Dermanını Bulamadığımız Hastalıklara Nasıl Bakmalıyız?
Dermanını bulamadığımız hastalıklara nasıl bakmalıyız?
fendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) buyuruyor ki:
“Allah, gökten hiçbir dert ve hastalık indirmemiştir ki onun şifasını da indirmiş olmasın.” (Buhârî, Tıb 1; Ebû Dâvûd, Tıb 1)
Yani her derdin bir devası vardır, her hastalığın bir dermanı vardır, her illetin bir ilacı vardır. Ancak bugünkü tıp buna dair bir ilaç söylemekten aciz kalabilmektedir. Belki dün bunun tedavisi vardı. Nitekim bugün birçok hastalıkla ilgili, mesela egzama hakkında, “tıbben kesin bir çaresi yoktur” denilmektedir. Modern tıbbın söyleyebildiği bir çözüm yoktur. Belki bundan 200 sene önce insanlar bunun tedavisini biliyor, uyguluyorlardı; fakat “kocakarı ilaçları” diye dışlana dışlana bu bilgileri kaybettik. Birçok hastalık belki yarın, belki daha sonra bir çözüme kavuşacaktır. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, modern tıp bir hastalığı tedavi ettiğinde bazen yeni hastalıklar da ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeple tedaviyi tamamen masum bir alan olarak görmek doğru değildir.
Evet, Allah dilerse o hastalıkları tamamen yok edebilir; fakat Allah Teâlâ bu hastalıkları bir imtihan olarak vermektedir. Bu da hayatın bir gerçeğidir. Nitekim bir kadıncağız Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) geliyor; sara, yani epilepsi hastasıdır. “Ya Resûlallah, dua etsen de Cenâb-ı Allah bu hastalığı benden alsa” diyor. Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) buyuruyor ki: “İstersen dua edeyim, Allah bu hastalığı senden alsın; istersen sabret, Allah seni cennetine koysun.” (Buhârî, Merdâ 6; Müslim, Birr 54)
Dolayısıyla bu dünya hayatında çektiğimiz hastalıkların, ıstırapların, sıkıntıların, dertlerin boşa olmadığını bilmek gerekir. Cenâb-ı Allah bu dünyada başımıza bir dert veya sıkıntı vermişse, mutlaka ahirette bunun mükâfatını verecektir.
Bu noktada Hz. Ali Efendimiz’den nakledilen şu söz çok manidardır:
“Kişinin başına gelen sıkıntı, eğer onu Allah’a yaklaştırıyorsa bu bir nimettir; eğer Allah’tan uzaklaştırıyorsa bu bir fitnedir.”
Hasta olduğunuzda kendinizi Allah’a daha yakın hissediyorsanız bu bir lütuftur. Fakirlikte Allah’a yöneliyorsanız bu bir nimettir. Zengin olduğunuzda da Allah’a yakınlığınız artıyorsa bu yine bir nimettir. Fakat zenginleştikçe camiden, cemaatten uzaklaşıyorsanız; tesbihatı terk ediyor, Müslümanlarla irtibatınızı kesiyorsanız bu bir fitnedir.
Aynı şekilde sağlık da böyledir. Sağlık, insanı ibadete götürüyorsa nimettir; fakat insan sağlıklı oldukça yoldan çıkıyorsa o sağlık bir fitnedir. Bu sebeple hastalıkları sadece kötü bir durum olarak değerlendirmemek gerekir.
Nitekim Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), hasta ziyaretine gittiğinde:
“Tuhûrun inşâallah” (İnşâallah bu hastalık sana bir temizlik olur) buyurmuştur. (Buhârî, Merdâ 4)
Bizim Anadolu irfanında da bu anlayış vardır. Hasta olana “Şifayı kaptın” denir. Çünkü hastalık, sabredildiğinde şifaya ve arınmaya vesile olur.
DERMANINI BULAMADIĞIMIZ HASTALIKLARA NASIL BAKMALIYIZ?
Elbette Allah Teâlâ dert verip dermanı aratmasın. Çünkü kronik hastalıkları olan, derdi dermanı bulunamayan nice insanlar vardır. İnsan bazen kendi sıkıntısına sabredebilir; fakat evladının, eşinin hastalığına dayanmakta zorlanır. Bu yüzden dua eder, elinden gelen bütün imkânları kullanır.
Ancak unutmamak gerekir ki, hastalığa şifa aramak da bir ibadettir. Aynı zamanda Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek gerekir. Nitekim Hz. Yakup (aleyhisselâm):
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah’ın rahmetinden ancak kâfirler ümit keser.” buyurmuştur (Yûsuf, 12/87).
Bu sebeple bir Müslüman “Bu hastalığın dermanı yok” demez; “Şu an bizim bilgimiz yok” der. Belki bir başkası çözüm bulmuştur, belki yarın Allah Teâlâ bir çıkış yolu ihsan eder.
Nihayetinde bütün hastalıkların kesin tedavisi ölümdür. Ölümden sonra hiçbir hastalık kalmaz. Ancak ölüm bir yok oluş değil, yeni bir başlangıçtır. Nitekim Cenâb-ı Allah:
“Her nefis ölümü tadacaktır.” buyurur (Âl-i İmrân, 3/185).
Ölüm, ebedî hayata açılan bir kapıdır. Cennete girebilmek, sevdiklerimizle buluşabilmek bu köprüden geçmeye bağlıdır. Eğer insan imanla ve teslimiyetle hazırlanmışsa, ölümün lezzetini hisseder. Çünkü ölümün ardında cennet, cemâlullah, sevdiklerimizle buluşma ve Hz. Muhammed (aleyhissalâtü vesselâm) Efendimiz’in huzurunda bulunmak gibi sonsuz nimetler vardır.
Sonuç olarak hastalığı Cenâb-ı Allah’ın bir temizlik vesilesi olarak görmek, hastalığa şifa aramayı da bir ibadet kabul etmek gerekir. En büyük derman ise ümidini kaybetmemektir. İnsan “Ben iyiyim, iyileşeceğim” dediği sürece Cenâb-ı Allah ona güç verir.
Rabbim bütün ümmet-i Muhammed’in hastalarına şifa ihsan eylesin, bizleri de her türlü hastalıktan muhafaza buyursun. Amin.