Zariyat Suresi 56. Ayet Ne Anlatıyor?
Zâriyât Suresi 56. ayet, insan ve cinlerin yaratılış gayesini Allah’a kulluk olarak bildirerek kulluk sorumluluğuna dikkat çekiyor.
Mahlûkatın yaratılış gayesini Cenâb-ı Hak şöyle bildiriyor:
ZÂRİYÂT SURESİ 56. AYET: MAHLÛKATIN YARATILIŞ GAYESİ
Zariyat Suresi 56. Ayet Arapça:
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Zariyat Suresi 56. Ayet Meali:
Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zâriyât, 51/56)
Bilgi:
Muâz b. Cebel anlatıyor: “Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ‘Ey Muâz! Allah’ın kullar üzerinde, kulların da Allah üzerinde ne hakkı vardır, bilir misin?’ buyurdu. Ben, ‘Allah ve Resûlü daha iyi bilir’, dedim. Bunun üzerine Resûlullah, ‘Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı, onların sadece Allah’a kulluk etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak tutmamalarıdır. Kulların da Allah üzerindeki hakkı, kendisine şirk koşmayanlara azap etmemesidir.’ buyurdu.” (Buhârî, Cihâd 46)
Mesaj:
- İnsanların ve cinlerin yaratılmasının amacı, Allah’ı tanıyıp O’na ibadet ve kulluk etmeleridir.
- İnsan, hayatıyla ilgili planlamalar yaparken yaratılış gayesini asla hatırından çıkarmamalıdır.
Kelime Dağarcığı:
Cin: Meleklerden ve insanlardan ayrı, duyu organlarıyla algılanamayan, çeşitli şekillere girebilen ve ilahî emirlere uymakla yükümlü tutulan ruhanî varlık.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Zariyat Suresi 56. Ayet Tefsiri:
- Ben cinleri ve insanları ancak beni tanıyıp bana kulluk etsinler diye yarattım.
- Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum; beni doyurmalarını da istemiyorum.
- Muhakkak ki Allah, evet O, bütün rızıkları veren, sonsuz kudret ve sarsılmaz kuvvet sahibi olandır.
Cin ve insan cinsinin yaratılmasının hikmeti, Cenâb-ı Hakk’ı tanıyıp ona kulluk etmektir. Onlar, kendilerini yarattığı için Allah’a kulluk etmelidirler. Çünkü tek yaratıcı olması sebebiyle ibâdet edilme hakkı da yalnızca Allah’a aittir. Bunun dışında başka şeylerle tüketilen ömürler ve yapılan ameller zayi edilmiş olur. Bunun bir de vebâli ve azabı olacaktır.
“Bana ibâdet etsinler” ifadesi “beni tanısınlar” şeklinde de tefsir edilmiştir. Bunun mânası ise “Beni ma’bud bilsinler; beni kalpte tanıyarak mârifetullâha ersinler” demektir. Gerçek şu ki, Allah’ı tanıyıp bilmeden O’na gerçek bir kulluk yapılamaz. Nitekim ashâb-ı kirâm, Resûlullah (s.a.s.)’e:
“−Yâ Rasûlallah! Amellerin hangisi daha faziletlidir?” diye sordular. O da:
“−Allah’ı bilmektir!” buyurdu.
“−Hangi amel mertebeyi artırır?” diye sordular. Yine:
“−Allah’ı bilmek!” buyurdu. Bunun üzerine:
“−Yâ Rasûlallah! Biz amelden soruyoruz, Siz ilimden cevap veriyorsunuz!” dediklerinde Resûlullah (s.a.s):
“−Allah’ı bilerek yapılan az amel bile fayda verir. Fakat cehâletle yapılan çok amel bile fayda sağlamaz!” buyurdular. (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, IV, 688)
Mezheb imamı Ahmed b. Hanbel (r.h.)’ın sergilediği şu nezâketli davranış, Allah Teâlâ’yı tanımanın zahirî ilmin ötesinde daha derin bir mâna taşıdığını ifade eder:
Anlatıldığına göre Hazret, sık sık büyük velî Bişr-i Hafî (k.s.)’un yanına gider, onunla sohbet ederdi. Tam mânasıyla ona bağlanmıştı. Bir defasında talebeleri dediler ki:
“–Ey İmâm! Sen, Kur’ân ve sünnet ilimlerinde müctehid bir âlimsin. Buna rağmen böyle sıradan bir insanın yanına gidip gelmen sana yakışır mı?” Büyük İmâm şu cevâbı verdi:
“–Evet, saymış olduğunuz hususları ben ondan daha iyi bilirim. Ama o, Cenâb-ı Hakk’ı benden daha iyi bilmekte ve tanımaktadır.”
Şunu belirtmek gerekir ki, Allah’ın, kulların ibâdetine ihtiyacı yoktur. Onlardan bir rızık veya kendisini doyurmalarını istemediği gibi, onları rızıklandıran da Allah’tır. Dolayısıyla O’na ibâdet edip etmemeleri O’nun Ulûhiyetini ve Rubûbiyetini etkilemez. Fakat Allah’a ibâdet etmek, insanın fıtratının gereğidir. Çünkü insan Rabbine ibâdet etmek için yaratılmıştır ve fıtratının aksine davranması kendi zararınadır.
Âyette geçen “ibâdet” kelimesi sadece namaz, oruç, hac vs. gibi belli bir niyet, şekil ve şartlar içinde yapılan ibâdetler mânasında değildir. Bu ifadenin tam anlamı, cin ve insanların Allah’tan başkasına tapmamaları, itaat etmemeleri, hiç kimseye boyun eğmeyip sadece Allah’ın huzurunda eğilmeleri, O’nun emirlerine itaat edip O’ndan korkmaları, sadece Allah’ın dininin kanunlarına uymaları, O’nun dışında hiç kimseden bir şey beklememeleri ve hiç kimsenin önünde dua etmek için el açmamaları demektir. Diğer bildiğimiz ibâdetler zaten bu tarifin içinde yer almaktadır. Ayrıca belirtmeye lüzum yoktur.
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com