Bir Kölenin Efendisine Verdiği Kulluk Dersi

Kıssâlar

Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin naklettiği bu ibretlik kıssada, bir kölenin efendisine verdiği kulluk dersi anlatılıyor.

Abdülkâdir Geylânî Hazretleri naklediyor:

KÖLE İLE EFENDİSİ ARASINDA İBRETLİK BİR KONUŞMA

Adamın biri, bir köle satın almıştı. Köle, takvâ sahibi, sâlih bir mü’min idi. Efendisi onu alıp evine götürünce, aralarında şöyle bir konuşma geçti:

Efendi:

“–Benim evimde neler yemek istersin?”

Köle:

“–Ne verirsen onu.”

“–Nasıl elbiseler giymek istersin?”

“–Ne giydirirsen onu.”

“–Evimin hangi odasında kalmak istersin?”

“–Hangi odada kalmamı istersen orada.”

“–Evimin hangi işlerini yapmak istersin?”

“–Hangi işleri yapmamı istersen onları.”

Bu son cevâbın ardından, efendi bir müddet tefekküre daldı ve gözlerinden süzülen yaşları silerken şöyle dedi:

“–Keşke ben de kulu olduğum Rabbime böyle teslîm olabilseydim. O zaman ne mutlu olurdum!..”

Bu arada köle dedi ki:

“–Ey benim efendim! Efendisinin yanında, kölenin irâde ve ihtiyârı olur mu?..”

Bunun üzerine efendi:

“–Seni âzâd ediyorum. Allah için hürsün. Fakat benim yanımda kalmanı da arzu ediyorum. Tâ ki canım ve malımla sana hizmet edeyim. (Zira sen bana kulluk âdâbına dâir büyük bir ders verdin.)” dedi.

Hisse:

Hayat; med-cezirlerle, yani kâh sevinç, kâh elem tecellîleriyle doludur. Bunların hepsi ilâhî imtihanlardır.

Cenâb-ı Hakk’ın bizim hakkımızdaki takdîrine rızâ göstermeliyiz ki O da bizden râzı olsun. Zira müʼmin, kendisi hakkındaki ilâhî takdir ve taksîmi, kendi arzusundan daha kıymetli görmedikçe “rızâ” makâmına ulaşamaz.

Gerçek bir kulluk:

‒Cenâb-ı Hakkʼın takdîrinden memnun olabilme sanatıdır.

‒Her zaman ve mekânda Allah ile dost kalabilme dirâyetidir.

‒Hayatın med-cezirleri, değişen şartları ve sürprizleri karşısında muvâzeneyi bozmayıp şikâyet ve sızlanmayı unutabilme mahâretidir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Müminlerin Gönül Ufku, Erkam Yayınları