İmajinasyon Caiz mi? Rabıtadan veya Tefekkürden Farkı Nedir?
İmajinasyon caiz mi? rabıtadan veya tefekkürden farkı nedir? Sizlerden gelen soruları ve dinî meselelere dair merak edilenleri Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.
İmajinasyonu zaten kendi tarif ediyor. Yani daha çok biz ona hayal gücü diyoruz. Zihnen bir şeyi tasavvur etmek diyoruz. Tasavvur olmazsa olmaz bir şey. Yani bir şeyi zihnen tasavvur etmeden onun mahiyetini anlamak, kavramak mümkün değil. Dolayısıyla insan suretlerle, mesela özellikle de ilk dil öğrenenler görsel zeka ile öğrenirler. Mesela kitaplarda bakarsınız; İngilizce, Arapça, Yunanca ne dil öğrenecekseniz resmin altına işte onun karşılığını yazar. Niye? Resim çünkü her dilde aynıdır. Yani şimdi fil Arapçada da suretine baktınız mı fiildir. Yunancada da fiildir. Rumcada da, İrancada da, Farsçada da fiildir. Tasavvur etmeden bir şeyi zihinde kodlamak mümkün değildir.
İmajinasyon ve Rabıta Arasındaki Fark
Fakat tasavvur etmek, bir şeyi hayal etmek onu var etmek mi demektir? Zihnen bir şeyin var olması onun realitede de var olduğu anlamına gelir mi? Gelmez. Zihnimizde birçok hayaller kuruyoruz ama o hayaller gerçek dünyada gerçekleşmiyor. Rabıta ise hayal kurmak demek değildir. Yani şimdi insanın kendini şeyhinin huzurunda hayal etmesi demek bir hayal kurma anlamına gelmiyor. Rabıta bir eğitim metodudur; kişinin kendisini raptetmesidir, bağlamasıdır. Nereye kadar bağlamasıdır? Bu bir merhale böyledir. Yani fena fi'ş-şeyh makamında böyledir. Kişi kendisini şeyhiyle tartar. Bu yaptığım hareketi şeyhim olsa böyle mi yapardı? Şeyhim görse böyle mi onaylardı? Bunu ben şeyhime nasıl izah ederim diye seyri sülük belli bir döneminde şeyh yoğun bir düşünce, mürşit yoğun bir düşünce halindedir. Burada şeyhi hayal etmek maksat değildir. Onunla aynileşmek, ona benzemeye çalışmak murattır. Dolayısıyla hayal soyut bir şeyken rabıta somut bir şey üzerinde cereyan eder.
Ve maksat sadece onun suretini zihinde canlı tutmak değildir. Yani gece gündüz şeyhinle yatıyorsun, kalkıyorsun. Her an onun sureti gözünün önüne geliyor. Onu hayal ediyorsun ama onun yaşantısıyla senin yaşantın arasında fersah fersah kat edilecek mesafeler var. Bu rabıta değil, bu insanın kendisini kandırmasıdır. Dolayısıyla mücerret hayalle rabıtayı birbirine karıştırmamak lazım. Aralarında kıyas kabul edilmeyecek fark söz konusudur. Bu yönüyle hayal kurmak haramdır, caiz değildir denilemez. Helal olan her şeyin hayali kurulabilir. Ama bir insanın haram olan bir şeyin hayalini kurması harama teşebbüs olacağından, ona yol olacağından o caiz olmaz. Fakat helal olan her şeyi insan tasavvur edebilir, hayal edebilir, zihninde canlandırabilir.
Bazen şöyle bir şey de söyleniyor: Hayal gücü. Yani insan hayal ettiğinin yarısına ulaşabilir veya yakınına kadar gelebilir. Onun için ne kadar büyük hayaller kurarsa, ne kadar büyük hedefler önüne koyarsa; yani mesela kendisini Sultan Süleyman olarak hayal ederse o zaman işte Sultan Süleyman hem inslerin hem cinlerin kralıydı, kendisi inslerin, insanların kralı olabilir. Fakat her hayal ettiğine insanın ulaşması mümkün değildir. Öyle olsaydı insanlar hayalleriyle mesafe alırlardı, yol alırlardı. Hayal insana bir ilham verebilir. Eğer o hayale paralel fiziken de sebepler aleminde de bir hareketi varsa Cenabı Allah lütfeder, kerem eder, onu hayallerine ulaştırır. Ama adam hayal ediyor ki; ben kral olayım, padişah olayım, bana yan bakan herkesi öldüreyim, şunları yok edeyim, bunları keseyim. İşte mesela Hitler de devlet başkanıydı, ari bir ırk icat etme peşindeydi, ne kadar sakat var, hastalıklı insan var onları bertaraf etmenin derdindeydi. Bu helal olan bir hayal değil. Yani böyle zalimane bir şeyi hayal etmek helal olan bir şey değil.
Kumandanın Bağışlanmasına Sebep Olan Hayali
Ama bir insan kendisini, mesela bir hikaye anlatırlar, aslında hayalin ne kadar önemli olduğunu belki de göstermesi açısından önemli. Büyük kumandanlardan biri, büyük fütuhat nail olmuş kumandanlardan biri vefat ediyor. Tabii Allah yolunda cihat etmiş bir insan. Rüyasında onu bir seveni görüyor. "Nasıl bir muamele gördün?" diyor. "Sen Allah için büyük fetihler yapmıştın" diyor. "Vallahi onların hepsiyle ilgili birtakım şüpheli durumlar ortaya çıktı" diyor. "Yani hepsinin hesabı çok ağır geçti" diyor. Çünkü amel yapmak ayrı bir şey, onu ihlaslı yapmak ayrı bir şey, riyadan kurtarmak ayrı bir şey. Onun için amellerimize güvenmememiz lazım. Allah kabul buyursun. Fakat "Bir keresinde ordu önümden bir gösteri yürüyüşü yapıyordu, binlerce asker önümden geçiyordu. Şöyle bir hayalimden geçirdim ki; bu orduyla ben Hazreti Peygamber aleyhissalatu vesselam efendimizin hizmetinde keşke olabilseydim diye. O hayalim sayesinde Cenabı Allah beni affetti" diyor. Dolayısıyla güzel hayaller olursa, yani niyet güzel olursa Cenabı Allah o niyetlerimizle bizleri mükafatlandırır. Hatta öyle ki; "Müminin niyeti amelinden hayırlıdır" (Taberani, el-Mu'cemü'l-Kebir, 6, 185; Beyhaki, Şuabü'l-İman, 5, 342). Çünkü niyet ettiğinizde niyet kusursuzdur, riyasızdır, iç alemde olan biten bir şeydir. Yani mesela niyet ediyorsunuz ki bir kardeşinizin bir problemi var. O problemi çözmek için niyet ediyorsunuz. Sonra tam eyleme geçeceksiniz, bakıyorsunuz ki problemi çözülmüş. Oh, elhamdülillah. Bedavadan siz mükemmel bir sevap aldınız. Niye? Çünkü eyleme geçseydiniz belki bir sürü sıkıntıyla karşılaşacaktınız, bir yerde diyecektiniz ki: "Ya ben nereden bulaştım bu işe kardeşim?" Dolayısıyla amelin sıkıntıları olabiliyor ama niyet öyle değil.
Tefekkürün Önemi
Fakat bunu tekraren söylemek istiyorum; hayal ile rabıtayı veya tefekkürü birbirine karıştırmamak lazım. Tefekkürü mevtte ne nedir durum hocam? Tefekkürü mevtte de insan kendini böyle ölmüş gibi hayal ediyor. Kendini işte böyle hani derler ya "şu anda denizin kenarında yürüyormuşsun gibi kendini hayal et" filan. Tefekkürü mevt bu anlamda bizim için faydalı olan bir hadisedir. Yani tefekkür ediyorsun, düşünüyorsun ki; ben öldüm. Her an ölümle burun burunayız. Her an ölüm önümüzde. Yani bakıyorsunuz nefes alırken bile ağzınızdaki tükürük nefes borusuna kaçsa Allah muhafaza etsin, o anda nefesiniz tutuluyor, ölümle burun buruna geliyorsunuz. Ne oluyor öldükten sonra? Bir gün iki gün insanlar sizinle ilgili konuşuyorlar, ondan sonra bitiyor. Yani zannediyorsunuz ki dünya benimle kaim; bağırıyorsunuz, çağırıyorsunuz, dünyaları yıkıyorsunuz, üç kuruş için kıyametler kopartıyorsunuz. Halbuki öldükten sonra onların hiçbiri sizin değil. Yani mesela kaç kişi dedesinin adını biliyor? Hadi diyelim ki dedesinin adını biliyor, dedesinin, babasının, dedesinin, dedesinin adını bilen kaç kişi var? 60-70 senede her şey unutulup gidiyor. Dolayısıyla insan tefekkürü mevtle bugünü doğru yaşamayı kontrol etmeye çalışıyor. Yoksa tefekkürü mevt boş bir şeyi hayal etmek değil; bugünü yaşamaya çalışmaktır, bugünü doğru yaşamaya, bugünü doğru programlamaya çalışmaktır. Rabıta da öyle; yani insan kendisini, hayatını doğru programlamaya çalışmasıdır. Allahu alem.