Ahlak ile Güzellik Arasında Nasıl Bağ Kuracağız?
Güzellik ve sanat insan ruhunu nasıl etkiler? Estetik, ahlak ve fıtrat arasındaki ilişkiyi doğru kurabiliyor muyuz?
İnsanın sanatçı olarak vasıflandırılması yaşa ve cinsiyete göre değişmeyen övgülerdendir. Esmâ’ül-Hüsna’nın içinde de geçer Cemal ve onun tecellileri.
İNSANIN FITRATINDA GÜZELLİK ARAYIŞI
Estetik diye bilinen bu kavramın hayatımızda önemli yeri inkâr edilemez. Varlık, bilgi ve değer olarak sıralanan kavramlar içinde yer alan “müşahede” estetik değerlerdendir. Estetik, bilgi yanında güzellik denilen o büyüleyici alana bizleri dahil eder. Hayatın içinde, tabiatta ve sanatta güzellileri arayan estetik fıtratımızda yer alan temellerdendir. Güzele meftun olup onu aramak nereden geliyor diye merak ediyorsak bunun kâmil bir varlığın bize armağanı olduğunu unutmasak iyi olur.
ESMÂ’ÜL-HÜSNÂ VE SANATIN İLAHİ YANSIMALARI
Kuran-ı Kerim’de geçen hüsn, tayyib, zinet, cemil, ni’me, sürur kelimelerinin hepsi sanat kavramının içeriğiyle ilgilidir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem‘in “Allah güzeldir, güzeli sever” hadisini duymuşsunuzdur.
Esmâ’ül-Hüsnadan bazı örnekleri yazalım:
Bedi: Eşi örneği ve modeli olmadan, sanatkârane yaratan.
Latif: İncelik gösteren, sezilmez yollardan nimetler veren, en ince işlerin içlerini bilen.
Musavvir: Şekil suret veren, iyi eden, güzel yapan.
Bari: Düzelten, şekil veren, şekilleri güzelleştiren.
Kadim değerlerden aldığımız bu ilham bize başta dil ve edebiyatta, mimaride, güzel sanatlarda farklı alanlar açar. Hüsn ü hat, tezhip, minyatür, çini, ahşap sanatı, ciltçilik, kumaş sanatı, halı sanatı, taş işçiliği, maden sanatı, musiki, folkloru hemen sayabiliriz.
Peki bugün bu saydığımız alanlarda maharetimiz nedir?
AHLAK İLE ESTETİK ARASINDA KURULAN BAĞLAR
Kendi dünyamızı inşa ederken eksik bırakılan sanat alanlarının doldurulmayışı çile eksikliğine sebebiyet vermekte, kişi kendi anlam dünyasında ilerlerken ya kırılmakta ya da kırmaktadır.
Tasavvuf kültürü bugün inşa ettiği insanda eksikliği gidermeğe talip olduğu halde tarihi mekân olan tekkelerin olmayışının acısı duyulmaktadır.
Görüp gözetilmeden yetiştirilmeye çalışılan salik kendi cevelanının içinde çırpınıp durmaktadır.
Güzellik ve iyilik arasında bağ kurulur, peki bunun sınırı var mıdır? Güzellik ve yücelik nasıl değerlendirilmelidir? Ahlak ile güzellik arasında bağı nasıl kuracağız?
Sözümüzü Niyazi Mısri’nin hikmetiyle tamamlayalım.
“Hak ile bi-nişan iken kamu canlara can iken/Düşürdü bi- mekân iken beni kevnü mekân içre
Nice geldim nice gittim nice doğdum nice öldüm/ Nice açtım nice soldum şu gül gibi cihan içre.”
Kaynak: Ali Büyükçapar, Altınoluk Dergisi, Sayı: 478