Düşmana Karşı En Etkili Silah: Ekonomik Boykot ve Medine Pazarı Sırrı
Müslümanlar düşmana karşı ekonomik gücü nasıl bir silah olarak kullandı? Medine pazarında Rasûlullah’ın (s.a.v.) uyguladığı strateji, hem iman hem de toplumsal dayanışma için hangi dersleri veriyor?
Dinimiz, Müslümanların İslâm şahsiyetine sâhip olmalarını, gayrimüslimlere aslâ benzemeyip kendilerine has karakterlerini bütün güçleriyle korumalarını ister. Kıyafette, saç taramada, selamlaşmada, hayat tarzında, hasılı her şeyde onlara muhalefet etmeyi ve kesinlikle onları güçlendirecek bir yerde bulunmamayı tavsiye eder. Gönlümüzü onlara meylettirecek şeylerden uzak durmayı, bu sebeple hediyelerini dahî kabul etmemeyi tembihler. Zira düşmanla mücadele sadece cephede değil, hayatın her alanında devam etmektedir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hususa çok dikkat etmiş ve bizleri şöyle uyarmıştır:
“Bizden başkasına benzemeye çalışanlar bizden değildir. Yahudi ve Hristiyanlara benzemeyin!” (Tirmizî, İsti’zân, 7/2695, 20/1752)
“Kim bir kavme benzerse, onlardan olur.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4/4031)
“Kim bir kavmi severse, Allah Teâlâ onu onların arasında haşreder.” (Heysemî, 10/281)
EKONOMİK BOYKOT
Gayrimüslimlerin yanında durarak onlara bilmeden destek vermekten sakındırmak için de şöyle buyurmuştur:
“Kim bir kavmin karaltısını artırırsa onlardandır. Kim bir kavmin yaptığı işten râzı olursa, o işi yapanlarla ortak olur.” (İbn-i Hacer, el-Metâlibü’l-âliye, 8/319)
İnsan etkiye açık bir varlık olduğundan, bu tehlikelerden korunabilmek için onlardan olabildiğince uzak durmayı tavsiye ederek şöyle buyurmuştur:
“Müşriklerin ateşiyle aydınlanmayın!” (Nesâî, Zînet, 51)
“(Müslümanlarla müşriklerin) yaktıkları ateşler birbirlerini görmemeli.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 95/2645)
Yani zarûrî durumlar hâricinde müşriklerden uzakta oturmalı, onların arasında yaşayanlar da Müslümanların diyârına hicret etmenin yolunu aramalıdır.
Bu açıdan bakıldığında ekonomik boykot da çok büyük bir önem arz etmektedir. Zira ekonomi insanların elindeki en etkili silahlardan biridir. Müslümanlar geçmişte bu silahı kullanmış olmakla birlikte günümüzde bu konuda bir şuur eksikliği yaşamaktadırlar.
Düşmana karşı yapılan boykot köklü olmalı ve büyük sonuçlar vermelidir. Bunu yapabilmek için kendi çarşı ve pazarımızı kurmamız ve yerli üretimi güçlendirmemiz gerekmektedir.
Medine Pazarı: En Tesirli Boykot
Rasûlullah (s.a.v) Medine’ye hicret edince pazar yeri Yahûdi Benî Kaynukâ‘ kabilesinin bulunduğu yerdeydi ve pazara yahudiler hâkimdi. Efendimiz (s.a.v) birkaç pazarı daha kontrol etti ancak hiçbirini beğenmedi. Yahûdilerin ve diğer gayrimüslimlerin piyasalarını toptan boykot ederek Müslümanlara ayrı bir çarşı ve pazar yeri gösterdi. Halasının oğlu Zübeyr b. Avvâm’a ait arazinin bir tarafına bir çadır kurdurup: “Sizin pazar yeri ve çarşınız şimdilik burasıdır” buyurdu. Yahudilerin reislerinden Kaʻb b. Eşref gidip oradaki çadırın iplerini kesti. Rasûlullah (s.a.v) de: “Öyleyse andolsun ki çarşıyı, onu bundan daha çok öfkelendirecek bir yere taşıyacağım!” buyurdu. Sonra pazar yerini, bugünkü Medine çarşısının bulunduğu yere nakletti ve şöyle buyurdu: “İşte, burası sizin pazarınızdır. Burası daraltılmasın, (kimse burada yer tutmasın) ve buradan hiçbir vergi alınmasın.” (Bkz. İbn Mâce, Ticârât, 40; Semhûdî, Vefâü’l-vefâ, 2/257)
Bir gün Medine’nin yeni çarşısına uğramıştı. Orada kurulmuş bir çadır gördü. “Kimindir bu çadır?” diye sordu. “Hârise oğullarından filana âit, içinde hurma satıyor” dediler. Peygamberimiz (s.a.v): “Yakınız onu!” buyurdu, yaktılar. Peygamberimizden sonra Dört Halife devrinde de bu çarşı ve pazar yerinin herhangi bir şekilde işgaline meydan verilmedi. Dâimâ herkese açık ve rahat hareket edilebilecek vaziyette tutuldu. (Semhûdî, 2/257)
Rasûlullah (s.a.v) Müslümanların çarşı ve pazarıyla yakından ilgilendi, insanların hukukuna dikkat edilmesini sağladı.
Temiz Mal, Helâl Kazanç
İnsanlar hac için toplandığında Mekke’nin etrafında panayırlar kurulur, ticaret ve kültürel faaliyetler canlı bir şekilde devam ederdi. Bu durum ekonomik olarak Mekke’lilere çok büyük menfaatler sağlıyordu. Müslümanlar Mekke’yi fethedince bu pazar onların eline geçmişti. Bir yıl sonra hac mevsimi gelmiş, müslümanlar tam ekonominin nabzını tutacakken Allah Teâlâ Tevbe sûresini indirdi. Müşriklere kesin bir uyarı verdi, Allah ve Rasûlü’nün müşriklerden berî olduğunu bildirdi. Anlaşmasına riayet edenlere müddetleri bitinceye kadar, diğerlerine de dört ay mühlet tanıdı. Bu zaman dolunca savaş hâlinin başlayacağını bildirdi. İnançsızlara karşı bu kesin uyarı ve sert tavrın sebebi de şöyle açıklandı: “Verdikleri söze nasıl güvenilebilir ki? Şayet size galip gelselerdi, yakınlık bağını da antlaşma hükümlerini de sizin için gözetmezlerdi. Onlar dilleriyle sizi memnun etmeye çalışıyorlar, fakat kalplerinden geçen çok farklı. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (et-Tevbe 9/8) “Bir mümin hakkında ne yakınlık bağına ne de antlaşma hükümlerine riayet ederler; işte onlar böyle sınır tanımaz kimselerdir.” (et-Tevbe 9/10)
Cenâb-ı Hak bu esasları bildirdikten sonra müşriklerin madden ve mânen pislik olduğunu bildirdi ve “Artık bu yıldan sonra Mescid-i Harâm’a yaklaşmasınlar” buyurdu. Bunun üzerine mü’minler biraz endişeye kapıldılar. Acaba ticaret zarar görür mü diye düşündüler. Allah Teâlâ “…Eğer yoksulluktan endişe ederseniz, unutmayınız ki Allah size -dilerse- kendi lütfuyla bolluk verir. Allah Alîm’dir, Hakîm’dir” buyurdu. (et-Tevbe 9/28)
Bundan sonra Allah’ın lütfu mü’minlere çok çeşitli yollarla geldi. Öncelikle bir sonraki âyetle Allah, daha önce alınmayan cizye ve haracı müslümanlara helal kıldı. Bu, Müslümanların müşriklerle yaptıkları ticaretten kaybettikleri kâra bedel oldu. Ve bunun, kaybettikleri için üzüldükleri ticarî kârdan daha hayırlı olduğunu anladılar. (Taberânî, Müsnedü’ş-Şâmiyyîn, 4/184-185/3067)
İkinci olarak müşrikler aralarından ayrılınca Allah Teâlâ Müslümanların üzerine bol bol yağmur indirdi, berekete nâil oldular ve malları arttı. (Bkz. Taberî, Câmiu’l-beyân, 11/401; İbn Ebî Hâtim, Tefsîr, 6/1777)
Üçüncü olarak, Yahudi ve Hristiyanlarla savaşı emrederek onlardan gelen ganimetlerle mü’minleri zengin kıldı. (Taberî, 11/400) Şeytan “Size Mekke’ye kervanlarıyla gelen insanlarla savaşmanız emredildi, bu durumda nasıl yaşayacaksınız?” diye vesvese verdikçe Allah Teâlâ “Bana itaat edin, emirlerimi uygulayın, Rasûlüme itaat edin, ben sizi lütfumdan zengin edeceğim” diye garanti veriyordu. (Taberî, 11/402)
Dördüncü olarak Allah birtakım kalpleri İslâm’a meylettirdi. Necid, Cüreş, Sanʻâ gibi önemli ticaret merkezleri müslüman oldu. Kervanlarla Mekke’ye yiyecek ve eşya taşıdılar. (Mukâtil b. Süleyman, Tefsîr, 2/166) Allah’a itaat etmeleri ve sabırları neticesinde artık müslümanların rızkı necis müşriklerin eliyle değil, tertemiz imanlı eller vâsıtasıyla gelmeye başladı.
Kaynak: Murat Kaya, Altınoluk Dergisi, Sayı: 477