Cömertlik ve Tevazuyla Tanınan Adi b. Hatem’in (r.a.) Hidayeti
Abdullah Sert Hocaefendi, Hatem-i Tâî’nin cömertliği ve oğlu Adi’nin hidayet öyküsü üzerinden, asil bir karakterin imana açılan kapı olduğunu anlatıyor.
İslam öncesi dönemde cömertliğiyle efsaneleşmiş Hatem-i Tai’nin eşsiz keremi, oğlu Adi bin Hatem’in ise Efendimiz’in (s.a.v) tevazuuna şahitliğiyle hidayete ermesi; asil bir karakterin imana açılan en büyük kapı olduğunu gösterir. Kıssa, cömertlik ve nezaketin kalpleri fetheden ilâhî gücünü özetlemektedir.
CÖMERTLİK VE TEVAZU: HATEM-İ TÂÎ VE ADİ BİN HATEM
Eski Araplar arasında cömertliğiyle efsaneleşmiş, bu vasfı anlatılacağı zaman ilk örnek gösterilen Hatem-i Tâî isminde meşhur bir zat vardır. Rivayete göre; Hatem-i Tâî, Cahiliye Dönemi’nde yaşadığı ve iman şerefiyle müşerref olamadığı için Miraç gecesinde Efendimiz’e (s.a.v.) cehennemde gösterilir. Ancak o, cehennemin kavurucu hararetinde değil, sanki bir hamam sıcaklığı içindedir. Efendimiz (s.a.v.) bunun hikmetini Cebrail’e (a.s.) sorduğunda şu cevabı alır:
"O, iman etmediği için cennete giremedi; ancak dünyada öyle cömertti ki, Allah onun cömertliğine mükâfat olarak ateşini serinletti."
Bu, cömertliğin inançsız bir insana bile dünya ve ahiret ahvalinde bir faydası olduğunun işaretidir.
Saraylardan Gönüllere: Bir Hidayet Yolculuğu
Bu zatın oğlu Adi bin Hatem, babasının namıyla tanınan saygın bir kişidir. Bir gün Medine-i Münevvere’ye gelerek: "Bu Muhammed (s.a.v.) ile bizzat görüşmem lazım" der. Mescid-i Nebevi’ye girip kendisini tanıttığında, Ecvedü’l-Enbiyâ (peygamberlerin en cömerdi) olan Efendimiz (s.a.v.), cömert bir babanın evladına hürmeten onunla bizzat ilgilenir: "Bekle, seni evimde misafir edeceğim" buyurur.
Mescidden çıktıklarında yolda yaşlı bir kadın Efendimiz’i (s.a.v.) durdurur: "Ya Muhammed, seninle bir işim var, beni dinler misin?" der. Yanında mühim bir misafiri olmasına rağmen Allah Resulü (s.a.v.), nezaketle izin ister ve dakikalarca o kadının derdini dinler. Bu manzarayı izleyen Adi bin Hatem, kendi kendine şöyle der:
"Bir kral olsa böyle yapmazdı. Yanındakilere 'Kadınla ilgilenin' der geçerdi. Bu adamda başka bir hâl var; bu bir hükümdar değil!"
Eve vardıklarında ise tablo daha da hayret verici bir hal alır. Efendimiz’in (s.a.v.) hanesinde lüks eşyalar yoktur; yalnızca deriden, içi lif dolgulu bir minder vardır. Efendimiz (s.a.v.) minderi hemen misafirine uzatır: "Buyurun, buraya oturun" der. Kendisi ise yere oturur. Adi bin Hatem, bu eşsiz tevazu karşısında kesin kanaate varır:
"Hiçbir kral, altındaki tek minderini misafirine verip kendisi yere oturmaz. Bu olsa olsa bir Peygamberdir!"
Gördüğü bu yüksek ahlak karşısında kalbindeki perdeler kalkar ve Adi bin Hatem orada Müslüman olur.