Yıkıntılar Arasında Yükselen Nur: Gazze
Gazze’nin yiğit insanları zulme meydan okuyor: Şehadet ve iman nuruyla dünyaya en büyük insanlık dersini veriyorlar.
“Kim âhiret kazancını isterse onun kazancını artırırız. Kim de âhireti bırakıp sadece dünya kazancını isterse ona da ondan veririz; fakat onun âhirette bir nasîbi olmaz.” (Şûrâ Suresi 20)
TOHUMDAN ŞEHADETE: GAZZE’NİN İMAN SERÜVENİ
Aliya İzzetbegoviç; “Bizi toprağa gömdüler, fakat tohum olduğumuzu bilmiyorlar” demişti. Bu dünyada hiç kimse Filistin halkı kadar çok tohum ekmemiştir! Bu dünyada hiç kimse Filistin halkı kadar iman nurunun zirvesine şahitlik etmemiştir! Filistin halkı; “Canım sana feda Ya Rasûlullah”ın tohumunu taşıyor, bu tohumla toprağa düşüp şehitlik mertebesine ulaşıyor.
Ölürken şehitlik mertebesine erişen ölümsüzlüğü kazanır. Şehitler insanoğlunun kaybettiği en değerli faziletlere hâvidir. İlk Şehidimiz Habil’in şehadetinden itibaren İslam’ın şehitleri, görünüşteki ölümleriyle insanlığa hayat olmuşlardır. Şehitler insanlığı aydınlatan yıldızlar gibidir. Ölüm anında Cemalullah’ı müşahede eder ve Allah’a kavuşurlar.
ZULMÜN ORTASINDA BİR ŞEB-İ ARUS: DÜĞÜNLER
Gazze'de, yaşanması imkânsız hale getirilen o mübarek topraklarda, muhteşem bir Şeb-i Aruz düğün gecesi doğuyor. Dünyanın benzerini hiç görmediği bu kutlama nurun zirvesine şahitlik ediyor. Gazze'de, o devasa yıkımın ortasında, 54 çift toplu düğünle evlendi. Bu evlenen, pırıl pırıl çiftler, İslam'ın ruhaniyetini taşıyorlar ve biz bu kutlamaların zirvesine şahitlik ediyoruz. Gazze topraklarında, dehşetli yıkımın ortasında, düğünün nurun âlâ nurunun yansımasına şahitlik ediyoruz. Sonsuz acılar içinde, yeryüzünde, cennetteki mutluluğa şahitlik ediyoruz.
Soykırımcılara karşı Filistin halkının cevabıdır bu: Yeni bir hayat kuruyoruz, eminiz ki çocuklarımız da geleceğimizi kuracaktır. Asla yok edemedikleri bir milletin katillere karşı meydan okumasıdır. Bu düğün kutlamaları, Saff Suresi 8. ayetin; “Kafirler'in hoşuna gitmese de Allah, nurunu tamamlayacaktır” gerçekleşmesidir! Bir Filistinli sesleniyor: Onların hayatlarını ellerinden aldığınızı mı zannediyorsunuz? Ama gerçekte siz onlara cenneti hediye ediyorsunuz, onlara şehitlik makamını sunuyorsunuz, onların imanlarını ve hakikatini güçlendiriyorsunuz.”
Gazze Ashiva Hastanesi'nde yaklaşık 200 tıp öğrencisinin mezuniyet töreninin gerçekleştiği olağanüstü bir olaya tanık oluyoruz. Bu öğrencilerin deneyimleri son derece zorlu ve çetin bir süreçti. Bomba saldırıları altında, eğitimleri sürekli kesintiye uğrarken, kitlesel yaralanmalara maruz kalırken tıp eğitimi aldılar. Geleneksel dersler yerine sınıfları acil servislerdi ve sınavları gerçek hayatlardı. Bugünkü mezuniyet sadece akademik bir dönüm noktası değil, bu öğrenciler için mümkün olan en zor koşullarda, dirençlerinin bir kanıtıdır!
Dünyadaki en derin yara Gazze'nin topraklarında. Okulu yok, hastanesi, evi, camisi, dükkânı yıkılmış. Yemeği, ilacı, suyu, elektriği olmayan, her an en ağır hayat derslerinin altında kalan, ama buna rağmen mükemmel bir şekilde diriliş gücünün nurunu yansıtan Filistin halkı, bizim hayat dersimiz oldular. Daha önce benzeri görülmemiş, ibret alınacak en nurani misallerle var oldular! Dünyaya insan olmak nedir öğrettiler. Hiçbir güç onları esir alamıyor, hürriyetin en güzel yaşıyorlar. Onlar zulüm ateşi içinde nübüvvetin nuruna eriştiler.
Bir müminin en bereketli ameli, en yüce hayat gayesi; toprağa bir tohum ekmektir. Zira Fahr-i Kâinat Efendimiz aleyhis-salâtü ve’s-selâm şöyle buyurur: "Kıyamet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da onu dikmeye gücü yeterse, mutlaka onu diksin, bırakmasın."
Bu hadis-i şerif, kalbe dokunan en derin uyarılardan biridir. Ashâb-ı Kiram Efendilerimizin hayatı bu ahlakın bizzat kendisidir. Onlar, zulmün en koyu gölgesinde, işkenceler, düşmanlıklar karşısında dahi iyiliği ektikçe ektiler. Her şeye rağmen sevgi tohumunu, ahiret tohumunu, iman tohumunu, tevhid tohumunu ekmeye devam ettiler. Bu ahlakın varislerine bugün Gazze topraklarında şahitlik edebiliriz.
Hz. Âdem babamızdan öğreniyoruz ki tüm yaptıklarımız, daha sonra karşımıza çıkacak birer tohum niteliğindedir. Haramlar, Allah’ın sevmediği şeylerin hâsıl olmasına sebebiyet verecek ve bizi Allah’ın sevgisinden uzaklaştıracak şeytanî tohumlardır. Helallerse şükür ve muhabbetle yapıldığı vakit, tam tersine, Allah’ın sevdiği şeylerin hâsıl olmasına sebebiyet verecek ve bize ilahî hazineyi keşfettirecek birer aşk tohumudur.
İşlediğimiz haramların birer şeytanî tohum olduğunu bilmeliyiz. Ektiğimiz şeytanî tohumlardan hâsıl olanlarla karşı karşıya kalıyor, onlarla doyuyor, onlarla oturup kalkıyoruz. Aynı şekilde şükür ve muhabbetle işlediğimiz helallerse yine toprağa ekilen tohumlardan hâsıl olan hoş kokulu meyveler gibi Rahman’ın zikrine dönüşüyor ve hamil olduğumuz Nur-u Muhammedi’ye doğru çekiyor.
HELAL LOKMA: RUHUN VE HİKMETİN KAYNAĞI
Hz. Mevlânâ helal ve haram kazanç hakkında eşsiz hikmetlerini şöyle sunuyor: “Ne kadar helal lokmalar vardır ki, tembellik, kusur ve alçaklıktan başka meyve vermez. Senin aşkını, şevkini, zevkini, idrakini artıran ve seni öteki âleme karşı şevklendiren, peygamberlerin ve velilerin yoluna götüren lokma, helal lokmadır.
Eğer bu helal lokmadan, yukarıda söylenilenlerin aksine, insanda fena şeyler hâsıl olursa, bu lokmanın tamamen haram olduğunu bil!
İnsanın nurunu ve kemalini artıran lokma helal kazanılmış bir lokmadır. Eğer bir lokmanın içinde hile ve kıskançlık görürsen, ondan cehalet ve gaflet doğarsa, o lokmanın haram olduğunu bil!
İlim, hikmet, aşk ve rikkat helal lokmadan doğar. Ruhta ibadet meyli ve öteki dünyaya gitme kararı helal lokmadan doğar.
Yiyebildiğin kadar ye, fakat kendini dünyaya harç etme! Enbiyanın ve Evliyanın sözlerini tutmaya gayret et, yoksa lokma seni yer!
Peygamber aleyhis-salât-ü-ves-selâm Hazreti Ömer hakkında: “Ömer'in yediği gibi yiyin, çünkü o, erkekçe yer ve erkekçe amel eder” buyurmuştu.
Eğer lokma sende cevher oluyorsa, yiyebildiğin kadar ye! Lokma her kimde celal nuru halinde geliyorsa, o kimse ne isterse yesin, ona helaldir!”
Gök sofrasına katılalım! Hayat suyunu içelim! Her helal lokma yediğimizde ölmüşlerin ruhuna gitsin!
Açgözlülük azalmadan, menfaat, şöhret, makam sahibi olmaktan vazgeçmeden, nefs-i emmarenin heveslerinden kurtulmadan, yaklaşmak ve yükselmek derdinde olmadan, körlükten, dilsizlikten, sağırlıktan kurtulmadan, kendi eksikliklerimizi, düşüklüğümüzü, yetersizliğimizi, sınırlarımızı, başarısızlıklarımızı, kusurlarımızı idrak etmeden, kendi benliğimizden kurtulmadan, Rahman’ın rızasına kavuşamaz ve böylece tohum ekmeye muvaffak olamayız.
Ancak kendisiyle sürekli hesaplaşan, istikamet üzere yaşayan, dürüstlüğe erişen, iç huzura, selamete kavuşan, dünya nimetlerinin sevgisini kalbine sokmayan, ilâhî mesuliyetleri sırtlanarak, emaneti taşıyabilen kişi tohumu toprağa ekmeye muvaffak olacaktır.
Kaynak:Rabia Brodbeck, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480