Allah Neden Kurban Kesmemizi İster?

EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

Kurban, kan değil takvâ ibadetidir. Bu yazı, kurbanın rahmet, teslimiyet ve hikmet boyutunu İslâm düşüncesi çerçevesinde ele alıyor.

Hazırlayan: Dr. Halil İbrahim Delen

Allah’ın en çok bilinen isimlerinden ikisi er-Rahmân ve er-Rahîmdir. Bu isimler, O’nun bütün varlığa yönelik kuşatıcı rahmetini ve kullarına olan özel lütfunu ifade eder.  Buna karşın kurban ibadeti söz konusu olduğunda bazı zihinlerde şu soru belirir:

MERHAMETLİ OLAN ALLAH NEDEN KURBANI EMREDER?

Bu kadar merhamet sahibi bir ilah, masum bir hayvanın kesilmesini neden ister?

Bu soru ilk bakışta hayvanın acısı ve merhamet duygusuyla ilgili görülebilir. Fakat bu, aslında daha derin bir tartışmaya kapı aralar. Çünkü burada mesele yalnızca kurban olmayıp acı, hikmet, ibadet, insanın Allah karşısındaki konumu ve ilâhî emirlerin anlamı da sorgulanmaktadır. Bu yüzden meseleye peşin bir yargıdan ziyade birkaç temel ayrımı gözeterek yaklaşmak gerekir.

Burada ilk düzeltilmesi gereken varsayım şudur: Allah kurbanı bir ihtiyacından dolayı istemez. Çünkü ihtiyaç eksikliktir, eksiklik ise Allah hakkında düşünülemez. Allah herhangi bir fiili kendisini tamamlamak, bir fayda elde etmek veya bir eksikliği gidermek için emretmez. O ganîdir; hiçbir şeye muhtaç değildir. Bu sebeple kurban ibadeti, insanın nimet, hayat, mülkiyet ve teslimiyet karşısındaki konumunu yeniden inşa etmesiyle ilgilidir.

Bu yüzden soru, “Allah neden kan ister?” şeklinde kurulduğunda daha baştan yanlış bir zemine oturur. Asıl soru şudur: Allah, kurban ibadetiyle insanda hangi ahlâkî ve manevî bilinci inşa etmek ister? Kur’an bu konuda son derece açık konuşur: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sizden takvâ ulaşır” (Hac 22/37).

Bu âyet, kurban meselesindeki en temel yanlış anlamayı ortadan kaldırır. Kurbanın Allah’a bakan yönü, hayvanın biyolojik varlığı olmayıp, kulun iç dünyasında oluşan takvâ, teslimiyet ve sorumluluk bilincidir.

KURBAN İBADETİ NE ANLAMA GELİR?

Kurbanı anlamada önemli ayrımlardan biri de ibadet ile ritüel arasındaki farktır. Modern dilde “ritüel” kelimesi çoğu zaman dinî davranışların tamamı için kullanılsa da dinler tarihi bakımından özellikle pagan geleneklerde ritüel, çoğu zaman tanrılarla karşılıklı menfaat beklentisine dayalı bir ilişkiyi ifade eder.

Pagan ritüelinde insan, tanrıyı yatıştırmak, onun gazabından korunmak veya ondan dünyevî bir fayda elde etmek için belirli şekilsel davranışları tekrarlar; İslâmî anlamda ibadet ise müminin Allah’a olan kulluk vazifesinin davranışa yansımasıdır (Olgun, 2016, s. 82-83).

Bu ayrım kurban meselesinde son derece önemlidir. Çünkü eski pagan kurban anlayışlarında yakılan etin kokusunun veya dumanının tanrılara ulaştığı, onları teskin ettiği düşünülürdü.

Hac sûresinin 37. âyeti tam da bu anlayışı reddeder. Allah’a ulaşan et, kan, duman veya maddî bir şey olmayıp kulun takvâsıdır. Bu bakımdan İslâm’da kurban, yaratıcıyı yatıştırma yahut O’na maddi, biyolojik bir şey sunma ritüeli değil, “Allah’a yaklaşma” anlamında kulluk bilincine bağlı bir ibadettir (Olgun, 2016, s. 97-98).

Dolayısıyla kurbana yöneltilen “Yaratıcı neden kan ister?” itirazı, çoğu zaman İslâmî kurban anlayışından ziyade pagan kurban tasavvuruna yöneltilmiş bir eleştiridir. İslâm bu tasavvuru zaten kabul etmez. Kurbanın merkezinde kana yüklenen büyülü bir değer değil, Allah’ın emrine teslimiyet, nimetin sahibini hatırlama, mülkiyet duygusunu terbiye etme ve paylaşma ahlâkı vardır.

HZ. İBRAHİM KISSASI: TESLİMİYET

Kurban ibadetinin arka planında Hz. İbrahim’in büyük imtihanı yer alır. Kur’an’da anlatıldığına göre Hz. İbrahim, rüyasında oğlunu kurban ettiğini görmüş, oğlu da bu ilâhî emre teslimiyet göstermiştir. Fakat kıssanın sonunda Allah, insan canının kurban edilmesine izin vermemiş ve onun yerine büyük bir (hayvanı) kurban olarak lütfetmiştir. (es-Sâffât 37/102-107).

Bu kıssanın merkezinde kan değil, teslimiyet vardır. Kur’an’ın “Rüyayı gerçekten tasdik ettin” ifadesi, imtihanın kulun Allah karşısındaki sadakatine bağlı olduğunu gösterir.

Kurban da bu hatırayı canlı tutar. İnsana, sahip olduğunu zannettiği hiçbir şeyin mutlak sahibi olmadığını hatırlatır. Mal, evlat, beden, hayat ve bütün nimetler Allah’ın emanetidir. Kurban ibadeti, insanın bu emanete nasıl baktığını sınar. Bu bakımdan kurban, teslimiyet, şükür ve emanet bilinci merkezli bir ibadettir.

MERHAMET ACININ HİÇ BULUNMAMASI MIDIR?

“Merhametli bir yaratıcı neden kurban ister?” sorusu, daha genel bir soruya dayanır: Merhamet, hiçbir acıya izin vermemek midir? Yoksa daha büyük bir hikmet, terbiye ve iyilik için sınırlı bir meşakkate izin vermek de rahmet düzeninin bir parçası olabilir mi? Filhakika yaşadığımız dünya da birçok hikmete binaen bazen acılarla bazen de sevinçlerle doludur.

İslâm’da rahmet, insanın anlık konforuna indirgenmez. Bazen insanın olgunlaşması, sorumluluk kazanması, şükretmesi, acziyetini fark etmesi veya başkalarının hâlini anlaması için meşakkatli süreçler de ilâhî rahmet düzeni içinde düşünülebilir. Oruç açlık ve susuzluk içerir; hac yolculuk, masraf ve bedenî yorgunluk barındırır; zekât maldan vazgeçmeyi gerektirir. Kurban da insanın mal, hayat ve nimet karşısındaki konumunu yeniden düşünmesini sağlar.

Burada önemli olan şudur: Meşakkat ibadetin amacı değil, terbiyenin aracıdır. Oruçta amaç aç kalmak değil, takvâya ulaşmaktır. Kurban da böyledir. Amaç kan akıtmak olmayıp Allah’a yönelmek, nimet bilincini kuşanmak, mal sevgisini aşmak ve yoksulla paylaşmaktır.

Bu noktada Mâtürîdî gelenekteki hikmet vurgusu önemlidir. Mâtürîdî’ye göre âlem abes yaratılmamış olup bir hikmete binaen var edilmiştir. Fakat insan, varlıkta bulunan hikmetin bütün yönlerini kavrayamaz. Bir varlıkta veya olayda bize zarar gibi görünen şeyin başka bir düzlemde fayda, ibret, terbiye ve hikmet yönü de olabilir (Mâtürîdî, 1970, 21, 87-98).

Bu sebeple insanın bir şeydeki hikmeti bilememesinin, o şeyin hikmetsiz olduğu anlamına gelmeyeceğini unutmamak gerekir (Nesefî, 2003, 1/124-132).

EŞ‘ARÎ KELÂMINDA HÜSÜN-KUBUH VE İLÂHÎ EMİR

Eş‘arî kelâmı açısından mesele hüsün-kubuh (iyilik – kötülük) tartışmasıyla yakından ilişkilidir. Eş‘arî çizgiye göre Allah katında sevap ve azap doğuran nihai dinî hüküm şer‘î emirlerle bilinir. Bu sebeple, teklif alanında aklın tek başına bir fiilin nihai dinî değerini belirleyemeyeceği ifade edilmektedir. (Cüveynî, 2012; Teftâzânî, 1998, 2/148).

Bu bakış açısı kurban için şunu söyler: İnsan, hayvanın acısını dikkate alarak “Bu fiil merhametle nasıl bağdaşır?” diye sorabilir. Ancak insan aklı, Allah’ın emrettiği bir ibadeti sadece kendi sınırlı duygusal tepkisiyle hükümsüz kılamaz. Çünkü Allah’ın fiilleri ve emirleri, O’nun mutlak ilmi, mülkiyeti ve hikmeti içinde değerlendirilir. Bâkıllânî’nin de belirttiği üzere Allah’ın üzerinde O’na emir ve nehiy yöneltecek haricî bir merci yoktur (Bâkıllânî, 1421, 46-47, 161).

Bu, “kurbanın hikmeti aranamaz” anlamına gelmez. Aksine kurbanın birçok hikmeti vardır: teslimiyet, takvâ, infak, yoksulu gözetme, Hz. İbrahim’in hatırasını yaşatma, mal sevgisini kırma ve hayvan kesimini ihsan ilkesiyle düzenleme. Fakat bu hikmetler, emrin kaynağının insan aklı değil, ilâhî vahiy olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

KURBAN SADAKAYLA İKAME EDİLEBİLİR Mİ?

Günümüzde sıkça dile getirilen bir başka soru şudur: Madem kurbanın sosyal amacı yoksulla paylaşmaktır, hayvan kesmek yerine aynı miktarda parayı fakire vermek daha doğru olmaz mı? Bu soru, kurbanın sosyal boyutunun fark edilmesi bakımından anlamlıdır fakat kurbanı yalnızca sosyal yardıma indirgediği için eksiktir.

Fıkıh açısından kurban, sadece “fakire yardım”dan ibaret değildir. Sadaka da değerli bir ibadettir, fakat sadaka kurbanın yerine geçmez. Çünkü her ibadetin kendine özgü rüknü, niyeti, zamanı ve manası vardır. Kurbanın bedelini vermek kişiye sadaka sevabı kazandırabilir, ancak bu, kurban ibadetinin eda edildiği anlamına gelmez. Zira kurbanı ibadet yapan unsur, yalnızca fakire et ulaştırmak olmayıp, belirli vakitte Allah rızası için kurban niyetiyle kesim yapılmasıdır (Koşum, 2020, s. 394-397).

Başka bir ifadeyle, kurbanın dış formu/şekli kesimdir, iç anlamı takvâdır. Formu tamamen ortadan kaldırıp sadece genel iyilik duygusunu bırakmak, ibadeti kendi anlamından koparır. Namaz yerine “iyi insan olmak”, oruç yerine “fakiri düşünmek”, hac yerine “seyahat etmek” geçmediği gibi, kurban yerine de yalnızca para vermek de kurban ibadeti yerine geçmez.

KURBAN YERİNE SADAKA VERİLEBİLİR Mİ?

İslâmî gelenekte hayvan, insanın keyfî biçimde tasarruf edebileceği değersiz bir nesne değildir. Hayvanın yaratılmışlık değeri vardır. Ona eziyet etmek, onu aç ve susuz bırakmak, eğlence için öldürmek veya kesim sırasında gereksiz acı çektirmek dinî ve ahlâkî bakımdan kabul edilemez. Nitekim kurban edilecek hayvanın gözlerini bağlanması da bu anlamda tavsiye edilen bir uygulamadır.

Bu nedenle fıkıh geleneğinde kurbanlık hayvan için yaş, sağlık ve uygunluk şartlarının aranması sadece teknik bir ayrıntı değildir. Bu şartlar, ibadetin keyfî ve ölçüsüz bir öldürme eylemine dönüşmesini engeller.

Kurbanlık hayvanın belirli yaşını tamamlamış olması, hayvanın asgarî yaşama hakkını koruyan bir sınır olarak da okunabilir. Bu yönüyle fıkıh, ibadet maksadıyla bile olsa hayvanın gelişim sürecini tamamlamadan kesilmesine izin vermez (Koşum, 2020, s. 397-399).

Bunun yanında Hz. Peygamber’in “Allah her şeyde ihsanı emretmiştir. Can aldığınız zaman onu güzel yapın, kestiğiniz zaman kesmeyi güzel yapın, bıçağınızı bileyin ve hayvanı rahat ettirin” buyruğu, kesim anının dahi ahlâkî bir sorumluluk alanı olduğunu gösterir (Müslim, “Sayd”, 57.

İslâm’da hayvana acı çektirmek ibadetin parçası olmayıp aksine ibadetin ruhuna aykırıdır. Bazı dinî ve kültürel çevrelerde hayvanın çırpınması veya acı çekmesi kurbanın makbuliyetinin işareti sayılabilmişken, İslâm bu anlayışı reddederek kesimde merhamet, ehliyet ve ihsan ilkesini öne çıkarmıştır (Koşum, 2020, s. 402-404).

KURBAN KESİMİNDE İHSAN VE MERHAMET İLKESİ

Bugünün dünyasında et tüketimi çoğu zaman görünmez endüstriyel süreçler içinde gerçekleşir. İnsanlar marketten aldıkları etin arkasındaki hayvanı, onun nasıl yetiştirildiğini, nasıl taşındığını ve nasıl kesildiğini çoğu zaman düşünmez. Kurban ise bu süreci görünür kılar. Bu görünürlük bazen eleştiriyi artırır; fakat aynı zamanda sorumluluğu da artırır.

Kurban, hayvan kesimini bilinçsiz tüketimden çıkarıp Allah adı, niyet, paylaşım ve ihsan ilkesiyle kayıt altına alır. Bu açıdan kurban, hayvan öldürmeyi icat eden bir ibadet değildir. İnsanlık zaten gıda için hayvan kesmektedir. Kurbanın farkı, bu kesimi ibadet bilinciyle, sınırlı şartlar içinde, yoksulla paylaşma ve takvâ amacıyla düzenlemesidir.

Bu nedenle asıl soru şudur: İnsan hayvanlardan hiçbir şartta yararlanamaz mı? Yoksa insan, hayvanlardan hangi amaçla, hangi sınırlar içinde ve hangi ahlâkî sorumlulukla yararlanabilir? Bu noktada hayvanın eğlence için öldürülmesi, eziyet görmesi veya keyfî biçimde tüketim nesnesine indirgenmesi reddedilir. Fakat beslenme, ibadet ve toplumsal paylaşım gibi meşru amaçlarla, ihsan ilkesi korunarak hayvandan yararlanmak caiz görülür.

SONUÇ: ALLAH NEDEN KURBANI EMREDER?

“Merhametli bir yaratıcı neden kurban ister?” sorusu meşru bir sorudur. Fakat bu soruya doğru cevap verebilmek için önce yanlış varsayımı düzeltmek gerekir: Allah kan istemez. Allah’ın ete de kana da ihtiyacı yoktur. O’na ulaşan, kulun takvâsıdır.

Kurban, pagan anlamda tanrıyı yatıştırmaya dönük kan merkezli bir ritüel değildir. Hz. İbrahim’in teslimiyet hatırasını yaşatan, insana nimet ve mülkiyet bilinci kazandıran, yoksulla paylaşmayı öğreten, hayvanla ilişkiyi keyfî tüketimden çıkarıp ihsan ilkesiyle kayıt altına alan bir ibadettir.

Onu sadece kesim ânına indirgemek, ibadetin dış yüzeyine takılmaktır. Onu rahmet, hikmet, teslimiyet, ihsan ve infak bütünü içinde okumak ise İslâmî anlam dünyasına daha uygun bir değerlendirmedir.

Ezcümle Allah kulundan teslimiyet, merhamet, paylaşma ve takvâ bilinci ister. Kurban da bu bilinci yılda bir kez görünür kılan, insanı nimet karşısında yeniden düşünmeye çağıran bir ibadettir.

Kaynakça:

  • Bâkıllânî, Ebû Bekr Muhammed b. Tayyib. (1421). el-İnṣâf fî esbâbi’l-ḫilâf (2. bs.). Kahire: el-Mektebetü’l-Ezheriyye li’t-Türâs.
  • Cüveynî, İmâmü’l-Haremeyn. (2012). İnanç Esasları Kılavuzu: Kitâbü’l-İrşâd (A. Bülent Baloğlu vd., çev.; 2. bs.). Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
  • Koşum, A. (2020). İslâm ibadetler fıkhında hayvanların yaşama hakları bağlamında kurban ibadeti. İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 35, 389-405.
  • Mâtürîdî, Ebû Mansûr. (1970). Kitâbü’t-Tevhîd (Fethullah Huleyf, thk.). İskenderiye: Dârü’l-Câmiatü’l-Mısriyye.
  • Nesefî, Ebü’l-Muîn. (2003). Tebṣıratü’l-edille fî uṣûli’d-dîn (H. Atay & Ş. A. Düzgün, thk.; 2 cilt). Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.
  • Olgun, H. (2016). İbadet, ritüel ve kurban. Milel ve Nihal, 13(2), 82-99.
  • Teftâzânî, Sa‘düddîn Mes‘ûd. (1998). Şerḥu’l-Maḳāṣıd (A. Umeyre, thk.; 2. bs.). Beyrut: Âlemü’l-Kütüb.