Dinimizde Referans İle Torpil Aynı mıdır?
İslam ahlakında referans (tezkiye) ile torpil arasındaki ince çizgi nedir? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım, işe alımlarda liyakat, takım uyumu ve güvenilir referansın önemini dini referanslarla açıklıyor. Kamu alımlarında kul hakkına giren uygulamaların sakıncalarını ve 'işi ehline verme' prensibinin toplumsal kalkınmadaki kritik rolünü anlatıyor.
Referans müessesesi, tezkiye müessesesi ile torpil müessesesini birbirinden ayırt etmek lazım gelir. Şöyle ki; insanlar ister istemez çalışma arkadaşlarıyla ilgili uyumluluk türünden bir referansa ihtiyaç duyarlar. Şimdi mesela sabah bir olaya şahit oldum. Çok başarılı bir Japon arkadaş iki senedir bir yerde kalıyor, bir tane arkadaş edinmemiş. Yani Japonya'dan Türkiye'ye gelmiş, Türkçe öğrenecek, iki sene Türklerle beraber oturuyor, bir yurtta kalıyor ama bir tane arkadaşı, merhabası olan biri yok. Yani çok başarılı, şöyle özellikleri var, böyle çalışkanlar, şöyle çalışkanlar ama Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın şöyle bir hadisi var: "Oturulup rahatça ülfet edilemeyen (anlaşılamayan/anlaşamayan) kimsede hayır yoktur." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 400). Yani nihayetinde toplu olarak yaşıyoruz. Bazen bir ofisi beraber paylaşıyoruz, bazen bir sınıfı, bazen bir fakülteyi, bazen bir iş yerini. Dolayısıyla bu insanların içerisinde bir tane uyumu bozan, psikolojik problemleri olan veya birtakım sıkıntıları olan bir kimsenin bulunması hakikaten nasıl maddi anlamda bulaşıcı bir mikroba sahip olan biri diğerlerinin sağlığını tehdit ediyorsa, kişisel olarak da, manevi olarak da, ruhi olarak da devamlı böyle müşkilat çıkaran, devamlı şikayet eden, her şeyi problem yapan, her şeye negatif bakan birinin bir ortamda bulunması da oradaki performansı düşürüyor.
Dinimizde Referans İle Torpil Aynı mıdır?
Dolayısıyla eğer referans; "Bu arkadaş takım ruhuna uygun çalışabilecek bir arkadaştır, zararlı alışkanlıkları olmayan, vatanına milletine düşman olmayan bir arkadaştır" türünden bir referansa dayanıyorsa bunun olması lazım geldiğini düşünüyorum. Ama "Bu arkadaşın puanı düşükse de, diğerlerinden daha düşük profilde ise de bunu alın, öbürlerini almayın" türünden bir torpil, kul hakkına giren caiz olmayan bir şeydir. Dolayısıyla referans müessesesinin doğru bir şekilde işlemesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta devlet iş alımlarda da özellikle mahalle muhtarlarının, mahalle imamlarının, cami imamlarının, okul müdürlerinin, öğretmenlerinin referansına başvurmalı diye düşünüyorum. Nihayetinde insana hizmet etmek üzere devlet var. Eğer bir kimse o vatandaşa hizmet etmek kabiliyetinden yoksunsa, bunun yüksek puanlar almış olması onu memuriyete ehil hale getirmez. Zaten bu KPSS'ler vesaireler, her şeyin böyle puanlarla ölçülmesi hikayesi başlı başına bir sömürü mantığı. Adam asosyal bir tip, yüz çekiyor ama iki sene bir yerde kalmış, bir Müslümana, bir insana selam vermemiş. Yani şimdi bunun her tarafı başarı olsa neye yarar? Her tarafı puan olsa neye yarar?
Şimdi biz Osmanlı'da zirveye, medeniyet olarak zirveye ulaşmış bir milletiz. Fakat zirveye ulaşmak kolay da orada kalmak zor. İki asır o zirvede kalmışız. Sonra Lale Devri ile beraber bir şatafat hayatına düşmüşüz ve geriye doğru çöküş başlamış; en sonunda da I. Cihan Harbi ile Osmanlı İslam medeniyeti tarih sahnesinden çekilmiş. Ondan sonra devam eden Türkiye Cumhuriyeti, Müslüman kimliğini reddetmek üzere varlığını sürdürmeye çalışmış. Gelmişler 1960'lara, 70'lere, 80'lere ama devlet de anlamış ki Müslüman kimliğini reddederek var olması mümkün değil. Bugünlerde yeni yeni tekrar kendimize gelmeye başlıyoruz. İnşallah tekamülümüzü tekrar tamamlayıp dünyaya medeniyetin ne olduğunu İslam Türk medeniyeti üzerinden tekrar gösterebiliriz. Ama bunun için de çok gayret etmemiz gerekiyor.
İşi Ehline Vermenin Önemi Nedir? Ehliyet Nasıl Ölçülmelidir?
Bu kardeşimizin bu duyarlılığı önemli. Tabii iş başarıyla neticelendikten sonra geriye dönüp "bu görüşmelerin bir katkısı var mıdır yok mudur?" diye insan yine vicdanen rahatlamak istiyor. Şunu net bir şekilde söylemek lazım ki bunların katkısı olabilir, olması da normaldir, olmaması eksik olur. Çünkü neticenin salt puanlar üzerinden devşirilmesi asla ne akla ne mantığa uygun bir şey değildir. Düşünün mesela adam ilkokulda ders verecek, girmiş sınavlara en yüksek puanı almış ama konuşamıyor. Yani şimdi konuşamayan bir adam nasıl ders verecek? Elinde kalem işaretlemiş ama ders verme nosyonu yok. Veya askeriye birini alıyorsunuz, imtihanlara girmiş, yüz çekmiş, tam puan almış ama bakıyorsunuz fiziken o askeri mukavemet, dayanıklılık gücü yok. Nasıl olacak? Dolayısıyla işi ehline verme meselesi çok önemli. Eğer işler ehil olan kimselere verilmezse kıyamet kopacak demektir. (Buhari, İlim, 2). Cenabı Allah da "Emanetleri ehline vermenizi emreder." (Nisâ, 4/58) diyor. Fakat ehliyetin tespiti yazılı sınavla mı olur? O işte asıl tartışılacak olan mesele o. Yani mesela adamı bir yere bekçi olarak alacaksın, Roma tarihini bilmiyor diye bu adam bekçilik yapamaz anlamına gelmez ve inkılap tarihinden düşük not aldı diye bu adamın bekçiliği işe yaramaz anlamı çıkmaz. Dolayısıyla ehliyet meselesi çok derin bir mesele. Şunu söylemek gerekir ki kim zerre miktarı kötülük yaparsa onun hesabını Allah ona soracak, kim zerre miktarı da iyilik yaparsa onun da Allah ecrini ona verecek (Zilzâl, 99/7-8). Dolayısıyla ehil olan bir kimseyi alt ederek onun önüne geçmek, Allah katında hesap sorulacak meselelerden biridir.