Zayiat Ne Demek? Zayiat Ne Anlama Gelir?

NE NEDİR?

Zayiat ne demek? Zayiat kelimesinin anlamı nedir? Zayiat kelimesine örnek cümleler...

Zayiat: Kayıplar. Zarar ve ziyan anlamlarına gelmektedir.

ZAYİAT KELİMESİNE ÖRNEK CÜMLELER

Cenâb-ı Hakk’ın, Peygamberi’ne ve mü’minlere olan merhamet ve lutfu ile Uhud günü, bütün karışıklıklara rağmen, müşrikler hedeflerine varamadılar. Bu arada ashâb-ı kirâm hazarâtı, Rasûlullâh’ı görerek yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Müşriklerin hücûmu göğüslendi. Mü’minler, büyük bir sebatla Allâh Rasûlü’nü korudular. Mekkeli müşrikler, yeniden zâyiat vermeye başladı. Bunun üzerine kayıpların artmaması için biraz geri çekildiler. Bu fırsatı değerlendiren Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de Uhud Dağı’na çekildi. Bu defâ da Ebû Süfyân, dağın tepesinden mü’minlerin üzerine sarkmak istediyse de başarılı olamadı.

*****

O gün elinde tam dokuz kılıç parçalanan Hazret-i Hâlid -radıyallâhu anh- , bu fırsatı da değerlendirerek kendisi de düşmana hissettirmeden orduyu geri çekti. Bu siyâsî manevra, onun askerî dehâsını perçinleyen ikinci bir hareket oldu. Böylece iki ordu yenişemeden savaşı bırakmış olarak geri çekilmişlerdi. Hazret-i Hâlid -radıyallâhu anh-, fazla bir zâyiat verdirmeden orduyu Medîne’ye getirdi. Yedi gün süren savaşta şehîd olanların sayısı on dörttü. Düşmandan öldürülenler ise pek çoktu. Müslüman ordusu, yanlarında az çok ganîmet de getirmişti. (Vâkıdî, II, 764, 768; İbn-i Sa’d, III, 407)

*****

Ashâb-ı kirâm, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den, Tâif muhâsarasında müslümanlara pek çok zâyiât verdiren Sakîf kabîlesine bedduâ etmesini istemişlerdi. Rahmet Peygamberi ise onların hidâyeti için duâ etti:

“Yâ Rabbî! Sakîf’e hidâyet nasîb eyle! Onları bize gönder!..” diye Hakk’a niyâz ve ilticâ eyleyerek oradan ayrıldı. Netîcede bu duânın bereketiyle kısa bir müddet sonra Sakîfliler müslüman olmak için Allâh Rasûlü’ne geldiler. (İbn-i Hişâm, IV, 134; Tirmizî, Menâkıb, 73/3942)

*****

Aynı seferde devamlı ilerleyen Osmanlı ordusu, bir kalenin fethinde hayli güçlük çekmiş, pek çok asker zâyiâtı vererek zor durumda kalmıştı. Sultan Yıldırım Bâyezîd, neredeyse kalenin düşmesinden ümîdini yitirmek üzereydi ki, birden kale kapılarının ardına kadar açıldığını gördü. Hattâ açan kimseyi de hayâl-meyâl fark etti. Sanki bu da, yaralarını saran o nur yüzlü genç idi. Bu hayret veren manzara karşısında Yıldırım Bâyezîd, derhâl hücûm emri vererek fethi gerçekleştirdikten sonra o mâneviyat erini arattırdı. Ancak önceki hâdisede olduğu gibi yine bulduramadı. Böylece kendisine iki defa en zor anlarında yardım eden o nur yüzlü genç, gönlünü merak hisleriyle dolduran bir muammâ oldu.