Çok Su İçmek Zararlı mı?

SIHHAT

Çok su içmek sağlıklı mı yoksa tehlikeli mi? "Su içme paradoksu" ve hiponatremi gerçeğini, vücudunuzu hücresel düzeyde nasıl susuz bıraktığınızı öğrenin.

Nisan ayında yapılan Boston maratonu, sene 2002. Serin sayılabilecek bir hava, 28 yaşındaki Cynthia Lucero isimli sağlıklı bir kadın uzun süren hazırlıklardan sonra yarışmaya katılır. Konu üzerine epeyce de kafa yormuş. En büyük korkusu ise dehidrasyon, yani susuz kalmak. Bu yüzden yarış boyunca her su istasyonunda durarak litrelerce su içer, işler iyi giderken bitiş çizgisine birkaç kilometre kala aniden yere yığılır. Bilinç kaybı geliştiği için sevk edildiği hastanede hayatını kaybeder.

Otopsi raporu: Lucero, susuzluktan değil, "aşırı su içmekten" ölmüştü. Kanındaki sodyum miktarı o kadar düşmüştü ki beyin hücreleri suyla dolup şişmiş ve beyin ödemine yol açmıştı.

Tıp literatüründe "Hiponatremi" olarak geçen bu trajik olay, popüler sağlık dünyasında sarsıcı bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Çok su içmek, sanıldığı kadar sağlıklı olmayabilir; hatta tam aksine vücudunuzu hücresel düzeyde susuz bırakabilir.

Buna günümüzde "Su içme paradoksu" deniyor. Eğer gün boyunca litrelerce su içmenize rağmen hala dudaklarınız kuruyorsa, kendinizi yorgun hissediyorsanız ve sürekli tuvalete taşınmaktan şikayetçiyseniz, vücudunuza iyilik değil kötülük yapıyor olabilirsiniz.

“Ömrü uzatmayan(!) sağlık tavsiyelerine” dair bir yazı yazmıştık seneler evvel, “çok su içmelisiniz diye başlamayan yazı gördünüz mü?” diye de sormuştuk. Oradan devam edelim.

VÜCUT BİR SU TANKI DEĞİLDİR: ELEKTROLİTLER VE HÜCRESEL SUSUZLUK

Yine sıcak bir Ağustos…

Ellerde damacanaya yakın su şişeleri, her boşlukta, midesi bulansa da Allah rızası için su içen dostlar.

Birkaç tıbbi gerçeği hatırlatalım istedik.

Vücut bir su tankı değildir. Vücudumuzu içi suyla doldurulması gereken boş bir sürahi gibi düşünmek büyük bir hatadır. İnsan vücudu, milimetrik dengelerle çalışan muazzam bir kimya laboratuvarıdır. İçtiğimiz suyun midemizden geçip kana karışması, oradan da hücrelerin içine alınması sadece "H₂O" molekülüne bağlı değildir.

Ozmotik basıncı yönetecek anahtarlara ihtiyaç vardır. Bu anahtarların adı elektrolitlerdir. En meşhurları;

Sodyum, hücrenin dışındaki suyu tutar.

Potasyum, hücrenin içindeki suyu dengeler.

Siz vücudunuza minerallerden arındırılmış, saf, "boş" suları kontrolsüzce pompaladığınızda kanınızdaki sodyum seyrelir. Hücre dışındaki sodyum azaldığında, vücut kandaki mineral dengesini korumak için suyu hücrelerin içine doğru itmeye başlar.

Sonuç?

Hücreleriniz kontrolsüzce şişerken, aldığınız su hücreye fayda sağlamadan böbrekler yoluyla dışarı atılır. Yani siz su içtiğinizi sanırken, hücreleriniz mineral kıtlığı içinde susuzluktan kıvranır.

Aşırı su tüketimi zararlı mıdır?

Her şeyin fazlasının zehir olduğu evrensel bir kuraldır ve bu kural su için de geçerlidir. Tıpta aşırı su tüketimine bağlı olarak kan sodyum seviyesinin tehlikeli düzeyde düşmesine Hiponatremi (su zehirlenmesi) adı verilir.

SU İÇERKEN "NE KADAR ÇOK, O KADAR İYİ" Mİ?

Bir başka trajik hikâye:

2007 yılında Kaliforniya’da bir radyo istasyonu, o dönemin meşhur bir oyun konsolunu hediye etmek için sıra dışı bir yarışma düzenler. Yarışmacılardan istenen şey, tuvalete gitmeden her 10 dakikada bir büyük bir şişe su içmeleriydi. 28 yaşındaki üç çocuk annesi Jennifer Strange de çocuklarına bu oyun konsolunu almak için yarışmaya katılır. Saatler süren yarışma boyunca yaklaşık 7,5 litre su içer. Yarışma devam ederken radyoyu arayan dinleyiciler ve hatta diğer yarışmacılar bunun tehlikeli olduğunu söylese de radyo sunucuları "Vücudun % 70'i su zaten, ne olacak ki?" diyerek adeta dalga geçerler.

Adı geçen bayan bu kadar gayrete rağmen yarışmayı ikinci tamamlar ancak eve döndükten birkaç saat sonra şiddetli bir baş ağrısı ve kusma ile yere yığılarak hayatını kaybeder. Yapılan otopside ölüm sebebinin "akut su zehirlenmesi" olduğu açıklanır.

Bu kadar gürültülü tablolar kaç kere olur ki denebilir. Özellikle huzurevlerinde kalan yaşlı / bakım hastalarının ölüm sebepleri de bu anlamda dikkatle incelenmelidir. Su zehirlenmesi her zaman öldürmüyor tabii ki… Hafif şiddette ve uzun süreli seyrettiğinde çok fark edilmeyen pek çok şikâyetin arkasındaki gizli nedendir.

Klinik çalışmalara göre, sağlıklı bir yetişkinin böbrekleri saatte azami 800 ml ila 1 litre civarında suyu süzebilir. Bu sınırın üzerinde, ardı ardına su içtiğinizde böbreklere aşırı yük biner. Saygın dergilerdeki vaka analizleri, aşırı serbest su alımının idrar yoluyla kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi hayati mineralleri de beraberinde götürdüğünü göstermektedir. Sık idrara çıkmak bir "temizlik" belirtisi değil, vücudun mineral kaybettiğinin alarmı olabilir.

Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yürütülen ve Clinical Journal of Sport Medicine dergisinde yayımlanan bir çalışma, abartılı su içmenin sodyum dengesini bozarak performansı düşürdüğünü kanıtlamıştır. Sinyal iletimi yavaşlayan sinir ve kas sisteminde ait kronik yorgunluk, baş ağrısı ve kas güçsüzlüğü gibi şikayetler görülür.

Berrak idrar efsanesi: Toplumda "idrar renginin tamamen şeffaf olması gerektiği" yönünde yanlış bir inanış vardır. Oysa Avrupa Hidrasyon Enstitüsü verilerine göre tamamen şeffaf idrar, vücudun mineral kaybettiğinin ve böbreklerin suyu filtrelemeden direkt dışarı attığının göstergesidir. İdeal ve sağlıklı idrar rengi soluk sarı veya saman sarısı olmalıdır. Bu arada yaşı biraz ileri olan okurlarımızın aşina olduğu bir isim; karate filmlerinin efsanesi Bruce Lee’nin de bu sebepten öldüğü düşünülüyor.

Peki çözüm nedir?

“Doğru Su İçme Sanatı!”

Suyu tamamen bırakalım mı?

Elbette hayır. Önemli olan ne kadar çok içtiğiniz değil, içtiğiniz suyun ne kadarının hücre içine girebildiğidir.  Suyun hücre içine girebilmesi için;

Doğal mineraller eklenmiş su tercih edilmeli. Bilimsel çalışmalarda, egzersiz öncesi ve sonrası elektrolit eklenmiş suları tüketen bireylerin, düz su içenlere kıyasla hücresel su dengesini çok daha hızlı geri kazandığı tespit edilmiştir. Sabahları içtiğiniz suya ekleyeceğiniz bir küçük tutam Himalaya tuzunun, suya 80'den fazla mineral kazandırdığı iddia ediliyor.

Suyu "yiyin": En kaliteli hidrasyon, suyu moleküler yapısı bozulmamış canlı gıdalardan almaktır. Hücresel biyoloji çalışmalarına göre, salatalık, kereviz sapı, turp ve yeşil yapraklı sebzelerin içinde bulunan su, hücre duvarından doğrudan geçebilen, minerallerle sarılı özel bir jel yapıya sahiptir. Bu gıdalar vücuda mükemmel bir elektrolit paketi sunar.

DAYATMALARA DEĞİL, BİYOLOJİNİZE KULAK VERİN

Söylemeye gerek var mı, bilmiyoruz ama…. Suyu oturarak ve yudum yudum içmek, mide boşalım hızını optimize eder ve hücresel emilimi maksimuma çıkarır.

Aslında dinlemeniz gereken tek şey "gerçek susuzluk" hissinizdir. Klinik kılavuzlarda belirtildiği gibi, sağlıklı bir vücutta su dengesini koruyan en mükemmel mekanizma beyindeki hipotalamus bölgesi tarafından yönetilen susuzluk hissidir. Akıllı saatlerin "su içme hatırlatıcıları" veya günde 3 litre hedefi koyan mobil uygulamalar, bizi kendi vücudumuzun sesine karşı sağırlaştırmaktadır. Vücudunuz suya ihtiyaç duyduğunda size bunu susuzluk hissiyle net bir şekilde söyler.

Kurallara, litrelere ve dayatmalara değil; kendi biyolojinize kulak verin. Unutmayın; sağlıklı hayatın sırrı çok su içmekte değil, kaliteli ve mineralli suyu hücrelerinize ulaştırmakta saklıdır.

Kaynak: Fırat Erdoğan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 488