İlim Nereye Yaklaştırıyor?

TEFEKKÜR

İlmimiz bizi nereye sevk ediyor, nereye yaklaştırıyor? İlmin önemi ve tesiri.

İlmimiz nereye sevk ediyor?

İLİM NEREYE YAKLAŞTIRIYOR?

Zira hadîs-i şerifte buyurulduğu üzere;

“Kim dünyada ilmini artırır da zühd ü takvâsını artırmazsa, o kimse ancak Allah’tan uzaklığını artırır.” (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, II, 169)

İmam Gazâlî -rahmetullâhi aleyh- de oğluna şu vasiyetinde bu sözü âdetâ şerh eder:

“Ey oğul! İlimsiz amel olamayacağı gibi, amelsiz ilim de bir cinnettir. Bilmiş ol ki; bugün seni günahlardan uzaklaştırmayan ve ibâdete yaklaştırmayan ilim, yarın da cehennem ateşinden uzaklaştırmayacak (ve cennete yaklaştırmayacaktır).”

Ömür gibi bir nimet olan ilmin de doğru adresine sarf edilmesi îcâb eder. Bu gerçekleştirilmediğinde israf edildiğiyle kalmaz, faydasız ilmin; kibir, benlik, mâneviyatsızlık ve burûdet gibi yan tesirleri insanı felâkete sürükler. Selef ulemâsından Ebû Hâzim şöyle demiştir:

“Allâh’a yaklaştırmayan her nimet ve ilim, ancak baş belâsıdır.”

İlimden, yani eşyadaki ilâhî kaidelerin tespitinden asıl maksat; onlardan Cenâb-ı Hakk’ın azamet-i ilâhiyyesine ve kudret tecellîlerine intikal edebilmek ve «mârifetullah»tan, yani Cenâb-ı Hakk’ı kalpte tanıyabilmekten nasîb alabilmektir.

İlim nimeti; bu gayeye hizmet ederse, mü’minin îmânını kuvvetlendirici, hayatın gerçek gayesini idrâk etmesi yolunda kolaylaştırıcı bir fayda hâsıl eder.

Bunun için Cenâb-ı Hakk’ın ilk emri; “Îmân et!, müslüman ol, ibâdet et, güzel ahlâklı ol!” gibi emirlerden önce;

«اِقْرَاْ : Oku!» olmuştur.

Bu demektir ki:

Kendi varlığındaki hikmetleri oku!

Cihandaki sırları, yani kâinat kitabını; yapraklarını çevire çevire, gönül gözü ile oku!

Kur’ân-ı Kerim’deki sır, hikmet ve hakikatlerde derinleşerek oku!

İşte bu üç okuyuşu kendisinde bir araya getirebilen insan, derhâl secdeye kapanır. Bu tefekkürü taze tuttukça; sonsuz hakikatten sırlara mâkes olur, ilâhî muhabbet ile dipdiri yaşar;

“...Kalpler, ancak Allâh’ın zikriyle mutmain olur, huzûra erer...” (er-Ra‘d, 28) âyetinden tecellîler alır.

İster gökteki güneş, ister bir ekmek fırınının ocağı, ister bir mum alevi... Bu ateşler ona hep cehennemi ve Hakk’ın gazabından kaçınmayı ve takvâyı hatırlatır...

Bir bahçe, bir nehir ve bülbül terennümleri ona cenneti ve oraya davetin îcaplarını yerine getirmeyi hatırlatır. Şahit olduğu nimetler, şükrünü; okuduğu kudret ve azamet akışları ise, haşyetini artırır.

İşte Kur’ân-ı Kerim; bizi dâimâ bu mânâda ilme, tefekküre, düşünüp hisse ve ibret almaya davet ediyor.

Kur’ân’da bize bütün ilimler var. Fakat özü itibarıyla, hikmet ve sır tarafıyla...

Bu ilâhî tecellîler karşısında hikmetlere intikal edemeyenlere, Cenâb-ı Hak, soruyor:

“Onlar Kur’ân’ı inceden inceye düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi?” (Muhammed, 24)

Kur’ân; kalplerin kilidini açacak îkazlar ve muhasebeye sevk edici suallerle, ilmin hikmet tarafını bizlere talim buyurur.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mekteb-i Âlem, Kâinat, İnsan ve Kur’ân, Yüzakı Yayınları