Gençlik, İstikbâlin Tohumudur

HAYATIMIZ

Bir milletin istikbâlini görmek kerâmet değildir. Bunun için onların gençlerine bakmak kâfîdir. Her devrin gençliği; kendi karakterine uygun, enerjisini harcayabileceği ayrı bir heyecan ikliminde yaşar. Her millet, gençliğinin his ve fikir dünyasına göre şekil alır.

Gençlik, istikbâlin tohumudur. Bu tohumun özüne bakarak, yarınını keşfetmek kolaydır.

Bir milletin istikbâlini görmek kerâmet değildir. Bunun için onların gençlerine bakmak kâfîdir. Her devrin gençliği; kendi karakterine uygun, enerjisini harcayabileceği ayrı bir heyecan ikliminde yaşar. Her millet, gençliğinin his ve fikir dünyasına göre şekil alır.

  • Eğer bir millette gençler; güçlerini mâneviyat ve fazîlet yolunda sarf ediyorlarsa, o millette istikbal vardır. Bunun en bâriz misâli, Çanakkale ve İstiklâl Harpleridir. Buna bütün dünya şâhittir ki; sîneleri îman dolu o şanlı neslin sahip olduğu mânevî güç, düşmanın maddî gücünü bertaraf etmiştir.
  • Fakat bunların aksine, gençlik; bütün enerjisini nefsâniyete, yani kaba kuvvete esir ve râm ediyorsa, tarihî misallerle sâbit olduğu gibi, âkıbet hezîmettir.

Necip Fazıl der ki:

Oluklar çift, birinden nûr akar, birinden kir...

Bize düşen vazife;

  • Gençlerimizin dâimâ vahy-i ilâhînin nûr oluğundan istifâde etmesini temin etmek ve
  • Ehl-i dünyanın kir oluğundan onların gönül dünyasına hiçbir şeyin sıçramaması için âzamî gayret göstermektir.

Bunun için en mühim husus;

TAHSİL

Zamanımızda, tahsil için uzun seneler ve meblâğlar sarf ediliyor. Anne-babalar; âdetâ evlâtlarından daha fazla heyecanlanıyor, çocuklarının girdiği imtihanlarda mektep kapılarına yığılıp telâş gösteriyorlar.

Fakat o yıllar süren tahsilin evlâtlarımıza faydalı olması hattâ, onlara zarar vermemesi için şu çok mühim ölçüye riâyet etmek zarûrîdir:

Onların genç dimağlarını, körpe yüreklerini vahiyle buluşturmak... Onlara Kur’ân ve Sünnet tahsilini kazandırmalıyız ki, kalpleri vahiyle irtibat hâlinde olsun.

  • Eğer gençliği vahiyle buluşturamazsak, ona hangi ilmi verirsek verelim; hodgâm / bencil olur, zâlim olur, pragmatist bir menfaatperest olur, vicdanı da kurur. Böyle yetişenlerin de insanlığa büyük bir zararı olur.
  • Eğer gençliği vahiyle buluşturabilirsek, dünyevî tahsilini uhrevî tahsil ile mezcedebilirsek; o evlâdımız hangi meslekte olursa olsun, hem dünyada selâmet bulur, hem de âhireti âbâd olur.

Mâneviyatla dolu bir gençlik yetiştirebilirsek, onlar fazîlet tevzî ettikçe bizim için sadaka-i câriye olurlar.

Şayet onları mânevî dünyadan mahrum bırakırsak, bizler için kıyâmet günü büyük bir hüsran olurlar.

Harplerde de bunun neticesi görülür:

Çanakkale Zaferi’nde olduğu gibi, eğer bir harpte; Allah için, vatan ve millet için hakikî şehidler veriliyorsa, bu kurbanların arkasından büyük zaferler gelir.

Fakat bunun zıddına, bir harpte; sadece molozlar, yani iç dünyası bomboş yürekler ölüyorsa, onların ardında da yalnızca bir enkaz yığını kalır.

Faydalı ilim; evlâtlarımıza Cenâb-ı Hakk’ın azametini tefekkür ettiren, onları Allâh’a yaklaştıran ilimdir.

Zira Yûnus Emre, Cenâb-ı Hakk’a götürmeyen ve temiz bir vicdan temin etmeyen ilmin, fayda yerine zarar vereceğini şöyle bildirir:

İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsin,
Bu nice okumaktır?

Okumaktan mânâ ne?
Kişi Hakk’ı bilmektir.
Çün okudun bilmezsin,
Ha bir kuru emektir!

Unutmamalıyız ki;

Son nefeste bütün meslekler bitecek, bütün diplomalar iptal olacak, bütün makam ve mevkiler ortadan kaybolacak. Sadece ve sadece mârifetullah kalacak. Kulluğun ve takvânın faydası ebediyyen devam edecek.

Tahsil, vahyin muhtevâsında olmazsa ne olur?

Batı felsefeleriyle şekillenen dünyevî ilim, Darwin’in; «Güçlü olan hayatta kalır! Zayıflar bertaraf olur!» anlayışıyla kaba kuvveti, zulüm ve haksızlığı gençliğe aşılıyor. Bugün gerek ülkemizde gerekse dünyada bu hoyratlık, zulüm ve şiddetin örneklerinin arttığını üzülerek görmekteyiz.

Yahut Freud’un; «İnsan şehevî arzularını tatmin için yaşar!» anlayışıyla rezâlet ve sefâlet çarşılarında saâdet arayan, sapıklaşan, -arzularını tatmin edemeyince de depresyonlara sürüklenen- alkol, kumar ve uyuşturucuya sığınan veya intihar eden niceleri... Selde sürüklenen kütükler gibi cehenneme yuvarlanan zavallılar...

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Nisan, Sayı: 254