Düşmana Karşı Mücadelede Müslümanın Ölçüsü
Her asırda olduğu gibi bugün de İslâmʼa ve müslümanlara karşı pek çok sahada, alçakça saldırılar yapılıyor. Müslümanlar olarak, bu hayâsızca akınlara karşı mücadele ederken nasıl davranmamız gerekiyor? Müslümanın ölçüsü nedir?
Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:
“Kırda oturan bir adamın ayağını bir köpek ısırdı. Hem de öyle kızgınlıkla bir ısırış ki köpeğin dişlerinden kan damladı.
Zavallı adam, ayağının acısından yatamazken, küçük kızı babasına sert sert çıkışarak dedi ki:
«‒Babacığım! Senin dişin yok muydu? Sen de onun ayağını ısırsaydın ya!»
Babası, ayağının acısından ağlarken güldü ve dedi ki:
«‒Yavrucuğum! Doğru, benim de dişlerim var ve köpeğin ayağını ısırmaya da gücüm yeterdi. Ama dişlerimin köpeğe dokunmasına gönlüm râzı olmadı. Hattâ kılıçla kafamı kesecek olsalar, yine de köpeğin ayağını ısırmam imkânsızdır.»
İnsan, nâmertle savaşabilir; lâkin insan olan, köpeklik yapamaz. İnsan insandır, köpek de köpek.”
Her asırda olduğu gibi bugün de İslâmʼa ve müslümanlara karşı pek çok sahada, alçakça saldırılar yapılıyor. Müslümanlar olarak, bu hayâsızca akınlara karşı mücadele ederken nasıl davranmamız gerektiğini tâyin edecek olan, nefsimiz değil, Kurʼân ve Sünnet ölçüleridir.
Bâtıl ehli yakıp yıksa da, gayr-i insânî ve gayr-i ahlâkî usullere başvursa da, müslümana yakışan; savaşta bile hakka, hukuka, Kitâbʼa uymaktır.
Şu hâdise, bu hakîkati ne güzel îzah eder:
1992-1995 yılları arasında, dünyanın gözleri önünde katliam ve vahşetlere mâruz bırakılan Bosna’nın, büyük mücâhid ve mütefekkir lideri Aliya İzzetbegoviçʼe, bir gün askerlerinden biri gelerek:
“–Sırplar bizim namusumuza saldırıyorlar; sivilleri acımadan katlediyorlar; kadınlarımızı, yaşlılarımızı ve çocuklarımızı vahşîce öldürüyorlar. Buna bîgâne kalmamalıyız!” der.
Aliya İzzetbegoviç ise şu veciz cevâbı verir:
“–Sırplar bizim öğretmenimiz değiller. Biz de zâlimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir mânâsı kalmaz! Biz, Kitâbʼa uyacağız. Savaş; ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir!
Ben Avrupaʼya (sulh müzâkereleri için) giderken başım önüme eğik gitmiyorum. Çünkü biz; çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik; hiçbir kutsal mekâna saldırmadık. Oysa onlar, bunların tamamını yaptılar. Hem de Batıʼnın gözü önünde ve Batı medeniyeti adına!..”
Velhâsıl müslüman, düşmanla mücadelesinde bile, ilâhî ve nebevî düsturlarla hareket etmek mecburiyetindedir. İslâm düşmanları alçaklık, nâmertlik, zulüm ve vahşet sergiliyorlar diye, bir mü’min de zâlimleşemez, gayr-i insanî bir mücadele tarzını benimseyemez. Zira mü’min, nefsini tatmin için değil, Allâh’ın rızâsını tahsil için yaşayan insandır.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2025 – Ekim, Sayı: 476