Kendi Ellerinizle Kendinizi Tehlikeye Atmayın! Ayetini Nasıl Anlamalıyız?

İbadet Hayatımız

“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!” âyetini nasıl anlamalıyız? Sahabe bu ayeti nasıl anladı ve tatbik etti?

Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî -radıyallâhu anh-, Peygamber Efendimiz’i evinde misafir etme bahtiyarlığına nâil olan sahâbîdir.

Emevîler zamanında, Allah Rasûlü’nün fetih müjdesine nâil olmak isteyen İslâm ordusu, İstanbul önlerine gelmişti. Ordunun içinde Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri de bulunmaktaydı. Rumlar, arkalarını şehrin surlarına vermiş savaşırlarken; ensardan bir zât, atını Bizanslıların ortasına kadar sürdü. Bunu gören bir İslâm askeri;

“Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!”  âyet-i kerîmesinden hareketle ve hayretler içinde;

“–Lâ ilâhe illâllah! Şuna bakın! Kendini göz göre göre tehlikeye atıyor!” dedi.

Bunun üzerine Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri şöyle dedi:

“–Ey mü’minler! (Yanlış anlaşılmasın!) Bu âyet, biz ensar hakkında nâzil oldu. (Biz misafirperverlik yaptık, malımızı cömertçe harcadık.) Hazret-i Allah, yüce Peygamber’ine yardım edip dînini galip kıldığında biz;

«Artık hurma bahçelerimizin başında durup onların ıslahı ve nemâlanmasıyla meşgul olalım. (Tarlalarımıza dönelim.)» demiştik. Bunun üzerine;

«Allah yolunda (malınızı ve canınızı) infâk edin de kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın! Bir de ihsanda bulunun! Zira Allah, (yaptığını en güzel şekilde yapan ve ihsan şuuru ile yaşayan) muhsinleri sever.» (el-Bakara, 195) âyeti nâzil oldu.

Âyet-i kerîmede buyurulan «kendi eliyle kendini tehlikeye atmak»tan maksat; bağ ve bahçe gibi dünyalıklarla uğraşmaya dalıp, Hak yolundaki gayretleri terk ve ihmal etmemizdir.”

İşte bu ilâhî îkāza gönülden riâyet eden Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri; Hakk’a kulluğun, Hazret-i Peygamber’e ümmet olmanın ve îman nimetiyle şereflenmenin şükür borcunu ödeyebilme endişesi içerisinde, son nefesine kadar hiçbir gayretten geri durmamıştır. Seksen küsur yaşlarında iken katıldığı bu sefer esnasında vefât ederek, şehidlik mertebesine nâil olmuştur. (Bkz. Ebû Dâvûd, Cihâd, 22/2512; Tirmizî, Tefsîr, 2/2972)

Sadece Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri değil, İstanbul surları önündeki Ayvansaray denilen muhitte, bugün 220 civarında sahâbînin medfun olduğu tahmin edilmektedir.

Osmanlı bu sebeple Eyüp Sultan beldesini «Harem» olarak görmüş, gayr-i müslimlerin buraya ayak basmasına ve yerleşmesine izin vermemiştir.

Anlamaktayız ki;

Sahâbî, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in tebliğ ve insan yetiştirme mîrâsını çok iyi idrâk etmişti.

Yol, Efendimiz’in yoludur, ashâb-ı kirâmın yoludur.

Vedâ Haccı’na iştirâk eden 120.000 sahâbî vardı. Mekke ve Medine’de medfun sahâbî sayısı 20.000’i bulmuyor. Çünkü geriye kalan bütün sahâbîler, dünyaya yayılarak, İslâm’ı neşretmeye gayret ettiler. Tâ Çin’e, Semerkant’a, Kayrevan’a, Afrika’nın içlerine gittiler.

Bunu maddiyat için yaptıkları zannedilmesin. Muazzam servetler elde ettikleri hâlde, onların evlerinin dekoru bile değişmedi. Onlar, Allah Rasûlü’nün kendilerini son gördüğü hâli muhafaza etmeye büyük ihtimam gösterirlerdi. Nâil oldukları imkânları, tıpkı Efendimiz gibi yine Allah yoluna sarf ettiler.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2025 Ay: Eylül, Sayı: 247