İsm-i Azam Kıssası
Kalbi diriltmenin, nefsini temizleyip önce kendini ihyâ etmekten geçtiğini anlatan ibretli bir kıssa.
Mevlânâ Hazretleri naklediyor:
İSM-İ ÂZAM VE KALBİN İHYASI
Bir gün Hazret-i Îsâ aleyhisselam’a bir kimse yol arkadaşı olmuş. Beraber giderlerken bu adam, bir köşede bazı kemikler görmüş ve Hazret-i Îsâ’ya:
“–Ne olur yâ Îsâ! Bildiğin ism-i âzam’ı bana da öğret de bu kemikleri diriltip kaldırayım.” diye yalvarmış.
Hazret-i Îsâ ise cevâben şöyle buyurmuş:
“–O iş senin kârın değildir. İsm-i âzam’ı okuyup ölüyü diriltmek için, yağmurlardan daha temiz bir nefes sahibi, kullukta meleklerden daha anlayışlı bir kişi olmak gerek.
İsm-i âzam, (haram ve şüpheli lokmanın geçmediği) temiz bir ağız ve (Allahʼtan uzaklaştıran her şeyden arınmış bir) kalp ister. Yani öyle bir kimse ki nefsi haram ile kirlenmiş olmasın ve melekler gibi isyan ve günahtan pâk olsun. Çünkü bir kimsenin nefsi pâk olmadan, o kimsenin duâsı makbûl olmaz!..
Meselâ farzedelim ki sen, Hazret-i Mûsâʼnın asâsını elinde tutabilirsin. Fakat Mûsâ’daki kuvvet sende var mı ki onu ejderha yapabilesin…
İşte bunun gibi, sende Îsâ’nın nefesi yokken ism-i âzam’ı okumanın sana ne faydası olur?”
Fakat gâfil yine durmadı ve:
“–Yâ Îsâ! Bu istîdat bende yoksa, bâri sen o kemiklerin üzerine oku!” dedi.
Îsâ aleyhisselam, bu ahmağın sözlerine ziyâdesiyle taaccüb etti ve:
“–Yâ Rabbi! Bu esrârın hikmeti nedir? Bu ahmağın bu derece cidâle meyli nedendir? Kendisinin kalbi ölü, başkasının cesedini diriltmeye çalışıyor. Hâlbuki ona düşen, asıl ölü olan kendisini ihyâ etmek. Kendisini diriltmek için duâ edeceğine, başkalarını ihyâya çalışıyor. Bu ne gaflettir?” dedi.
Hisse:
İsm-i âzam, kendisiyle yapılan duâyı müstecâb kılan ilâhî isimlerden biridir. Ancak bunun, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden hangisi olduğu noktası bir sırdır ve bu hususta pek çok rivâyet vardır.
Fakat Hak dostu ârif zâtların bu husustaki bakış açısı çok mânidardır. Meselâ Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri;
“–Bize ism-i âzamdan bahset.” diyenlere:
“–Siz bana ism-i asgardan bahsedin, ben de size ism-i âzamdan bahsedeyim. Allâh’ın isimlerinin hepsi sadâkatle okunduğu takdirde ism-i âzam tesiri yapar.” demiştir. (Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 10/39)
Yani asıl mârifet, Cenâb-ı Hakk’ın güzel isimlerinin muktezâsını, yaşanan bir ahlâk hâline getirebilmektir. Yoksa birçok kimse ism-i âzamı kitaplardan veya ezberden okuyup geçer, fakat bir tesiri olmaz. O hâlde dil, “Yâ Rahmân, Yâ Rahîm!..” diye duâ ederken kalbin merhametten nasîbi yoksa, arzu edilen şeyin hâsıl olmasını beklemek beyhûdedir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları