Zuhruf Suresi 67. Ayet Ne Anlatıyor?
Zuhruf Suresi 67. ayet ışığında, dostlukların ahiretteki karşılığı, doğru dost seçiminin önemi ve doğru dost seçiminin insanın ahiret hayatına etkisi ele alınıyor.
Ayet-i kerimede şöyle buyrulur:
DOSTLUKLARIN AHİRETTEKİ GERÇEK KARŞILIĞI
Zuhruf Suresi 67. Ayet Arapça:
اَلْاَخِلَّٓاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّق۪ينَۜ۟
Zuhruf Suresi 67. Ayet Meali:
Allah’a itaatsizlikten sakınanlar dışında, dostlar bile o gün birbirinin düşmanıdır. (Zuhruf, 43/67)
Bilgi:
Peygamber’in yolundan giden ve kendine inananları dost edinenlerin ahiretteki dostları Yüce Allah, peygamber ve diğer müminlerdir. Dünyada Allah düşmanlarını dost edinenler, günah işlemek üzere dostluk kuranlar ahirette birbirlerine düşman olurlar. O gün, dünyadaki dostluklarının kendilerini mahcubiyete sürüklediğini anladıklarında “Keşke ben peygamberin yolundan gitseydim ve falancayı dost edinmeseydim.” diyeceklerdir. Ahirette bu duruma düşmemek için, niyetlerimiz, amellerimiz ve dostluklarımız yaratılış gayemize uygun olmalıdır.
Mesaj:
Dünyadaki dostlarımızı; Allah’a ve Peygamber’ine dost olanlardan seçersek, hesap gününde mahcup olmayız.
Kelime Dağarcığı:
Müttakî: İman edip emir ve yasaklara uyarak Allah’a karşı gelmekten sakınan.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Zuhruf Suresi 67. Ayet Tefsiri:
- O gün bütün dostlar birbirine düşman kesilecektir. Ancak gönülden Allah’a saygı duyan, O’nun emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınan müttakîler müstesnâ.
Allah’tan korkup günahlardan sakınarak güzel bir kulluk yaşayanların, dünyadaki dostlukları âhirette de devam edecektir. Fakat sırf dünya menfaati için dost olanlar, ana, baba, kardeş bile olsalar orada birbirine düşman olacak, birbirinden kaçacaklardır. (bk. Abese 80/34-36)
Sadece dünya ve dünyalık için dostluğu mâhiyetini ve acı sonucunu şu misal ne güzel anlatır:
Bir gün Mevlânâ Hazretleri ve bazı dostları gezmeye çıkmışlardı. Biraz ilerleyince bir viraneye geldiler. Orada birkaç köpek birbirleriyle sarmaş dolaş olmuş uyuyorlardı. Siraceddin Tatarî:
“–Bu biçareler arasında ne güzel bir birlik vardır, ne güzel uyuyorlar ve birbirleriyle ne kadar da güzel sarmaş dolaş olmuşlar!” dedi. Bunun üzerine Mevlânâ:
“–Ey Siraceddin! Eğer bunların arasındaki dostluğu ve birliği anlamak istiyorsan, onların aralarına bir leş veya bir parça ciğer atıver. O zaman bu dostluğun nasıl bir dostluk olduğunu görürsün.
İşte şu gördüğün dünya ehli ve dünya malına tapanların aralarındaki dostluk da böyledir. Aralarında bir menfaat ve karşılık olmadıkça birbirlerinin dostudurlar; fakat değersiz bir dünyalık araya girince nice senelik nâmus ve şereflerini havaya atarlar ve aralarındaki tuz ekmek hakkını bir tarafa bırakırlar. Dolayıısyla nifak ehlinin zahiren şa’şaalı gözüken dostluklarının gerçekte bir kıymeti yoktur. Az önce verilen köpek misalinde olduğu gibi!” (Ahmet Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, I, 235)
Verilen örnekten de anlaşılacağı üzere kâfirlerin dostlukları bir fayda sağlamazken Cenâb-ı Hak, dünyadayken âyetlerine iman eden, onlara teslim olan ve Allah için birbirine dost olan o müttakî kulları, eşleriyle, aileleriyle birlikte cennetlere yerleştirecek, onları muhteşem bir şekilde ağırlayacak ve şânına yaraşır şekilde emsalsiz ikram ve ihsanlarda bulunacaktır. Cennetlikler canlarının çektiği her şeyi orada hazır bulacaklardır.
Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Şüphesiz cennetlikler orada yemek yerler ve içerler. Fakat ne tükürürler, ne küçük abdest bozarlar, ne büyük abdest bozarlar, ne de sümkürürler.” Orada bulunanlar: “Peki yedikleri ne olacak, nereye gidecek” diye sorunca da şöyle buyurur: “Geğirecekler ve yedikleri miski andırır şekilde derilerinden sızacaktır. Onlara nefes almaları ilham edildiği gibi tesbih, tahmid ve tekbir[1] getirmeleri ilham olunacaktır.” (Müslim, Cennet 18)
İstenilen her şeyin orada olmasıyla alakalı şu rivayet ne güzeldir:
Bir adam Peygamber (s.a.s.)’e: “Ey Allah’ın Rasûlü! Cennette at var mı?” diye sordu Efendimiz (s.a.s.): “Allah seni cennete girdirirse, orada kırmızı yakuttan yapılmış ve cennette istediğin yere uçarak seni götüren bir atın üzerinde taşınmak ister misin?” buyurdu. Bureyde dedi ki: Yine bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Acaba cennette deve var mıdır?” diye sordu. Allah Resûlü (s.a.s.) ona diğerine söylediğinin benzerini söylemedi, şöyle buyurdu: “Allah seni cennete girdirecek olursa, senin orada canının çektiği ve gözünün lezzet aldığı her şey olacaktır.” (Tirmizî, Cennet 11)
“Gözlerin zevk aldığı şey” cennetin göze hitap eden nimetleri olabilir. Bunların en zirvesi ise şüphesiz Allah Teâlâ’nın cemâlini seyretmektir.
Dipnot:
[1] Tesbîh: سُبْحَانَ اللّٰهِ (sübhânellâh), سُبْحَانَ اللّٰهِ وَ بِحَمْدِه۪ (sübhânellâh ve bi hamdih) gibi zikirlerle Allah Teâlâ’yı tüm ortaklardan ve noksan sıfatlardan pak ve uzak tutmaktır. Tahmîd:اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ (elhamdulillâh) gibi sözlerle Allah’a hamdetmek, O’nu övüp yüceltmektir. Tekbîr. اَللّٰهُ اَكْبَرُ (Allahu ekber) diyerek Allah’ın en büyük olduğunu ilan etmektir.
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com