Engelli Bir Kişiye Eziyet Eden Kimse, Sağlıklı Birine Eziyet Edenden Daha Çok Günâha Girmiş Olur mu?

Sorularla İslam

Engelli bir kişiye eziyet eden kimse, sağlıklı birine eziyet edenden daha çok günâha girmiş olur mu?

“Kim, Müslüman kardeşini kınarsa, o hâl başına gelmeden ölmez.” (Tirmizi, Kıyâme 53)

Engellilere yönelik yapılan yanlış hareket ve hakaretler, doğrudan doğruya kul hakkına girer. Çünkü engelli, kendine sıkıntı veren hâli, kendi istememiştir. Kendisinin tercîhi değildir.

Allâh mazlûmun, zulme uğrayanın, canı yanan ve gözyaşı dökenin hâlini görmektedir. Allâh Hakîmdir. Kalbî yanan, acı çeken, zulme uğrayan kulunun bedduâsını işitir ve bu çâresiz, mazlûm kulunun yanında olur ve o kuluna yapılana sessiz kalmaz. Bakara Sûresi 186. âyette Yüce Rabbimiz;

“Kullarım Beni sana soracak olurlarsa bilsinler ki Ben onlara pek yakınım. Bana duâ ettiği zamân duâ edenin duâsını kabûl ederim…” diyerek, yapılacak duâ veyâ bedduâlara cevâp vereceğini belirtmektedir.

Engelliye eziyet eden, sağlıklı birine eziyet edenden daha fazla günâh işlemiş olur. Çünkü onu aynı zamânda küçümsemektedir. Ebû Hüreyre radıyallâhü anh’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir kimsenin mü’min kardeşini küçümsemesi günâh olarak ona yeter.”[1]

Mevlâna Hazretleri de “Ey Can; kimseyi kırma… Sözden ağırı yoktur. Beden çok yükü kaldırır ama gönül her sözü kaldıramaz.” diyerek bu konuya dikkat çekmiştir.

Zulmün küçük büyük her çeşidinden uzak durmak, mazlûmun bedduâsından sakınmak lâzımdır. Çünkü mazlûmun duâsı Allâhü Teâlâ tarafından reddedilmez ve kabûl edilir. Nitekim Allâh Rasûlü, Muâz bin Cebel (r.a)’i Yemen’e vâli olarak gönderirken O’na bir takım tavsiyelerde bulundu. En son olarak da şunları söyledi:

“… Mazlûmun bedduâsını almaktan da son derece sakın, çünkü onun bedduâsı ile Allâh arasında bir perde yoktur.”[2]

Engelli olmayanlar, engellilerle imtihân hâlindedirler. Meselâ bir öğretmenin sınıfında olan bir engelliye yaptığı muâmele onun imtihânıdır. Onu görünce yüzünü ekşitiyorsa, sınıfına almamak için elinden geleni yapıyorsa, eğitim verirken onun ihtiyâçlarını gözetmiyorsa, imtihânını kaybeder.

Engellilere iyi davranmak, şefkâtle muâmele etmek, onları utandırmamak, sevgiyle yaklaşmak gerekir. Unutmamak gerekir ki durumları onların tercîhi değil, Yaradan’ın takdîridir. Bedenindeki engelden dolayı bir kimseye uzun uzun bakmamak, onu incelememek, onur kırıcı ve râhatsız edici tavırlar sergilememek engelli olmayan her insânın, engellilere karşı sorumluluğudur.

Engellilere karşı saygı ve nezâket sınırlarını aşacak şekilde muâmelede bulunmanın vebâli büyüktür. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s) kabalığı ve nezâketsizliği sebebiyle insânların kendisinden uzaklaştığı kimseyi “en şerli kişi” olarak îlân etmiştir:

“Kıyâmet günü Allâh katında mevkice insânların şerlisi, (dünyâda) kötülüğünden korunmak için insânların terkettiği -yâhut: Karşılaşmak ve konuşmaktan kaçındığı- kimsedir.”[3]

Peygamberimiz, sağlıklı olanların, sosyal çevrelerindeki özürlü insânlara karşı ölçülü ve olumlu davranışlar sergilemelerini istemiş, “Cüzzamlılara uzun süre bakmayın”[4] buyurmuştur. Efendimiz (s.a.s) bu sözleriyle engelli kimselere râhatsız edecek şekilde bakılmaması gerektiğini bizlere tavsiye etmiştir.[5]

Engelli ve hasta olanlar, çok duyarlıdırlar. En küçük aşağılayıcı ve kırıcı bir söz onları derinden yaralar. Müslümanlar, kimseyi hakîr görmemeli, özellikle zihnen yeterli olmayan insânlara karşı sabırlı ve tahammüllü olmalıdırlar. Hitâplarda kırıcı ve aşağılayıcı ifâdelerden kaçınmak İslâmî bir görevdir. Kel Ali, kör Hasan, topal Yâkûp gibi isimlendirme ve hitâplar doğru değildir. Peygamberimiz (a.s), insânların fizîksel nitelikleriyle aşağılanmasına, söz ve davranışlarla rencide edilmelerine karşı çıkmıştır. Bilâl-i Habeşî’yi annesinin Arapçayı iyi konuşamaması ve siyâhî oluşu sebebiyle ona ‘kara karının oğlu!’ diyerek ayıplayan Ebû Zerr’i: “Sende hâlâ câhiliyye (tavrı) var!” diyerek azarlamıştır.[6]

Peygamberimiz (s.a.s) mü’mînleri ısrârla büyük bir vebâl olan zulüm ve haksızlıktan sakındırmaya çalışmıştır. Bir Hadîs-i Şerîfinde şöyle buyurmuştur:  

“Zulümden sakınıp kaçınınız. Çünkü zulüm, kıyâmet gününde zâlime zifiri karanlık olacaktır...”[7]

Şu aslâ unutulmamalıdır ki, dünyâda zayıf ve güçsüz insânlara zulmederek onların hayâtlarını karartan zâlimler, mazlûmlara yaptıklarının karşılığı olarak hesâp gününde şiddetli bir azâpla karşılaşmaktan kendilerini koruyamayacaklardır.

Dipnotlar:

[1] Müslim, “Birr” 32

[2] Buhârî, “Zekât” 41, 63; Müslim, “Îmân” 29.

[3] Buhârî, “Edeb” 38.

[4] Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 5/100-101.

[5] http://www.manevibakim.com/bilim_alanlari/manevi_sosyal_hizmetler/makâle_07.asp

[6] Buhârî, “Îmân” 22, I. 13; “Edeb” 44, VII. 85; İbni Hacer, Fethu’l-Bârî, I. 108-9, X. 483.

[7] Müslim, “Birr” 56

Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022