Küresel İntiharın Eşiğinde İnsanlık: Nereye Gidiyorsunuz?

GÜNDEM

Küresel krizler, deccaliyet düzeni ve kör kılavuzlar insanlığı topyekün bir intihara mı sürüklüyor? Vahyin ışığında 'Nereye gidiyorsunuz?' sorusunun cevabı.

“Nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir, 26)

En güzel ve doğru söz Allah’ın kelamı, en güzel ve en doğru yol Hz. Peygamber’in yoludur. Bugün vahyin aydınlığını bırakıp nefsin ve şehevi arzuların karanlığında yol almaya çalışanlar, sahip oldukları güç ve imkânlarla toplumları bu karanlıklara yönlendiren ve karanlıkları soygun için kullananlar bu gidişle hem kendilerini hem sürükledikleri toplumları korkunç bir sona doğru götürmektedirler.

KÖR KILAVUZLARIN PEŞİNDE: PİŞMANLIĞIN FAYDA VERMEDİĞİ AN

Arzu ve ihtirasların, bencil duyguların, kibir ve aymazlığın sarhoşluğu içinde meçhule doğru yürümektedirler. Toplumlar kendilerini felakete götüren önderleri iyi tanımalı ve körü körüne onlara tabi olmamalıdırlar.

Hz. İsa’nın da dediği gibi, onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör körü yedese ikisi de çukura düşer. Asıl körlük göz körlüğü değil gönül körlüğüdür. Muhteris zâlim ve katil önderlere şuursuzca tâbi olup onların haksızlıklarına karşı direnmeyenler sonunda derin bir pişmanlık içinde şöyle diyeceklerdir:

“Ey Rabbimiz! Biz yöneticilerimize, büyüklerimize tâbi olduk da onlar bizi doğru yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara azabı iki kat ver ve onları büyük bir lânete uğrat.” (Ahzab, 67-68)

Zâlimlerin ve onların peşinden gidenlerin pişmanlığı hem bu dünyada hem de âhirette mutlaka gerçekleşecek fakat iş işten geçmiş olacaktır.

“İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler.” (İbrahim, 21).

DECCALİYET DÜZENİ VE GEZEGEN ÇAPINDA İNTİHAR TEHLİKESİ

Bugün şer güçlerin elindeki medya ve propaganda vasıtalarıyla bütün kötülük ve sahtekârlıkların allanıp pullandığı sanal âlemin gerçek âlemin yerini aldığı dünyamızda cenneti cehennem, cehennemi cennet gösteren bir deccaliyet düzeni işlemekte, korkunç bir aldatma ve aldanma çarkı dönmektedir. Bu çarkın ve şuurun gidişinin sonu aklı ve insafı olan herkesi dehşete düşürmektedir.

Merhum Roger Garaudy’nin dediği gibi, söz konusu olan bugün manevi körlük yüzünden vasıtaların bolluğu ve gayelerinin de yokluğuyla gezegen çapında bir intihara doğru sürüklenmekte olan insan türünün hayatta kalıp kalmayacağıdır. (R. Garaudy, 20. Yüzyılın Biyografisi, s.183)

Sözde medenî olan Batı’nın her bakımdan batmakta olduğunu, insana yaşama zevki sunmadığını tam aksine insanı insanlıktan çıkardığını ileri süren; Batı felsefe ve hayat anlayışının hem Batı’yı hem de Batı’yı taklit etmeye çalışan dünya ülkelerine insanlar henüz fark etmeseler de korkunç bir felakete, daha doğrusu toplu bir intihara doğru sürüklediğini söyleyen merhum Garaudy, Batı’yı bir yol kazası olarak nitelendirmekte, insanlığın gayesizlik ve çaresizlik içinde kıvrandığını belirtmektedir.

Bugün belirttiğimiz bu Batı felsefe ve hayat anlayışının en güçlü temsilcisi Amerika Birleşik Devletleri’dir. Hiçbir kanun ve kural tanımadan sahip olduğu teknoloji ve güce güvenip dayanarak bir kabadayı ve eşkıya edasıyla dünyaya meydan okuyan, mazlumlara hayat hakkı tanımayan bu ülke yöneticileri günümüz dünyasının baş belalarıdırlar. Bu eşkıya ve kabadayıları da meydana sürenler ise tarihin her döneminde fitne ve fesadın öncüleri olan Yahudilerdir. İhanet ve azınlık psikolojisi içinde hayatlarını ve çıkarlarını sürdürebilmek için her türlü gayrimeşru yola başvuran, her türlü ihaneti tezgahlayan şeytanın görevini üstlenen bu lanetli kavim insanlığın en büyük imtihanıdır.

Bunları söylerken bütün Yahudileri kastetmediğimiz malumdur. Bunlar içinde de malum fitne ve ihanet şebekesine karşı olanlar vardır. Fakat maalesef bunlar azınlıktadır. Siyonist şebekenin cinayetleri ortadadır. Buna engel olmayan veya olamayan koskoca bir dünya Yahudilerden yüz misli nüfusa sahip İslam âlemine yazıklar olsun!

Bu cinayet şebekesi müslümanların zaaflarından, doğruluklarından, pek çok yöneticilerinin şahsi menfaat ve iktidarları için müslümanların kaynaklarını onlara peşkeş çekmekten yararlanmaktadır. Aslında onlar güçlü değil, güçleri bizim zaaflarımızdan kaynaklanıyor. Dünyamızın topyekün intihara doğru gidişini engelleyecekler müslümanlardan başkası olamaz.

YENİDEN İNŞÂ: MANEVİYAT VE GÜÇ DENGESİ

İkbal’in dediği gibi, bu kefen hırsızlarından adalet ve dürüstlük beklenemez. Şimdiye kadar yaptıkları ortadadır. Demokrasi, insan hak ve hürriyetleri sloganlarıyla yola çıkanların yaptıkları soygunların, işledikleri cinayetlerin haddi hesabı yoktur. Bugün ne yahudi Hz. Musa ve Harun’un yolundan gidiyor ne de hristiyan Hz. İsa ve havarilerinin söyleyip yaşadıklarını uyguluyor.

Üstelik dini değerler süfli emeller için istismar ediliyor. Bugün insanlığa örnek ve önder olmakla görevlendirilen, Kur’an-ı Kerim’de insanlığın yararı için çıkarılmış en hayırlı ve dengeli ümmet olarak tanımlanan Müslümanlar sorumluluklarını üstlenmedikçe dünya çapındaki problemlerin çözülmesi asla mümkün değildir.

Müslümanların yeniden iman etmeleri, kendilerini İslam’ın özüne ve ruhuna uygun olarak yeniden inşa etmeleri gerekiyor. Bu hem kendi istikballeri hem de bütün dünyanın selameti ve istikameti için şarttır.

Bu söylediklerimiz ütopya değildir. Dünyanın maneviyata ve gönül devrimine ihtiyacı vardır. Medeniyet, teknolojik imkân ve icatları çoğaltmak değildir. Cinayeti, soygunu, ihaneti karakter haline getirmelerin imkanları sadece yıkıma sebep olur. Eskiden kötü olanların verdikleri zarar sınırlıydı çünkü tahrip ve cinayetleri de sınırlıydı. Bugün ise günden güne gelişen teknolojik imkân ve aletler topyekün imha ve imha gücüne sahiptir. Nükleer ve konvansiyonel silahların tahrip gücü korkunç derecededir.

Yıkım ekibine karşı yapım ekibinin de güçlenmesi şarttır. Bu güçlenme önce manevi alanda sonra da maddi alanda gerçekleşmelidir. Maneviyatı öncelememizin sebebi açıktır. Manevi ve ahlaki ahlâkî değerlere sahip olmadan maddî değerlere sahip olmak mevcut durumda farksız olur. Bugün eksik olan maddi gücü hayır istikametinde sevk edecek olan manevî ve ahlâkî güçtür. Hızla gelişmekte olan maddi güç imanî, ahlâkî ve vicdanî bir temele dayanmalıdır. Aksi halde bu güç felakete dönüşür.

ADALET, KUVVET VE SIRAT-I MÜSTAKÎM

Haklı olmak yetmez, hakkı ayakta tutarak onu güçlü kılacak kuvvete ihtiyaç vardır. Pascal’ın şu sözünü hep tekrarlıyoruz: “Adaletsiz kuvvet zâlim, kuvvetsiz adalet âcizdir.”

Günümüz dünyasının ana problemi kuvvetin zâlimler elinde olmasıdır. Silahı eşkıyanın elinden almaktan başka bir yol yoktur. Bu da yine güçlü olur. Çivi çiviyi söker derler. Çıplak elle çivi çakılmaz, mutlaka çekice ihtiyaç vardır. Çivi de çekiç de katilin ve zâlimin elinde olmamalıdır. Akrepten, yılandan, kudurmuş köpekten merhamet beklenmez. “Herkes kendi karakterine uygun olanı yapar.” (İsra, 84) Gerçekçi olmak ve gerçeğe göre hareket etmek gerekir.

Tarih her toplumun, her kavmin mizaç ve karakterine şahittir. İyi niyet asıl olmakla beraber daima ihtiyat ve tedbiri elden bırakmamak gerekir. Kimin ne yapacağı aşağı yukarı geçmişinden bellidir. Hz. İsa günümüz dünyasını zehirleyenler için “Yazıklar olsun sizlere! Göklerin melekûtunu insanlara kapayan siz münafık yazıcılara ve Ferisilere… Siz badanalı mezarlara benzeyen kör kılavuzlara. Yılan ve engerek soyundan gelenlere. Siz peygamberleri bile bile öldürenlerin soyundansınız.” (Matta 23/27, 33 özet) demişti.

Gazze katliamı bu lanetlilerin kimler olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu dünya bunlara bırakılamaz. Bunların ve uşaklarının açtığı yol topyekün felakete götürür. Sırat-ı müstakim ise Allah ve Rasûlü’nün yoludur.

Kaynak: Ali Rıza Temel, Altınoluk Dergisi, Sayı: 489