Zabt-u Rabt Ne Demek? Zabt-u Rabt Ne Anlama Gelir?

NE NEDİR?

Zabt u rabt ne demek? Zabt u rabt kelimesinin anlamı nedir? Zabt u rabt kelimesine örnek cümleler...

Zabt u rabt: Sı­kı bir şe­kil­de tut­ma, bağ­la­ma, ita­at al­tı­na al­ma anlamına gelmektedir.

ZABT U RABT KELİMESİNE ÖRNEK CÜMLELER

Ramazân ayında bilhassa öfkeden şiddetle kaçınmak îcâb eder. Zîrâ oruç, bir yönüyle, davranış ve muâmelelerin kontrol altına alınması ve disipline
edilmesidir. Oruç; sahibini, azm ü sebât, hâle rızâ, metânet ve bilhassa sabır gibi fazîletlere erdiren bir ibâdettir. Şartlarına riâyetle tutulan oruç; rûhu, nefsânî temâyüllere esir olmaktan kurtarır. Oruç, içimizdeki nefs canavarını zabt u rabt altına alan ve böylelikle insanın derûnunda fıtraten meknûz olan merhamet ve şefkat duygularının inkişâfını sağlayan rûhî bir disiplindir. Bize merhameti en iyi tâlim eden ve onu en iyi besleyen ibâdet, oruçtur. Nefsin açlıkla terbiye olarak, hodgâmlıktan diğergâmlığa doğru seviye alması îcâb eder ki; gönlümüz merhamet duygularıyla dolsun, yardım elimiz zayıf ve bîçârelere uzansın, yüreğimiz onların dertlerini paylaşsın ve mâtemlerin civârında yer alsın. Zîrâ, insanlığımızın bu âlemdeki bir şâhidi olan merhamet, bizi kalben Allâh’a yaklaştıran ilâhî bir cevherdir.

*****

İşte oruç, içimizdeki nefis canavarını zabt u rabt altına alan ve böylelikle insanın derûnunda fıtraten meknuz olan merhamet ve şefkat duygularının inkişâfına zemin hazırlayan rûhî bir disiplindir.

Hakîkaten oruç; nîmetlerin kadrini bildiren, hamd ve şükre sevk eden, yoksulların hâlinden anlamayı öğreten, muhtaçların “acıyın bize” feryatlarına karşı gönüllerde merhamet akisleri uyandıran, şefkat ve merhameti bütün fânî sevdâların üzerine yükselten ve kimsesiz bîçârelere yardım hissini canlandıran, ulvî bir kulluk şuurudur. Yine oruç, gönüllerdeki ihtiras ve tamâ fırtınalarını dindiren ve sabır meziyetini tâlim eden ne güzel bir terbiye mektebidir.

Nefisleri terbiye eden bu mektebin en mühim yönü de şüphesiz ki insana yaşattığı birtakım imtihanlardır. İnsan bu imtihanlara, doğru karşılık verebildiği ölçüde ve önüne çıkan engelleri sabırla aşabildiği nisbette orucun hakîkatine yaklaşmış olur.

*****

Bu, yukarıda birçok kereler ifâde ettiğimiz üzere, insanın “hayır” ve “şer” olmak üzere iki kutupluluk gerçeğine işârettir. Dînin emirleri ve bunlara ilâveten tasavvufî temrinlerin gâyesi, şer temâyülleri mümkün olduğunca tesirsiz hâle getirerek, insan benliğine hayrın galebesini sağlamaktır. Bunun için bütün uzuvları ilâhî emirlere itaat çerçevesinde kullanmak gerekir. Lâkin, bu hususta kalble alâkalı ameller ve temrinler, her şeyden daha ehemmiyetlidir. Çünkü bir hissiyât merkezi olan kalb, tefekküre, tefekkür ise irâdeye yön verir. Bu demektir ki, bütün irâdî fiillerin temel sâikı kalbdir. Orada yerleşip kök salan hislerdir. Kalb ise irâde karşısında en müstakil bir uzuvdur. Onun ilâhî emirler çerçevesine oturtulması, diğer uzuvlardan daha ehemmiyetli ve daha güçtür. Yukarıda hasta kalbler için işâret ettiğimiz tedâvî yollarına âit güçlükler, bu keyfiyeti isbât için kâfîdir. Ancak elde edilen her netîcenin değeri, ona ulaşabilmek için katlanılan güçlükler nisbetinde olduğundan, kalbin zabt u rabt altına
alınmasının da ind-i ilâhîdeki değeri pek büyüktür. Bunda muvaffak olanlara Cenâb-ı Hakk’ın melekiyet ve bâzan da ondan daha üstün hasletler lutfetmesi bu hikmete mebnîdir.