Kalbin Muhafazası İçin Kimlerle Sohbet Etmeliyiz?

Tasavvuf

Sâlih ve sâdıklarla beraber olmak kalbin muhafazasını nasıl etkiler, gâfil ve fâsık kimselerle yakınlık hangi mânevî tesirlere yol açar?

Kalbî hayatın muhafazası için, sâlih ve sâdıklarla beraber olmak kadar, gâfil ve fâsıklarla ünsiyetten şiddetle sakınmak da çok önemlidir. Zira kokuşmuş mezbele ve leşler üzerinden geçip gelen bir rüzgâr, onların pis kokularını alarak etrafa yayar, nefesleri tıkar ve ruhları daraltır.

Yûnus Emre Hazretleri bu gerçeği şöyle misallendirir:

Karga ile bülbülü bir kafese koysalar,

Her biri sohbetinden dâim melûl değil mi?

Öyle kim karga diler bülbülden ayrılmayı,

Bülbülün maksûdu da billâhi ol değil mi?

GÂFİL KİMSELERLE SOHBETİN KALBE MÂNEVÎ TESİRİ

Şeyh Ubeydullah Ahrâr Hazretleri, bu hususta yârânına şöyle nasihat eder:

“Ağyâr ve bîgânelerle sohbet etmek, kalbe fütûr, rûha dağınıklık ve gönle perişanlık verir.”

Nitekim Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri, bir gün içinde böyle bir perişanlık duydu. Bir türlü kendisini toplayamadı; meclisindekilere:

“–Hele bir bakın, meclisimizde yabancı biri var mı?” dedi.

Araştırdılar, kimseyi bulamadılar. Fakat Bâyezîd-i Bistâmî ısrar etti:

“–Hele iyi araştırın. Asâların olduğu yere de bakın. Eğer öyle olmasaydı, içimde bu perişanlık olmazdı.” dedi.

Tekrar araştırdılar ve bir gâfilin asâsını buldular. O asâyı dışarı attılar; Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’nin gönül huzuru da yerine geldi.

Yine bir gün Hâce Ubeydullah Ahrâr Hazretleri, huzuruna gelen yakınlarından birine:

“–Senden yabancılık kokusu geliyor.” dedi ve ilâve etti:

“–Gâlibâ sen, yabancı birinin elbisesini giymişsin.”

O kimse hayretle:

“–Evet öyle.” dedi ve o elbiseyi değiştirip tekrar geldi.

MÂNEVÎ HÂLLERİN İNSANA VE MEKÂNA SİRAYETİ

Bunun farklı bir misâli de Yusuf -aleyhisselâm- ile babası Yâkub -aleyhisselâm- arasında vâkî olmuştur. Hazret-i Yâkub, oğlu Yusuf’ta kendi husûsiyetlerini görünce, ona diğer çocuklarından daha fazla meyletti. Bu muhabbette öyle bir aynîleşme oldu ki, daha sonra Yusuf’un gömleği Mısır’dan kendisine getirilirken o Ken’an ilinde olduğu hâlde, gömleğin kokusunu almaya başladı. Hâlbuki ondan başka hiç kimse, o kokudaki sırrı hissetmemekteydi.

Mânevî hâllerin eşyaya bile sirâyet etmesi karşısında, eşyadan daha hassas olduğunda şüphe bulunmayan insan kalbini, ne denli titizlikle muhafaza etmek gerektiği âşikârdır.

Yine büyükler bu hususta derler ki:

“Halkın amel ve ahlâkından cansız varlıklar bile in’ikâs alır. Bu itibarla türlü çirkinliklerin irtikâb edildiği bir yerdeki ibadetle, amel-i sâlih ve hayırlara mekân olmuş bir yerdeki ibadet, kıymetçe birbirinden çok farklıdır. Bunun içindir ki, Kâbe hareminde kılınan bir namaz, sâir yerlerde kılınanlardan misillerce üstündür.”

MEKÂNLARIN MÂNEVÎ HÂLLERDEN ETKİLENMESİ

Bu hâlin zıddı olarak Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Müzdelife ile Mina arasındaki Muhassir Vâdisiʼnden hızlı olarak geçmişlerdir. Bu tavır karşısında ashâb merakla:

“–Yâ Rasûlâllah! Ne hâl oldu ki burada süratlendiniz?” diye sorunca Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Cenâb-ı Hak, bu mevkîde Ebâbil kuşlarını göndererek Ebrehe’nin fil ordusunu helâk etmişti. O kahırdan bir hisse gelmesin diye hızlandım...” buyurmuşlardır.[1]

Yine binbir meşakkat dolu Tebük Seferi’nden dönüşte ashâb-ı kirâm, gölgelenmek ve su temin edebilmek için Semûd Kavmi’nin taşları oyarak yapmış olduğu köşklere girdiler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Bu mekânda Cenâb-ı Hak Semûd Kavmi’ni helâk etti. O kahırdan bir hisse gelmemesi için buralardan su almayınız.” buyurdu.

Ashâb:

“–Yâ Rasûlâllah! Kırbalarımıza su doldurduk ve bu sudan hamur yaptık.” deyince Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Suları boşaltın ve hamurları develere yedirin!” emrini vermiştir. (Buhârî, Enbiyâ, 17)

Bu ve benzeri hâdiseler, hâllerin cemâdâta (cansız varlıklara) dahî sirâyet ve in’ikâsını gösteren tipik birer misaldir.

Dipnotlar:

[1] Bkz. Müslim, Hacc, 147; Nevevî, Şerhu Sahîhi Müslim, VIII, 190; Ahmed, I, 76; Ali el-Kārî, Mirkātü’l-Mefâtîh, V, 1774-1775; İbn-i Kayyım, Zâdü’l-Meâd, Beyrut 1995, II, 255-256.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Muhabbetteki Sır, Erkam Yayınları