Arkadaşın Öldü mü?
Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- başında geçen ibretlik hadiseyi anlatıyor.
Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:
“–Hazret-i Ebûbekir’in hilâfeti zamanında Medine’nin kenar mahallesinde âmâ ve ihtiyar bir kadın vardı. Her gün ona uğrayarak ihtiyacını görmek isterdim. Fakat her gittiğimde benden önce birinin gelerek lüzumlu işleri yaptığını, bu düşkün insanın ihtiyaçlarını karşıladığını görürdüm.
Bir gün merak ettim;
«–Acaba her gün bu sevâbı işleyen zât kimdir?» diye düşündüm ve erkenden giderek bir yere saklandım. Bir de ne göreyim! Her gün gelip kadının işlerini gören o sâlih zât, Halîfe Ebûbekir imiş. Karşımda onu görüverince büyük bir şaşkınlık içinde;
«–Hayatıma yemin olsun ki o sensin!» dedim.” (Süyûtî, Tarîhu’l-hulefâ, s. 80; Ramazanoğlu Mahmûd Sâmî, Hz. Ebû Bekir Sıddîk, s. 120. Krş. İbn-i Asâkir, Târîhu Dımeşk, XXX, 322)
Bu kıssanın devamı kabîlinden anlatılır:
Hazret-i Ebûbekir -radıyallâhu anh-’in irtihâl etmesinden sonra; Hazret-i Ömer, bu âmâ ihtiyarın hizmetini kendisi sürdürmek ister. Her sabah gidip ihtiyaçlarını görür. Hazret-i Ebûbekir’in yaptığı gibi, o da kendisini tanıtmadan mahviyet içinde hizmet etmektedir.
Bir gün yaşlı kadın;
“–Arkadaşın öldü mü?” diye sorar.
Hazret-i Ömer hayret içinde;
“–Nereden bildin?” diye sorar.
Kadın;
“–Bana hurma getirdin lâkin çekirdeklerini çıkarmamışsın. Arkadaşın çıkarırdı.” diye cevap verir.
Bunun üzerine Hazret-i Ömer diz çöker, gözyaşları içinde şöyle der:
“–Ey Ebûbekir! Senden sonra gelecek halîfeler için, takip edilmesi pek zor bir örnek oldun!”
Bu iki halîfenin, bir âmâya, kendilerinin halîfe olduğunu bildirmeden hizmet etmeleri de bir başka fazîlettir. Zira onlar, yaptıklarını Allah için yapma şuurunun zirvesindeydiler.
Hazret-i Ebûbekir’in muhtaç bir âmâya yaptığı hizmeti; yüksek bir incelik, zarâfet ve hassâsiyet içinde yapması da, hizmeti Allah için yapma hâlinin bir tezâhürüdür.
Bu hususta şöyle bir kıssa anlatılır:
Hak dostlarından biri; ikrâm edeceği âmâ bir misafire, oldukça gösterişli ve mükellef bir sofra hazırlar. Etrafındakiler;
“–Efendim, gelecek olan misafiriniz âmâ, niçin bu kadar îtinâ gösterip zahmet buyurdunuz? O sizin bu zarif sofranızı görmeyecek ki!” derler.
O ârif zât ise şu muhteşem cevabı verir:
“–Evet; hazırladığım ikramları o âmâ göremiyor, fakat âmânın Rabbi görüyor!”
ZAMAN İÇİNDE ZAMAN
Her iki halîfenin; devlet vazifelerine rağmen, halkın ihtiyaçları için gece-gündüz gayret ettiklerini ifade eden daha birçok kıssa vardır.
Hazret-i Ebûbekir Efendimiz öyle mütevâzı ve hayırsever bir zât idi ki, komşusu olan yetim kızların koyunlarını -hizmet olsun diye- her gün sağardı. Halîfe olduktan sonra, komşuları;
«Bunca meşgalesi arasında, artık bizim için yaptığı hizmeti îfâ edemez!» diye düşündüler.
Fakat o mübârek halîfe, hâlini değiştirmedi, bu hizmeti terk etmedi. (Süyûtî, Târîhu’l-hulefâ, s. 80)
Bu kıssanın bir hissesi de şudur:
Hayırlı vazifeler işlemeyi gönlüne nakşeden insana, Cenâb-ı Hak zaman içinde zamanlar açar.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Şubat, Sayı: 252