. Böylece fedakârlık sırrı ortaya çıkıyor, bu sırla dirilişin kudreti birleşiyor ve zulme karşı direnç gerçekleşiyor. Habiller tarafından Kabillere karşı durmak; ne büyük bir mertlik! Tıpkı Filistin halkının zalim ve zulmüne karşı hiç bitmeyen direniş gücü gibi...
Her gün şahit oluyoruz ki, Filistin halkına yardım etmek isteyenlerin çoğu öldürülüyor. Sumud filosuna katılanların hepsi bu tehlikenin şuurunu taşıyan insanlar. Zirvelerde bir cesaret, zirvelerde bir ilhamla birleşiyor, şuur ve aşk birleşiyor, kararlılık ve tevazu birleşiyor, teslimiyet ve diriliş birleşiyor! Karınca misalini çağrıştırıyorlar bize. Bir karınca hacca gitmek için yola çıkmış. “Oraya asla varamazsın” demişler. Karınca ise demiş ki; “Yolunda ölsem bana yeter...”
Sumud filosu vesilesiyle, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in Mekke fethinde putları yıkarken dilinden dökülen: “Yine de ki: “Hak geldi, bâtıl zail oldu! Şüphesiz ki bâtıl, yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 81) âyetinin hakikatine şahitlik ederiz inşallah.
Rahmetli Ömer Tuğrul İnançer şöyle demişti : “Nefsimizi adam etseydik, Kudüs Yahudi işgalinde olmazdı.” Sumud filosu sayesinde şahit oluyoruz ki, tertemiz, pırıl pırıl kadınlar, erkekler işgale karşı çıkıyor! Bu öyle güçlü bir gemi ordusu ki; “Biz de Musa’ya; ‘Asân ile denize vur!’ diye emrettik. Deniz derhal yarıldı.” (Şuara, 63) ayeti gerçekleşecektir inşallah. Eğer iki milyarlık Müslüman topluluğun her bir ferdi bir bardak su taşısa ve aynı yere dökse kocaman bir deniz olur, bu denizin içinde bütün zalimler firavunun ordusu gibi boğulur.
Gazze’ye Giden Yol
Gazze’ye doğru yol almak, İslam davasına sahip çıkmaktır! Bütün dünyadan sayısız gemiler Gazze şeridine doğru yol alıyorlar. Gazze’ye doğru yol almak; dosdoğru yol üzere olmak demektir. Bu gemiler sayesinde Fatiha suresinin beşinci ayetinde geçen; “dosdoğru yol“, “sırat-el mustakim” gerçeğini yeryüzünde kendi gözlerimiz ile müşahede ediyoruz!
Gazze’ye doğru giden yol; insanlık için insanlığın yoludur, insanın cihat için savaştığı yoldur, kendini feda etme mutluluğunun yoludur, Yaratıcımıza; "iyyâke na'büdü ve iyyâke neste’in-Yalnız sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım isteriz" diye yalvardığımız yoldur. Anma, dua ve teslimiyet aşkının yoludur.
Gazze’ye doğru yol almak bir hak mücadelesidir. Hak aşkının bir ifadesi, Hakka duyulan özlem ve iştiyakın bir ifadesidir. Gazze’ye doğru yol almak bir hicrettir. Zulümden nura doğru… Batıldan Hakka doğru… Faniden bakiye doğru… Şirkten tevhide doğru… Cehaletten, gafletten aydınlığa doğru… Yozlaşmadan saflığa doğru bir hicrettir. Münafıklıktan, sahtelikten kurtulup, ihlasa ve ubudiyete bir hicrettir.
Gazze’ye doğru yol almak bir cihattır. Cihat; doğruya ulaşmak için verilen savaşta kişinin kendisini vermesidir. Çelik gibi bir iradeden mamul bir kılıç lazım bize bu cihatta, tıpkı Şâh-ı-Velâyet Hazreti Ali Efendimiz'in Zülfikâr’ı gibi bir kılıç. Sumud filosunun ordusu, O’nun, kerremallahu veche, bütün engelleri kesip bertaraf eden Zülfikârı’ndan nasipdar olurlar inşaallah.
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyurmuştur Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Sumud filosu bu öğüde icabet etti, tarafını belirledi; aç kalan insanların yanında olmayı seçti. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in yine şöyle buyurdular: “Birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerine şefkat etmekte müminlerin durumu bir cesede (beden) benzer. O bedende bir organ hastalanırsa diğer organlar da uykusuzluk ve humma (ateşlenme) gibi sebeplerle ondan etkilenir.” Bütün dünyadan toplanan bu insanlar, bir beden ve bir yürek olmayı seçtiler, tıpkı bu hadis-i şerifte buyurulduğu gibi.
Hakiki müminler, hayatın içinde her an, tek bir vücut gibidirler. Mümin, müminin dostudur ve dost dostunun kılına zarar gelsin istemez. Bunun için dostuna kenetlenir, dostu için tüm sevdiklerini, kendi nefsini ve gerekirse canını feda eder, gerekirse onun etrafında etten bir duvar örer. Tıpkı Sahabe Efendilerimizin Uhud savaşında Fahr-i Kainat Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in etrafında etten bir duvar ördükleri gibi.
Muzaffer Özak Hocaefendi bir keresinde demişti ki: “Evet! Zamanı geldiğinde yine Allah için kendilerini semenderler gibi ateşe atacak, dini bütün, vicdanı temiz kurbanlarımız hazırdır. Necip, Müslüman Türk milletinden bu beklenir. Sözlerinde duran, ahdine vefa eden, mazluma yardım hususunda zalimden korkmayan, özü ve sözü doğru, kalpleri nur-u iman ile münevver, vicdanları Muhammed aşkı ile mutahhar olan aşık-ı sadıklar! Eğer Allah ve Resulüne iman edip, Allah ve Resulünü her şeyimizden ziyade severek imanımızı kemâle eriştirdiysek, Hak yolunda da her şeyimizi fedaya hazırlanmalıyız.”
Kaynak: Rabia Brodbeck, Altınoluk Dergisi, Sayı: 476