Gönüllere Sultan Olmak: Sultan Yahya

Kıssâlar

Makam ve mevki mi, yoksa gönül sultanlığı mı? Dünya saltanatından vazgeçip gönül sultanlığına eren Sultan Yahya’nın sarsıcı hikâyesi.

Bir gün Telemsan padişahı Sultan Yahya, saray erkânı ile birlikte şehri dolaşmaya çıkmıştı.

SARAYDAN DERGÂHA: SULTAN YAHYA’NIN SARSICI HİKÂYESİ

Onun ve etrafındakilerin deb­debe ve ihtişâmı karşısında gözleri kamaşan halk, Sultân’a hürmet için korkuyla ayağa kalkıp; “Padişahım çok yaşa!” di­yerek alkışlamaya başladı. Ancak sultânın gözüne bu kalabalıktan ziyâde, az ileride yalnızlığı tercih etmiş, sultânın ihtişâmına karşı kayıtsız, dün­yadan âzâde, nûru etrafını parlatan bir kimse ilişti. Yanında­kilere, o nur yüzlü garibin kim olduğunu sorunca:

“–Sultânım, o, meşhur Tunuslu Şeyh’tir. Bir mağarada inzivâ hâlinde yaşar.” dediler.

Merakı iyice artan Sultan, atını Tunuslu Şeyh’in yanına sürdü ve şu suâli sordu:

“–Üzerimdeki şu ipekli elbise ile namaz kılmak câiz mi­dir?”

Tunuslu Şeyh, bu suâle cevap vermek istemeyip, onu sa­rayındaki ulemâdan sormasını tavsiye ettiyse de Sultân’ın ıs­rârı üzerine şöyle dedi:

“–Bir köpek düşününüz ki, bir hayvan ölüsü bulmuş ve onu tıka basa yiyip içini dışını pisliğe bulaştırmış olduğu hâlde, bevlederken kirlenmemek için ayağını havaya kaldırma sev­dâsındadır!..”

Sultan kızdı:

“–Ne demek istiyorsunuz?!” dedi. Şeyh:

“–Şunu demek istiyorum ki; sizin mideniz ve cisminiz en ağır haram yükleri, zulüm ve kul hakları ile doludur. Böyleyken siz tutup ipekli elbise ile namaz kılmanın câiz olup olmadığını so­ruyorsunuz?” dedi.

Tacın ve Tahtın Terki: "Kendinize Başka Sultan Bulun!"

Bu hikmetli sözler, Sultân’ın gönlüne derinden tesir etti. Bu tesir bereketiyle, derhâl üzerindeki sırmalı elbiseleri çıkarıp attı. Sonra belindeki kılıcı bir kenara fırlattı ve kendisine şaşkınlıkla bakan halka:

“–Müslümanlar! Haklarınızı helâl ediniz ve kendinize başka bir sultan bulunuz!” diyerek Tunuslu Şeyh’in peşinden gitti ve onun sâdık bir talebesi oldu.

Sultan Yahya, Şeyh Hazretleri’nin mânevî terbiyesinde o derece büyük bir makam elde etti ki, Tunuslu Şeyh, halk kendisinden duâ talep ettiği zaman şöyle demeye başladı:

 “–Duâyı Yahya’dan isteyiniz; zira onun yerinde ben olsaydım, onun yaptığını yapamazdım... Eğer sultanlar, onun eriştiği saâdet hazinesini bilselerdi, onlar da Yahya gibi her şeylerini fedâ ederlerdi.”[1]

Hisse:

Dünya saltanatını terk ederek mânâ sultanlığına erişen İbrahim bin Edhem Hazretleri şöyle demiştir:

“İlâhî muhabbetteki vecd ve istiğrâkımız müşahhas bir şey olsaydı; krallar onu alabilmek için bütün hazinelerini de krallıklarını da fedâ ederlerdi.”

Bununla birlikte Hak dostu mürşid-i kâmiller, muhâtaplarını meşrep ve vaziyetlerine göre terbiye etmişlerdir. Yani sadece bu nevî misallere bakarak “İslâm’da idârî makamlarda bulunmak doğru görülmemiştir.” şeklinde yanlış bir fikre kapılmamak gerekir.

Buradaki terbiye şekli, Sultan Yahya’nın şahsî durumuyla alâkalıdır. Zira Sultan Yahya, birçok kul hakkını çiğnemiş ve vücudunu haramla doldurmuş olduğu için, onun irşad ve tezkiyesi farklı olmuştur. Yoksa ehlullâh hazarâtının irşâdında, bu hâdisenin zıddı olan misâller de mevcuttur.

Meselâ Akşemseddin Hazretleri ve Ebu’l-Vefâ Hazretleri ile Fâtih Sultan Mehmed arasında cereyân eden hâdiseler gibi.

Akşemseddin Hazretleri, Sultan Fâtih’in kendi sohbetlerinden alacağı mânevî lezzet ile devlet işlerini ihmâl edecek bir hâle gelmemesi için, fetihten sonra İstanbul’dan ayrılarak Göynük’e göç etti.

Aynı şekilde Ebu’l-Vefâ Hazretleri de kendisini ısrarla ziyaret etmek isteyen Sultan Fâtih’e:

“Hünkârımızın hassas ve coşkun bir gönlü vardır. Dergâhımıza girer de bizim âlemimizdeki zevki tadarsa, bir daha ayrılmak istemez ve devletin idâresine dönmez!.. Lâkin bu mülk ve ümmet ona emânettir. Kendisi kadar liyâkatli bir kimse gelip onun yerini dolduramaz ise, mülk ve ümmet zarar görür, o da ben de günahkâr oluruz!..

Hünkâr Efendimiz’e bizler buradan duâ ve teveccüh hâlindeyiz. Gönlü, gönlümüzün içindedir. Maslahat îcâbı onunla rûhî alışverişimiz ve irşâdımız bu şekilde olacaktır!..” diye haber yolladı.

İstanbulʼu fethederek Peygamber müjdesine nâil olan, imparatorluklar yıkarak çağ kapatıp çağ açan Sultan Fâtihʼe, gönül sultanı Ebu’l-Vefâ Hazretleri’ni dünya gözüyle görmek nasîb olmadı. Ancak Fâtih’in vefat haberi gelince, Ebu’l-Vefâ Hazretleri saraya gitti ve Hünkâr’ın cenaze namazını kıldırdı.

Dipnot:

[1] Bkz. Necip Fâzıl Kısakürek, Halkadan Pırıltılar, sf, 212-215ʼten ihtisâren, Türk Neşriyat Yurdu, ts.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları