Zamanın Kutbu Kimdir?

Kıssâlar

Bâyezid-i Bistami Hazretleri'nin zamanın kutbunu merak ederek düştüğü yolda yaşadığı ibretlik hadise...

Kutbiyet (kutb) mânevî mertebelerin en yükseği, kutup olan kimsenin makamı, kutupluk anlamına gelmektedir.

Bâyezîd-i Bistâmî -kuddise sirruh- anlatırlar:

Zamanımızda binlerce velî vardı. Fakat asrın kutubluğu vazîfesi EBÛ HAFS ADINDA bir demirciye verilmişti. Bunun hikmetine muttalî olmak için dükkânına gittim. Kendisini çok dertli gördüm ve sebebini sordum. Büyük bir hüzünle şöyle dedi:

“–Acabâ benim derdimden daha büyük bir dert, benden daha dertli bir insan var mı? Derdim şudur ki; acabâ kıyâmet gününde bu kadar ibâdullâhın hâli nice olur?”

Ardından ağlamaya başladı ve beni de ağlattı. Merak edip sordum:

“–Halkın muazzeb olmasından niçin bu kadar kederleniyorsun?”

Ebû Hafs Hazretleri cevâben:

“–Benim fıtratım merhamet ve şefkat mayasıyla yoğrulmuştur. Şâyet ehl-i cehennemin bütün azâbı bana yükletilip onlar affedilse, ben bundan ziyâdesiyle memnûn ve derdimden de halâs olurum...” dedi.

Bunun üzerine anladım ki, Ebû Hafs Hazretleri “nefsî nefsî” diyenlerden değil, peygamber meşrebinde olup “ümmetî ümmetî” diyenlerdendir. Onun yanında bir müddet kaldım. Bu arada kendisine bazı Kur’ân sûrelerini tâlim ettim. Ancak kırk senedir tahsil ve idrâk edemediğim dereceye onun vesîlesiyle ulaşmamla, asıl tâlimi o bana yapmaktaydı. Bâtınım feyz-i Rabbânî ile doldu. Yine anladım ki, kutbiyyet, ayrı bir sırdır.

Fazîlet, sadece ilim ve çok ibâdet ile değil, onların irfâna tebdîline ilâveten, Cenâb-ı Hakk’ın mevhibe ve teveccühü iledir. Şu kadar var ki, bu teveccüh ve mevhibenin Ebû Hafs Hazretleri’ne nasîb olmasında, ondaki engin şefkat ve merhametin tabiat-ı asliyye hâline gelmesinin bereketini de unutmamak gerekir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mesnevî Bahçesinden BİR TESTİ SU, Erkam Yayınları